Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| NAZIR: | (C.: Nüzzâr) Nazar eden, bakan. Bir idarenin veya dairenin umur ve işlerine bakan en büyük memur. Bir işin idaresine memur reis. Kabine azalarından herbiri. Nâzır. Vekil. Bakan. Vâsinin yapacağı tasarruflara nezarette bulunmak üzere musi veya hâkim tarafından tayin olunan zat. (Ist. Fık. K.)(Bir noktayı tam yerinde icad etmek için, bütün kâinatı icad edecek bir kudret-i gayr-ı mütenahî lâzımdır. Zira, şu kitab-ı kebir-i kâinatın herbir harfinin, bâhusus zihayat herbir harfinin, herbir cümlesine müteveccih birer yüzü, nâzır birer gözü vardır. M.) |
| NAZIR: | Taze, tazeleşen. |
| NAZIRA: | Nazar eden, nezaret eden, bakan. Göz. |
| NAZIRA-HÂN: | f. Bakarak taklid eden. |
| NAZİR: | Tâze. Altın. |
| NAZİR(E): | Bir şeye benzemek üzere yapılan şey. Denk, eş, örnek. Benzeyen. Edb: Bir şairin manzumesine, başka bir şair tarafından aynı vezin ve kafiyede olmak üzere yapılan benzer. |
| NAZİRE: | Mühlet vermek, tehir etmek. |
| NAZİREGÛ: | f. Nazire söyliyen. |
| İçerisinde 'NAZIR' geçenler | |
| ADÎM-ÜN NAZÎR: | Eşi, benzeri olmayan. Eşsiz. Benzersiz. |
| BÎ-NAZİR: | f. Benzeri olmayan. Nasirsiz. |
| HANAZÎR: | (Hınzır. C.) Hınzırlar, domuzlar. |
| HENAZÎR: | Hınzırlar, domuzlar. |
| LÂNAZÎR: | Eşsiz, nazirsiz, benzersiz. Eşi ve benzeri olmıyan. |
| MÜRAAT-I NAZÎR: | Edb: Mânâca birbirine uygun kelimeleri bir cümlede toplamak. |
| NAZİR(E): | Bir şeye benzemek üzere yapılan şey. Denk, eş, örnek. Benzeyen. * Edb: Bir şairin manzumesine, başka bir şair tarafından aynı vezin ve kafiyede olmak üzere yapılan benzer. |
| NAZİRE: | Mühlet vermek, tehir etmek. |
| NAZİREGÛ: | f. Nazire söyliyen. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| NAZİR(E) : | Bir şeye benzemek üzere yapılan şey. Denk, eş, örnek. Benzeyen. * Edb: Bir şairin manzumesine, başka bir şair tarafından aynı vezin ve kafiyede olmak üzere yapılan benzer. |
| NAZİ' : | Çekici kimse. * Husumet eden, düşmanlık eden. |
| NAZ : | f. Bir şeyi beğenmeyiş, şımarıklık. * Beğendirmek maksadiyle kendini ağır satmak. * Celb-i muhabbet için edilen nezâket, letâfet ve zarafet. * Yalvarma, rica.(İşte ubudiyetin esası olan, acz ve fakr ve kusur ve naksını bilmek ve niyaz ile dergâh-ı Uluhiyete karşı secde etmeğe bedel, naz ve fahr suretinde gidenler; zerrecik kalbini arşa müsavi tutar, katre gibi makamını deniz gibi evliyanın makamatı ile iltibas eder; kendini o büyük makamata yakıştırmak ve o makamda kendini muhafaza etmek için tasannuata, tekellüfata, mânâsız hodfüruşluğa ve birçok müşkülâta düşer. L.) |
| NA : | Arabçada "Biz" mânasına gelen zamirdir. Meselâ: Kitabünâ $ : "Kitabımız" misalinde olduğu gibi, kelimenin veya fiilin sonuna eklenen bitişik zamirdir. |