Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
NADİ: Nidâ eden, haykıran, çağıran.
Halkın, meşveret gibi, birşey konuşmak üzere bir yere toplanmaları. Nitekim İslâmdan evvel Mekke'de Kureyş'in toplandığı meclis binasına "Darünnedve" denilirdi. Nâdi; orada ve o gibi yerlerde toplanan heyettir ki; bezm, meclis, mahfil, kongre tâbirleri gibidir. (E.T.)
NADİB: Geçmiş.
Hafif adam.
Yas tutan.
NADİC: Olgun meyve.
İyi pişmiş et.
NADİD: Salkımları sık olan üzüm veya muz.
İçi doldurulmuş yastık, minder, şilte gibi şeyler.
NADİM: Nedamet etmiş, pişman.
NADİMÂNE: f. Pişmanlıkla, pişman olarak, nedamet duyarak.
NADİMİYET: Pişmanlık, nedamet.
NADİR(E): Az bulunan. Seyrek.
NADİRÂT: Az bulunan şeyler.
NADİREDÂN: f. Zarif, âlim.
NADİREKÂR: f. Nâdir işler ve san'atlar yapan.
NADİREN: Nâdir ve az olarak. Çok aralıklı. Pek az bulunur.
NADİRE-PERDÂZ: f. Güzel söz söyleyen.
NADİRE-SENC: f. Nükteli konuşan, güzel fıkralar anlatan, zarif kimse.
NADİRET: Güzellik, parlaklık, tazelik.
Hoş ve lâtif.
NADİYE: Sudan uzak olan hurma ağacı.
İçerisinde 'NADİ' geçenler
ANÂDİL: (Andelib. C.) Bülbüller.
BENADİR: (Bender. C.) Ticaret yerleri. Ticareti işlek limanlar.
CENADİF: Şişman, kısa boylu kimse.
ENADİD: Perişan, saçılmış, dağılmış, pejmürde şeyler. Perakende.
HABNADİDE: (Hâb-nâdide) f. Büluğa ermemiş çocuk. Erginlik çağına gelmemiş erkek veya kız.
HANADİS: (Hındıs. C.) Musibetler. * Karanlık geceler. * Şiddetli hâller.
İKAD-I KANADİL: Kandillerin yakılması.
İNADİYE: Eşyanın hakikatlarını, varlığını inkâr eden bir zümre. (Bak: Sofizm)
İSNADÎ: İsnad etmekle alâkalı.
İSNADİYYAT: İsnad ile ilgili düşünceler. * Aslı esası olmadığı halde birisine isnad edilen sözler.
İSTİNADÎ: İstinad etmekle alâkalı.
KANADİL: (Kandil. C.) Kandiller.
KÜFR-İ İNADÎ: İnadî dinsizlik, inadî küfür. Hakikat isbat edildiği halde yine imana gelmemek. Bilip de kabul etmez olmak.
MENADİF: (Mindef. C.) Hallaç yayları.
MENADİL: (Mendil. C.) Mendiller. Küçük havlular, peçeteler.
MÜNADİ: Nidâ eden, seslenen, çağıran. Müezzin.
MÜNADİM: Nedimlik eden. Meclis arkadaşı.
MÜNADİMÎN: (Münadim. C.) Nedimler. Bir büyüğün yakını olan kimseler.
MÜTENADİ: (Nida. dan) Birbirini çağıran. Birbirine nida eden.
MÜTENADİR: (Nedret. den) Az bulunur. Nâdir.
NADİB: Geçmiş. * Hafif adam. * Yas tutan.
NADİC: Olgun meyve. * İyi pişmiş et.
NADİD: Salkımları sık olan üzüm veya muz. * İçi doldurulmuş yastık, minder, şilte gibi şeyler.
NADİM: Nedamet etmiş, pişman.
NADİMÂNE: f. Pişmanlıkla, pişman olarak, nedamet duyarak.
NADİMİYET: Pişmanlık, nedamet.
NADİR(E): Az bulunan. Seyrek.
NADİRÂT: Az bulunan şeyler.
NADİREDÂN: f. Zarif, âlim.
NADİREKÂR: f. Nâdir işler ve san'atlar yapan.
NADİREN: Nâdir ve az olarak. Çok aralıklı. Pek az bulunur.
NADİRE-PERDÂZ: f. Güzel söz söyleyen.
NADİRE-SENC: f. Nükteli konuşan, güzel fıkralar anlatan, zarif kimse.
NADİRET: Güzellik, parlaklık, tazelik. * Hoş ve lâtif.
NADİYE: Sudan uzak olan hurma ağacı.
SANADİD: Bahadır ve şeci' olanlar. Kahramanlar. İleri gelenler, reisler, padişahlar.
SANADİD-İ KUREYŞ: Kureyş'in ileri gelenleri, seraskerleri, büyükleri.
SANADİK: (Sunduk. C.) Sandıklar.
SANADİD-İ KUREYŞ: Kureyş'in ileri gelenleri, seraskerleri, büyükleri.
TENADİ: Birbirine nida etmek, çağırmak. * Bir araya toplanma.
ZENADİKA: (Zındık. C.) Zındıklar.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
NADİB : Geçmiş. * Hafif adam. * Yas tutan.
NADAR : (Nadâret) Altun.
NA : Arabçada "Biz" mânasına gelen zamirdir. Meselâ: Kitabünâ $ : "Kitabımız" misalinde olduğu gibi, kelimenin veya fiilin sonuna eklenen bitişik zamirdir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...