Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| NEBİ: | Haber getiren. Peygamber. Yeni bir kitap ve şeriatla gelmeyip kendinden evvelki Resülün getirdiği kitap ve şeriatı devam ettiren Peygamber. (Bak: Resül) |
| NEBİ-Yİ EFHAM: | En büyük, en kıymetli olan Hz. Peygamber (A.S.M.) |
| NEBİYYÜ-L HARAM: | Mescid-i Haram Nebisi meâlinde. Resül-i Ekremin (A.S.M.) bir ismi. |
| NEBİYYÜ-R RAHMET: | Bütün âlemler için Rahmete vesile olduğundan peygamber Efendimiz için söylenmiş bir isimdir. |
| NEBİYYÜ-T TEVBE: | Resül-i Ekremin (A.S.M.) bir ismi. (Ümmetinin tevbelerinin kabul edileceğine işâreten bu isim verilmiştir.) |
| NEBİB: | (C: Enbüb) Boğum, kamış boğumu. |
| NEBİH: | (Nebihe) Namlı, şanlı şerefli. |
| NEBİH: | İt avazı, köpek uluması. |
| NEBİK: | (C: Nebâyık) Sedir ağacının yemişi. |
| NEBİL: | (Nebile) Akıllı, anlayışlı, zekâ sahibi. Yüksek meziyet sahibi. Güzel huylu. Bilgili ve faziletli kimse. |
| NEBİLE: | Büyük, iri. (Bak: Nebil) |
| NEBİR: | (Nebire) Torun. |
| NEBİSE: | Kız torun. |
| NEBİSE: | Kuyu toprağı. Irmak toprağı. |
| NEBİT: | Muhkem, sağlam, katı. |
| NEBİYY: | Yükseklik. Yol. |
| NEBİZ: | (C: Enbize) Hurma şarabı. Yola bırakılıp atılan çocuk. |
| İçerisinde 'NEBİ' geçenler | |
| ALEMDÂR-I NEBİ: | Peygamberimizin (A.S.M.) bayraktarı olan Hz. Ebu Eyyub-il-Ensarî (R.A.) |
| ECNEBİ: | Yabancı. Garip. Alışmamış. Başka milletten olan. |
| ECNEBİYYET: | Ecnebilik, yabancılık, gariblik. |
| EMTİA-İ ECNEBİYE: | Yabancı memleket malları. |
| İNEBÎ: | Üzüm biçiminde, üzümsü. |
| KUNNEBİT: | (C.: Kannâbit) Lahana cinsinden bir bitki. |
| MEDİNET-ÜN NEBİ: | Eski ismi Yesrib olan ve Peygamberimiz Hz. Muhammedin (A.S.M.) türbesinin bulunduğu Medine şehri. |
| Mİ'RAC-UN NEBİ: | Hazret-i Peygamber'in (A.S.M.) huzur-u İlâhîde yükselmesi.(Mi'râc-un Nebi : Zât-ı Ahmediyye (A.S.M.) Efendimizin seyr-i sülukundan ibârettir. Zât-ı Muhammediye'nin bütün kâinatın fevkine çıkıp, bütün mevcudattan geçip, bütün mahlukatın Hâlikı ile umumî, küllî, ulvî bir sohbetidir.)(Mi'rac meselesi erkân-ı imaniyyenin usulünden sonra terettüb eden bir neticedir. Ve erkân-ı imaniyyenin nurlarından medet alan bir nurdur. Erkân-ı imaniyyeyi kabul etmeyen dinsiz mülhidlere karşı elbette bizzat isbat edilmez. Çünkü Allah'ı bilmeyen, peygamberi tanımayan ve melâikeyi kabul etmeyen veya semâvatın vücudunu inkâr eden adamlara Mi'rac'dan bahsedilmez. Evvelâ o erkânı isbat etmek lâzım geliyor. S.) (Bak: Bast-ı zaman) |
| MİSBAH-I ZENEBÎ: | Balıkların kuyruğu. |
| NEBİ-Yİ EFHAM: | En büyük, en kıymetli olan Hz. Peygamber (A.S.M.) |
| NEBİYYÜ-L HARAM: | Mescid-i Haram Nebisi meâlinde. Resül-i Ekremin (A.S.M.) bir ismi. |
| NEBİYYÜ-R RAHMET: | Bütün âlemler için Rahmete vesile olduğundan peygamber Efendimiz için söylenmiş bir isimdir. |
| NEBİYYÜ-T TEVBE: | Resül-i Ekremin (A.S.M.) bir ismi. (Ümmetinin tevbelerinin kabul edileceğine işâreten bu isim verilmiştir.) |
| NEBİB: | (C: Enbüb) Boğum, kamış boğumu. |
| NEBİH: | (Nebihe) Namlı, şanlı şerefli. |
| NEBİH: | İt avazı, köpek uluması. |
| NEBİK: | (C: Nebâyık) Sedir ağacının yemişi. |
| NEBİL: | (Nebile) Akıllı, anlayışlı, zekâ sahibi. * Yüksek meziyet sahibi. Güzel huylu. * Bilgili ve faziletli kimse. |
| NEBİLE: | Büyük, iri. (Bak: Nebil) |
| NEBİR: | (Nebire) Torun. |
| NEBİSE: | Kız torun. |
| NEBİSE: | Kuyu toprağı. Irmak toprağı. |
| NEBİT: | Muhkem, sağlam, katı. |
| NEBİYY: | Yükseklik. * Yol. |
| NEBİZ: | (C: Enbize) Hurma şarabı. * Yola bırakılıp atılan çocuk. |
| SİRET-ÜN NEBİ: | Siyer-i Nebi veya Siret-i Nebi de denir. (Bak: İlm-i hadis, Siyer-i Nebi) |
| SİYER-İ NEBİ: | Mevzuu Hazret-i Peygamber'in (A.S.M.) hayatı, ahlâkı ve yaşayışı olan, O'nun gaye ve cihanı irşad eden mesleğinden bahseden kitap.(Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın ahvâl ve evsâfı, Siyer ve Tarih suretiyle beyan edilmiş. Fakat o evsaf ve ahvâl-i galibi, beşeriyetine bakar. Halbuki o Zât-ı Mübarek'in şahs-ı manevîsi ve mahiyet-i kudsiyesi o derece yüksek ve nuranidir ki; Siyer ve Tarih'te beyan olunan evsaf, o bâlâ kamete uygun gelmiyor, o yüksek kıymete muvâfık düşmüyor. Çünki: $ sırrınca: Hergün, hattâ şimdi de, bütün ümmetinin ibadetleri kadar bir azim ibadet sahife-i kemalâtına ilâve oluyor. Nihayetsiz rahmet-i İlâhiyeye, nihayetsiz bir surette, nihayetsiz bir istidat ile mazhar olduğu gibi, her gün hadsiz ümmetinin hadsiz duasına mazhar oluyor. Ve şu kâinatın neticesi ve en mükemmel meyvesi ve Hâlik-ı Kâinat'ın tercümanı ve sevgilisi olan o Zât-ı Mübarek'in tamam-ı mahiyeti ve hakikat-ı kemalâtı, Siyer ve Tarih'e geçen beşeri ahval ve etvâra sığışmaz. Meselâ: Hazret-i Cebrâil ve Mikâil, iki muhafız yâver hükmünde Gazve-i Bedir'de yanında bulunan bir Zât-ı Mübarek; çarşı içinde, bedevi bir arabla at mübâyaasında münâzaa etmek, bir tek şâhid olan Huzeyfe'yi şahid göstermekle görünen etvârı içinde sığışmaz.İşte yanlış gitmemek için; her vakit mahiyet-i beşeriyeti itibariyle işitilen evsaf-ı âdiye içinde başını kaldırıp, hakiki mahiyetine ve mertebe-i Risalette durmuş nurani şahsiyet-i maneviyesine bakmak lâzımdır. Yoksa, ya hürmetsizlik eder veya şüpheye düşer. M.) |
| SÜFERA-Yİ ECNEBİYE: | Yabancı devlet sefirleri. Yabancı devlet elçileri. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| NEBİ-Yİ EFHAM : | En büyük, en kıymetli olan Hz. Peygamber (A.S.M.) |
| NEB' : | Gizli ses. |
| NE : | f. "Değil, yok," mânasına nefy edâtıdır. |