Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
NASİ: Unutan, nisyan eden.
NASİB: Nasbeden, bir şeyi bir şeye diken.
Gr: Harfi (e) diye üstün okutan.
NASİB: Pay, hisse, kısmet.
Bir kimsenin elde edebildiği şey.
NASİBDAR: f. Nasibi olan. Hissedar.
NASİBDAŞ: f. Hissede beraber, nasipte eş olan.
NASİBE: Müfrit Haricîlerden ve Emevîlerden ve Hz. Ali'ye (R.A.) çok muhalif olan zümrenin adı.
NASİBE: (C.: Nesâib) Yollara dikilen işaret taşı. Bir yere dikilen taş.
NASİC: (Nesc. den) Dokuyan, nesceden.
Düzenleyen, tertib eden, sıralayan.
NASİF: Baş örtüsü.
NASİH: (Nesh. den) Battal eden, hükümsüz bırakan.
Kitabın kopyasını çıkaran.
NASİH: Nasihat eden, öğüt veren.
İçi temiz adam.
NASİH: (Nâsiha) (Nush. dan) Öğüt veren, nasihat eden.(...Hastalık ise birden gözünü açtırır. Vücuduna ve cesedine der ki: "Lâyemut değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni yaradanı düşün. Kabre gireceğini bil, öyle hazırlan." İşte hastalık bu nokta-i nazardan hiç aldatmaz bir nâsih ve ikaz edici bir mürşiddir. Ondan şekva değil, belki bu cihette ona teşekkür etmek; eğer fazla ağır gelse sabır istemek gerektir. L.)
NASİHÂNE: f. Öğüt vererek, nasihat ederek.
NASİHAT: İbret verici ders, tavsiye, ihtar, öğüt.
NASİHAT-ÂMİZ: f. İçinden öğüt alınacak söz.
NASİHATGER: f. Nasihat eden, öğüt veren.
NASİHATKÂR: f. Nasihat eden, öğüt veren.
NASİHAT-NÂPEZİR: f. Nasihat dinlemez, öğüt tutmaz.
NASİHATPEZİR: f. Nasihat tutar, öğüt tutar, öğüt dinler.
NASİK: (Nesak. dan) Düzenleyen, tertib eden.
NASİK: Allah yolunda ibâdet eden, dine bağlı, zâhid.
NASİL: Çenelerin altından boyun ile başın kavuştuğu yerde olan mafsal.
NASİL: Kıl dökücü ilâç.
NASİR: Nesir yazan.
Saçan, yayan.
NASİR: Nusret eden, zafer veren. Yardımcı. Muin.
NASİYE: Çehrenin gösterişi, alın, yüz.
NASİYE-PİRA: f. Alnı süsleyen.
NASİYESÂ: f. Alnını yere süren.
NASİYE-SÂZÎ: f. Alnını yere sürme.
NASİYY: Yaş ot.
NASİYYE: Nass oluş. Kat'ilik, şüphesizlik, kesinlik. (Bak: Nass)
NASİBDAŞ: f. Hissede beraber, nasipte eş olan.
İçerisinde 'NASİ' geçenler
ÂYÂT-I NÂSİH: Sâbık olan şer'i hükmün kaldırıldığını beyan eden âyetler. (Bak: Nesh)
BÎ-NASİB: f. Nasibsiz, tâlihsiz.
ENASİ: (Enâsiye) (İnsan. C.) İnsanlar. * Basar, göz.
ENASİYA: Bir mürekkeb ilâç.
HANASÎR: Helâk olmak.
HANASİRE: Hıyânet ehli, hâinler.
HANNASÎ: Şeytanla alâkalı.
HURUF-U NÂSİBE: Gr: Muzari (geniş zaman) fiilinin başına getirildiğinde o fiili nasbeden harfler. (En), (Len), (İzen), (Key) harfleri gibi.
MA'KUSEN MÜTENASİB: Mat: Tersine olan müvâzene. Yâni, birbirine nisbet edilen iki şeyden, biri çoğaldığı oranda diğerinin eksilmesi veya birinin azaldığı nisbetinde diğerinin çoğalması. Ters orantılı.
MEBSUTEN MÜTENASİB: Birbirlerine nisbetli olan iki şeyden birinin artmasıyla, diğerinin de aynı nisbetle artması; veya eksilmesiyle diğerinin de eksilmesidir. Doğru orantılı.
MENASİK: (Mensek. C.) İbâdet edecek yerler. İbâdet ederken lüzum eden usul, yol ve tarz.
MENASİK-ÜL HAC: Hacı olmak için Mekke-i Mükerreme'ye gidenlerin Kâbe'yi ziyaret etme, Arafat'ta vakfeye durma, kurban kesme, ihram giyme, muayyen bir yerden bir yere kadar yürüme gibi yapılan ibadet rükünleri. (Bak: Sa'y)
MENASİM: (Mensim. C.) Yollar, tarikler, meslekler. * Alâmetler, izler, eserler, nişânlar.
MENASİR: (Minser. C.) Yırtıcı kuşların gagaları. * Taşçı kalemleri.
MİNNETŞİNÂSÎ: f. İyilik tanıyıcılık, minnet bilirlik.
MÜNASİB: Benzer, uygun, lâyık, yakışır, yaraşır.
MÜTENASİB: Uygun, aralarında muntazam bir nisbet bulunan, muvâfık, birbirine mensub ve müşâbih olan.
MÜTENASİL: (Nesl. den) Doğup büyüyen, tenasül eden.
MÜTENASİR: (Nesr. den) Saçılan.
NA-MÜNASİB: f. Münâsebetsiz, yakışıksız, uygunsuz, uygun olmayan.
NASİB: Nasbeden, bir şeyi bir şeye diken. * Gr: Harfi (e) diye üstün okutan.
NASİB: Pay, hisse, kısmet. * Bir kimsenin elde edebildiği şey.
NASİBDAR: f. Nasibi olan. Hissedar.
NASİBDAŞ: f. Hissede beraber, nasipte eş olan.
NASİBE: Müfrit Haricîlerden ve Emevîlerden ve Hz. Ali'ye (R.A.) çok muhalif olan zümrenin adı.
NASİBE: (C.: Nesâib) Yollara dikilen işaret taşı. Bir yere dikilen taş.
NASİC: (Nesc. den) Dokuyan, nesceden. * Düzenleyen, tertib eden, sıralayan.
NASİF: Baş örtüsü.
NASİH: (Nesh. den) Battal eden, hükümsüz bırakan. * Kitabın kopyasını çıkaran.
NASİH: Nasihat eden, öğüt veren. * İçi temiz adam.
NASİH: (Nâsiha) (Nush. dan) Öğüt veren, nasihat eden.(...Hastalık ise birden gözünü açtırır. Vücuduna ve cesedine der ki: "Lâyemut değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni yaradanı düşün. Kabre gireceğini bil, öyle hazırlan." İşte hastalık bu nokta-i nazardan hiç aldatmaz bir nâsih ve ikaz edici bir mürşiddir. Ondan şekva değil, belki bu cihette ona teşekkür etmek; eğer fazla ağır gelse sabır istemek gerektir. L.)
NASİHÂNE: f. Öğüt vererek, nasihat ederek.
NASİHAT: İbret verici ders, tavsiye, ihtar, öğüt.
NASİHAT-ÂMİZ: f. İçinden öğüt alınacak söz.
NASİHATGER: f. Nasihat eden, öğüt veren.
NASİHATKÂR: f. Nasihat eden, öğüt veren.
NASİHAT-NÂPEZİR: f. Nasihat dinlemez, öğüt tutmaz.
NASİHATPEZİR: f. Nasihat tutar, öğüt tutar, öğüt dinler.
NASİK: (Nesak. dan) Düzenleyen, tertib eden.
NASİK: Allah yolunda ibâdet eden, dine bağlı, zâhid.
NASİL: Çenelerin altından boyun ile başın kavuştuğu yerde olan mafsal.
NASİL: Kıl dökücü ilâç.
NASİR: Nesir yazan. * Saçan, yayan.
NASİR: Nusret eden, zafer veren. Yardımcı. Muin.
NASİYE: Çehrenin gösterişi, alın, yüz.
NASİYE-PİRA: f. Alnı süsleyen.
NASİYESÂ: f. Alnını yere süren.
NASİYE-SÂZÎ: f. Alnını yere sürme.
NASİYY: Yaş ot.
NASİYYE: Nass oluş. Kat'ilik, şüphesizlik, kesinlik. (Bak: Nass)
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
NASİB : Nasbeden, bir şeyi bir şeye diken. * Gr: Harfi (e) diye üstün okutan.
NAS : f. İnsanlar.
NA : Arabçada "Biz" mânasına gelen zamirdir. Meselâ: Kitabünâ $ : "Kitabımız" misalinde olduğu gibi, kelimenin veya fiilin sonuna eklenen bitişik zamirdir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...