Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| NAFİ: | (Nefiy. den) Giderici, yok eden, nefyeden, menfi yapan. |
| NAFİ': | Menfaatli. Faydalı. Yarar. Şifalı. Esma-i Hüsnâdan bir isim. |
| NAFİA: | İnşaat işleri. Faydalı işler. Menfaatli olanlar. |
| NAFİC: | (C.: Nevâfic) Kaburga kemiklerinin sonu. |
| NAFİCE: | (C.: Enfice) Misk göbeği. |
| NAFİH: | (Nefh. den) Üfürücü, üfleyici. |
| NAFİKA: | (Nüfeka) (C.: Nevâfık) Keler yuvalarından biri. |
| NAFİLE: | Fık: Farz ve vâcibden gayrı mecburiyet olmadığı hâlde yapılan ibadet. Fazladan yapılan iş. Menfaatli olmayan. Ziyâdeden olan. Torun. Ganimet malı. Bahşiş. Atiyye. |
| NAFİR: | Nefret eden. Ürken, korkan. Sevmeyen. Galip olan. Öksürüp burnundan sümüğü saçılan koyun. |
| NAFİS: | (Nefs. den) Gözü nazar değer olan kimse. Açan ve ferahlandıran. |
| NAFİS-ÜL KERB: | Sıkıntı ve belâlara, göz değmesine, nazara te'sir edip kaldıran. |
| NAFİS: | Okuyup üfüren. |
| NAFİZ: | İçe işleyen. Delip geçen. İçeri giren. Sözü geçen, kendine itaat edilen. Te'sirli, nüfuzlu. |
| NAFİZ-ÜL EMR: | Emri geçip sözü dinlenilen. Kendisine itaat edip boyun eğilen. |
| NAFİZ-ÜL KELİM: | Sözü geçen. |
| NAFİZ: | Çok fazla titreten sıtma. |
| NAFİZE: | Karından vurulup arkaya çıkmış olan yara. |
| NAFİZİYET: | Sözü geçerlik, nâfizlik. |
| İçerisinde 'NAFİ' geçenler | |
| DÜRUS-İ NÂFİA: | Faydalı olan dersler. |
| EBU NAFİ': | Sirke. |
| ENAFİS: | (Enfes. C.) En nefis olan şeyler. |
| FENAFİLİHVAN: | (Fenâ fi-l-ihvân) Tefâni. Yani; kardeşlerin birbirinde fâni olması; kendi hissiyat-ı nefsaniyesini unutup, kardeşlerinin meziyyât ve hissiyâtı ile fikren yaşaması. Samimi ihlâs üzerine müesses en yakın dostluk, en fedakâr ve en civanmert kardeşlik. |
| FENAFİLLAH: | (Fenâ fillâh) Tas: Abdin zât ve sıfâtının, Hakk'ın zât ve sıfâtında fâni olması. Başka bir ifade ile: Dünya alâkalarını külliyen kat' ve ehadiyet dergâhına tam bir teveccühle istiğrak haletidir. Sofi, bu maksada erebilmek için her şeyi terk eder. |
| FENAFİRRESUL: | (Fenâ fir-resul) Tas: Bütün varlığını Hazret-i Peygamber'in (A.S.M.) manevî şahsiyetinde yok etmek mânasına gelir. Hassaten, sünnî olan tarikat mensubuna göre Hz. Peygamber'in (A.S.M.) rivayet yolu ile nakledilen hadisleri ile beraber hareketlerini benimsemek ve O'na en küçük mes'elede aykırı harekette bulunmamak asıldır. |
| FENAFİŞŞEYH: | (Fenâ fiş-şeyh) Tas: Bütün maneviyatını şeyhin manevî şahsiyetinden, feyzinden almak manasına gelen bir tabirdir. |
| FENN-İ MENAFİ-ÜL A'ZA: | Bedendeki âzâların, uzuvların faydalarını anlatan ilim. (Bak: Anatomi) |
| GAYS-I NÂFİ': | Faydalı yağmur. |
| İTTİHAD-I MENAFİ': | Menfaatlerin bir ve ortak oluşu. İş birliği. |
| KANAFİZ: | (Kunfuz. C.) Kirpiler. * Dağ fareleri. |
| MÂ-İ NÂFİYYE: | $(Ben kâmil değilim) misâlinde olduğu gibi mânayı nefyeder. |
| MENAFİ': | (Menfaat. C.) Menfaatler. Faydalar. |
| MENAFİ-İ UMUMİYE: | Umumi menfaatler, umumi faydalar. |
| MENAFİH: | (Minfâh. C.) Körükler. |
| MENAFİZ: | (Menfez. C.) Delikler. Menfezler. * Nüfuz edecek yerler. |
| MEVADD-I NÂFİA: | Faydalı maddeler. |
| MÜNAFÎ: | Zıt, uymaz, aksi, aykırı. Mugayir ve muhalif olan. |
| MÜNAFİS: | Sırdaş. |
| MÜTENAFİ: | (Nefy. den) Biribirene zıt olan. |
| MÜTENAFİR: | Birbirinden nefret eden, ürken. Birbirini görmek istemeyen. * Edb: Yanyana gelişleri ile söylemede zorluk çıkaran kelime veya harf. |
| MÜTENAFİS: | Çekişen. Birbiriyle münâkaşa eden. |
| NAFİ': | Menfaatli. Faydalı. Yarar. Şifalı. * Esma-i Hüsnâdan bir isim. |
| NAFİA: | İnşaat işleri. * Faydalı işler. Menfaatli olanlar. |
| NAFİC: | (C.: Nevâfic) Kaburga kemiklerinin sonu. |
| NAFİCE: | (C.: Enfice) Misk göbeği. |
| NAFİH: | (Nefh. den) Üfürücü, üfleyici. |
| NAFİKA: | (Nüfeka) (C.: Nevâfık) Keler yuvalarından biri. |
| NAFİLE: | Fık: Farz ve vâcibden gayrı mecburiyet olmadığı hâlde yapılan ibadet. Fazladan yapılan iş. * Menfaatli olmayan. Ziyâdeden olan. * Torun. * Ganimet malı. Bahşiş. Atiyye. |
| NAFİR: | Nefret eden. Ürken, korkan. Sevmeyen. * Galip olan. * Öksürüp burnundan sümüğü saçılan koyun. |
| NAFİS: | (Nefs. den) Gözü nazar değer olan kimse. * Açan ve ferahlandıran. |
| NAFİS-ÜL KERB: | Sıkıntı ve belâlara, göz değmesine, nazara te'sir edip kaldıran. |
| NAFİS: | Okuyup üfüren. |
| NAFİZ: | İçe işleyen. Delip geçen. İçeri giren. * Sözü geçen, kendine itaat edilen. Te'sirli, nüfuzlu. |
| NAFİZ-ÜL EMR: | Emri geçip sözü dinlenilen. * Kendisine itaat edip boyun eğilen. |
| NAFİZ-ÜL KELİM: | Sözü geçen. |
| NAFİZ: | Çok fazla titreten sıtma. |
| NAFİZE: | Karından vurulup arkaya çıkmış olan yara. |
| NAFİZİYET: | Sözü geçerlik, nâfizlik. |
| SUNAFİR: | Her nesnenin hâlisi. Her şeyin iyisi ve doğrusu. |
| TENAFİ: | Birbirine zıt ve muhâlif olma. |
| ÜMM-ÜN NÂFİ': | Tavuk. |
| ÜNAFİ: | Büyük burunlu kimse. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| NAFİ' : | Menfaatli. Faydalı. Yarar. Şifalı. * Esma-i Hüsnâdan bir isim. |
| NÂF : | f. Göbek. * Mc: Orta. |
| NA : | Arabçada "Biz" mânasına gelen zamirdir. Meselâ: Kitabünâ $ : "Kitabımız" misalinde olduğu gibi, kelimenin veya fiilin sonuna eklenen bitişik zamirdir. |