| Kelime | Anlam |
|---|
| NÜMA: | f. Gösteren veya gözüken mânasında olup, birleşik kelimeler yapılır. |
| NÜMAYAN: | f. Görünen, aşikâr olan, gözükücü olan. Parlayan. |
| NÜMAYANTER: | f. Fazla görünen, en çok görünen. |
| NÜMAYENDE: | f. Gösterici. |
| NÜMAYİŞ: | .f Görünüş, gösteriş, dış görünüş. Gösteri. |
| NÜMAYİŞGÂH: | f. Gösteri yeri. |
| NÜMAYİŞKÂR: | f. Gösterişli. |
| NÜMAYİŞGÂH: | f. Gösteri yeri. |
| NÜMAYİŞKÂR: | f. Gösterişli. |
| İçerisinde 'NÜMA' geçenler |
|---|
| ÂLEMNÜMA: | f. Dünyayı gösteren. |
| AŞKNÜMA: | f. Aşkını bildiren. Aşkını gösteren. |
| ATEŞ-NÜMÂ: | f. Ateş gösteren. |
| ATEŞ-NÜMÂ: | f. Ateş gösteren. |
| BAD-NÜMA: | f. Rüzgârın esme istikametini gösteren âlet. * Fırıldak. |
| BARİK-NÜMA: | f. Işıklı. Parlak. |
| BÎ-HANÜMAN: | f. Çoluk çocuksuz, yersiz yurtsuz. |
| CİHAN-NÜMA: | f. Dünyayı gösteren harita veya coğrafya. * Çatının üzerinde her tarafa nezareti olan açık taraça. * Meşhur Türk Âlimi Kâtib Çelebi'nin 1654 (Hicri: 1065) tarihinde çizdiği Asya Kıt'asının haritası. |
| CİLVENÜMÂ: | f. Cilve yapan, cilve gösteren, cilve eden. |
| DUR-NÜMA(Y): | f. Uzağı gösteren. |
| GARABET-NÜMA: | f. Yabancılık çeken. Garip, tuhaf. |
| GENDÜMNÜMA: | f. Yüze gülüp aldatan. Hilekâr. |
| GÎTÎ-NÜMA: | f. Dünyayı gösteren, cihanı gösteren. |
| HANDENÜMA: | f. Gülen. |
| HAYRET-NÜMÂ: | f. Hayret gösteren, hayret veren. |
| HAZANNÜMA: | f. Sonbahar görünüşlü. * Mc: Hüzün ve keder verici. |
| HİKMET-NÜMA: | f. Hikmet gösteren. |
| HODNÜMA: | f. Gösteriş meraklısı. Gösterişe meraklı olan kimse. |
| HOŞNÜMA: | f. Güzel görünen. |
| HOŞNÜMA: | f. Güzel görünen. |
| İBRETNÜMA: | f. İbret gösteren. İbret veren. |
| İ'CAZNÜMA: | Mu'cize gösterir derecede. Mu'cize derecesinde eser göstermek. Âciz bırakmayı göstermek. |
| KÂR-NÜMA: | f. Menfaat gösteren. * Usta çıkacak olan çırakların, ustalıklarını göstermek için yaptıkları örneklik iş. |
| KIBLENÜMA: | (Kıblenâme) f. Kıblenin tâyinine yarayan pusula. Cihet ve yön gösteren âlet. |
| MU'CİZNÜMA: | f. Mu'cize gösteren. |
| NÜMAYAN: | f. Görünen, aşikâr olan, gözükücü olan. Parlayan. |
| NÜMAYANTER: | f. Fazla görünen, en çok görünen. |
| NÜMAYENDE: | f. Gösterici. |
| NÜMAYİŞ: | .f Görünüş, gösteriş, dış görünüş. Gösteri. |
| NÜMAYİŞGÂH: | f. Gösteri yeri. |
| NÜMAYİŞKÂR: | f. Gösterişli. |
| NÜMAYİŞGÂH: | f. Gösteri yeri. |
| NÜMAYİŞKÂR: | f. Gösterişli. |
| RAH-NÜMA: | f. Yol gösteren, kılavuz. (Bak: Rehnüma) |
| REHNÜMA: | f. Yol gösteren. Kılavuz. |
| REVNAK-NÜMA: | f. Tâzelik, güzellik ve parlaklık gösteren. |
| REVNÜMA: | (Ru-nüma) f. Zuhur eden, kendini gösteren. * Yüz görümlüğü. |
| RU-NÜMA: | f. Yüz gösteren, meydana çıkan. * Yüz görümlüğü. |
| SAN'ATNÜMA: | San'atkârlığını gösteren, san'at gösteren. |
| SAVAB-NÜMA: | f. Doğruyu gösteren. |
| ŞU'LENÜMÂ: | f. Alev gösteren, alevli. |
| ŞU'LENÜMÂ: | f. Alev gösteren, alevli. |
| TERENNÜMÂT: | (Terennüm. C.) Terennümler. Güzel güzel anlatmalar. * Şarkı söylemeler. Ötmeler, musikîler. |
| VAHDET-NÜMÂ: | Vahdet gösteren, birlik ifade eden. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| NÜMAYAN : | f. Görünen, aşikâr olan, gözükücü olan. Parlayan. |
| NÜAME : | Eksen. Çark veya çıkrık ortasındaki mihver. |