Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
NAZ: f. Bir şeyi beğenmeyiş, şımarıklık.
Beğendirmek maksadiyle kendini ağır satmak.
Celb-i muhabbet için edilen nezâket, letâfet ve zarafet.
Yalvarma, rica.(İşte ubudiyetin esası olan, acz ve fakr ve kusur ve naksını bilmek ve niyaz ile dergâh-ı Uluhiyete karşı secde etmeğe bedel, naz ve fahr suretinde gidenler; zerrecik kalbini arşa müsavi tutar, katre gibi makamını deniz gibi evliyanın makamatı ile iltibas eder; kendini o büyük makamata yakıştırmak ve o makamda kendini muhafaza etmek için tasannuata, tekellüfata, mânâsız hodfüruşluğa ve birçok müşkülâta düşer. L.)
NAZAD: (C.: Enzâd) şeref.
Üzerine herhangi bir şey konulan yüksekçe yer.
NAZAFET: Pâklık, temizlik.
NAZAH: (C.: Enzâh) Havuz.
NAZAİF: (Nazif. C.) Nazifler. Nazafetli, temiz kimseler.
NAZAİR: Nazire. Nazireler. Benzerler, örnekler.
NAZAN: f. Nazlı. Nazdar.
NAZAR: (Nazaret) Altın.
Tazelik.
NAZAR: Göz atmak. Mülahaza, düşünmek, bakmak, imrenerek bakmak, düşünce. Yan bakış, kötü bakış. Bir türlü kabul etmek.
Gözdeğmesi.
İltifat.
İtibar.
NAZAR-I HARAM: Haram nazar. Nâmahremlere bakmak. (Bir genç hâfız, pek çok adamların dedikleri gibi dedi: "Bende unutkanlık hastalığı tezayüd ediyor, ne yapayım?" Dedim: Mümkün oldukça nâmahreme nazar etme. Çünki rivayet var. İmam-ı Şafii'nin (R.A.) dediği gibi: Haram nazar, nisyan verir. Evet, ehl-i İslâmda, nazar-ı haram ziyadeleştikçe, hevesat-ı nefsaniye heyecana gelip, vücudunda su'-i istimalât ile israfa girer. Haftada bir kaç def'a gusle mecbur olur. Ondan, tıbben kuvve-i hâfızasına zaaf gelir.Evet, bu asırda açık saçıklık yüzünden, hususan bu memalik-i harrede o su'-i nazardan su'-i istimalât, umumi bir unutkanlık hastalığını netice vermeğe başlıyor. Herkes, cüz'î küllî o şekvadadır. İşte, bu umumî hastalığın tezayüdiyle, hadis-i şerifin verdiği müthiş bir haberin te'vili ucunda görünüyor. Ferman etmiş ki: "Âhirzamanda, hâfızların göğsünden Kur'an nez'ediliyor, çıkıyor, unutuluyor." Demek bu hastalık dehşetlenecek bazılarda o su'-i nazarla hıfz-ı Kur'an'a sed çekilecek; o hadisin te'vilini gösterecek. $ K.L.)
NAZAR-I SAN'AT-PERVERANE: San'atkârane bakış.
NAZAR-I ŞÂRİ': İlâhi nazar.
NAZAR-I ŞUHUD: Şâhidlerin, şehâdet edenlerin görmesi ve tetkikleri.
NAZAR-I TAKDİR: Kıymet biçme bakışı, takdir bakışı.
NAZARAN: Nisbeten, nisbetle kıyaslıyarak.
Bakarak, görerek.
NAZAR-BÂZ: f. Neşe ile bakan.
NAZAR-ENDAZ: f. Göz atmak. Göz atan, bakan, nazar eden.
NAZAR-FİRİB: f. Göz aldatan.
NAZAR-GÂH: f. Bakılan yer. Nazar edilen yer.
NAZARÎ (NAZARİYE): Nazara ve düşünceye ait. Yalnız görüş ve düşünce hâlinde bulunan ve tatbik edilmemiş hâlde olan bilgi.
NAZARİYYÂT: (Nazariye. C.) Görüşler. Düşünceler. Doğruluğu isbat edilmemiş ilmi görüşler.
NAZAR-RÜBÂ: f. Göz çeken.
NAZBALİN: f. Yastık.
NAZBALİŞ: f. Yastık.
NAZC: Olgunluk, olma, pişme, kıvam bulma. Yetişme.
Büluğa erme. Bâliğ olma.
NAZC-I KABL-EL VAKT: Zamanından önce büluğa erme.
NAZD: Her şeyi yerli yerine koymak.
NAZDAR: f. Nazlı. Naz yapan. Şımarık.
Meşhur bir cins lâle.
NAZEKÎ: Nâziklik, incelik.
NAZENDE: f. Nazlı, naz edici, naz yapan.
NAZENİN: f. İnce, nazlı, zayıf, lâtif, hoş eda olan, nazlı yetişmiş, şımarık. Oynak. Nazik endamlı
NAZH: Su çekme. Herhangi bir yer, çukur veya kuyudan bir şeyler çıkarma.
NAZH: Su serpmek, su saçmak.
Suyun çok olması.
Suyun, pınarından çıkıp akması.
Defetmek, kovmak.
NAZH: Bulaşmak.
NAZHA: Yağmur.
NAZIC: Olgun, pişmiş, kıvama gelmiş, yetişmiş.
NAZIH: (C.: Nevâzıh) Deve ile su çekilen kuyu.
NAZIM: Nizamlayan, nazmeden. Manzume yazan, düzenleyen.
NAZIMÂNE: f. Nazım olana yakışır surette.
NAZIMÎN: (Nâzım. C.) Tanzim edenler, düzenleyenler, nizama koyanlar.
NAZIR: (C.: Nüzzâr) Nazar eden, bakan.
Bir idarenin veya dairenin umur ve işlerine bakan en büyük memur. Bir işin idaresine memur reis.
Kabine azalarından herbiri. Nâzır. Vekil. Bakan.
Vâsinin yapacağı tasarruflara nezarette bulunmak üzere musi veya hâkim tarafından tayin olunan zat. (Ist. Fık. K.)(Bir noktayı tam yerinde icad etmek için, bütün kâinatı icad edecek bir kudret-i gayr-ı mütenahî lâzımdır. Zira, şu kitab-ı kebir-i kâinatın herbir harfinin, bâhusus zihayat herbir harfinin, herbir cümlesine müteveccih birer yüzü, nâzır birer gözü vardır. M.)
NAZIR: Taze, tazeleşen.
NAZIRA: Nazar eden, nezaret eden, bakan.
Göz.
NAZIRA-HÂN: f. Bakarak taklid eden.
NAZIYY: (C.: Enzâ) Boğaz.
NAZİ': Çekici kimse.
Husumet eden, düşmanlık eden.
NAZİAT: Hz. Azrâil'in (A.S.) avenesi olan bir taife melâike ki; şerli ve kötü ruhlu insanların canlarını şiddetle alırlar.
Nez'edenler. Çekip koparanlar.
NAZİAT SURESİ: Kur'an-ı Kerim'in 79. Suresidir. Sâhire ve Tâmme Suresi de denir.
NAZİC: Pişmiş, yetişmiş, olgunlaşmış, kıvamına ermiş.
NAZİD: (Nazide) Tertibli, nizamlı, yerli yerinde.
Minder yastık vs. gibi ev eşyası.
İçerisinde 'NAZ' geçenler
ADÎM-ÜN NAZÎR: Eşi, benzeri olmayan. Eşsiz. Benzersiz.
AHDAR-I NÂZIR: Çok yeşil, yemyeşil, tam yeşil.
ANAZ: Bir büyük kuşun adı.
BÎ-NAZ: f. Naz etmeden Nazsız.
BÎ-NAZİR: f. Benzeri olmayan. Nasirsiz.
CENAZE: (C.: Cenâiz) İnsan ölüsü.
CEZALET-İ NAZMİYE: Kur'an-ı Kerim'deki kelime ve harflerin harika bir ahenk ve münâsebet ile nazm ve tertibindeki cezâlet.
CİNAZE: Tabut. İçine cenaze konulan sandık.
DAHİLİYE NAZIRI: İçişleri Bakanı.
DİKKAT-İ NAZAR: İnceden inceye düşünme ve bakma. Bakış inceliği.
FENN-İ MÜNAZARA: İleri sürülen delilleri ve fikirleri tetkik ederek fikirlerin münasebet ve adem-i münasebetini göstererek cevap vermek san'atı.
FÎHİ NAZAR(UN): Şüphe edilen bir mes'ele hakkında söylenir. "Ona bir bakmak, tetkik etmek lâzımdır" demektir.
HADİD-ÜN NAZAR: Görüşü keskin olan.
HANAZÎR: (Hınzır. C.) Hınzırlar, domuzlar.
HARBİYE NAZIRI: Askerlik işleriyle alâkalı dairenin başında bulunan memura verilen ünvandır. Kuva-yı Milliyenin Anadolu'da kurduğu hükümette "Milli Müdafaa Vekili" adını taşıyan bu ünvan, Osmanlı Hükümetine 1908 Temmuz inkılâbı arifesinde kurulan Said Paşa kabinesiyle girmiştir. Ondan evvel "Serasker" adını taşıyordu. Harbiye Nazırı'nın başında bulunduğu daireye "Harbiye Nezareti" denilirdi. (O.T.D.S.)
HASR-I NAZAR: Sadece bir şeye bakıp dikkat etmek. * Yalnız bir mevzu veya meslek üzerinde çalışıp onda mütehassıs ve muvaffak olmaya çalışmak.
HAZIR U NAZIR: Her yerde hazır olup, bilen ve gören, yardım eden veya herkese lâyık cezasını veren Allah (C.C.)
HENAZÎR: Hınzırlar, domuzlar.
HİSAB-I NAZARÎ: Mat: Teorik hesap.
İM'AN-I NAZAR: Bir işi dikkatle düşünmek; inceden inceye bakmak ve tedkik etmek.
İRCA-İ NAZAR: Bakışı gerilere çevirme, mâziye bakma.
JİMNAZ: Bazı memleketlerde orta tahsil müesseselerine verilen isim. İdadî mektebi.
KANAZI': (Kunzua. C.) Uzamış saç. * Baş traş edilirken yer yer bırakılan saç.
KAT'-I NAZAR: Bakmamak. İtibar etmemek. * Alâkayı kesmek.
KAZİYE-İ NAZARİYYE: Man: Aklın bir delil ile tasdik eylediği kaziyye. Delilinin mukaddematı yakiniyyattan ise, yakiniyye'dir ve illâ zanniye olur.
KECNAZAR: f. Kıskanç, hasetci. * Eğri bakışlı.
KENAZ: Zahire vakti.
LÂNAZÎR: Eşsiz, nazirsiz, benzersiz. Eşi ve benzeri olmıyan.
MATMAH-I NAZAR: Hırsla bakılan şey.
MEDD-İ NAZAR: Uzağa bakma. Gözün görebildiği kadar göz alımı.
MENAZIM: (Manzam. C.) Sıralar, diziler.
MENAZIR: Manzaralar. Seyredilecek, görülecek güzel yerler. Güzel görünüşler.
MENAZİ': (Menze'. C.) Niza ve kavga edilecek yerler.
MENAZİL: (Menzil. C.) Menziller. İnecek yollar. Duralar. Konak yerleri.
MİHRNAZ: f. Naz güneşi. Çok nazlı.
MİZAC-I NÂZİK: İnce yaradılış. Nâzik tabiat.
MUNAZZAF: (Nazif. den) Temizlenmiş, arınmış, tanzif edilmiş.
MUNAZZAMA: Tanzim olunmuş, yoluna konulmuş olan. İntizamlı teşkilât. Nizamlı. Adaletli.
MUNAZZIM: Sıralayıp dizen, tanzim eden. * Nazm yazan. Vezinli, kâfiyeli, tertibli yazan.
MÜNAZAA: Ağız kavgası, mücadele, çekişmek.
MÜNAZAAT: Ağız kavgaları, çekişmeler.
MÜNAZALA: (Bak: Münadala)
MÜNAZARA: Karşılıklı konuşmak. İlmî ve kaideye uygun olarak yapılan münakaşa. Mübahese. (Bak: İnsaf)
MÜNAZARAT: (Münazara. C.) Görüşler, fikirler. Münazaralar. * Bediüzzaman Said Nursî'nin bir eserinin adı.
MÜNAZAT: Zina edişmek.
MÜNAZA-UN FİH: Hakkında ihtilaf mevcut olan şey, münakaşa edilen mes'ele. Aradaki husumete sebeb olan.
MÜNAZIR: Münazara eden, münakaşa eden. * Misil, denk, eş.
MÜNAZIRÎN: Münazara edenler.
MÜNAZİ': (Nez'. den) Çekişen, nizâ eden. Ağız kavgası yapan.
MÜNAZZIC: Yumuşatıcı. Öldürücü.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
NAZAD : (C.: Enzâd) şeref. * Üzerine herhangi bir şey konulan yüksekçe yer.
NA : Arabçada "Biz" mânasına gelen zamirdir. Meselâ: Kitabünâ $ : "Kitabımız" misalinde olduğu gibi, kelimenin veya fiilin sonuna eklenen bitişik zamirdir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...