| Kelime | Anlam |
|---|
| NEZZ: | Hafif zeki kimse. Susuz nadas. |
| NEZZAM: | Nizâm veren, düzenleyen, tertipleyen. |
| NEZZARE: | Seyirci, seyreden, bakan. Nezaret eden, müfettiş, mürakabe ve kontrol eden. Vekillik eden. |
| İçerisinde 'NEZZ' geçenler |
|---|
| BERÂY-I TENEZZÜH: | Tenezzüh için, gezinti için. |
| MÜNEZZEH: | (Nezahet. den) Tenzih edilmiş, teberri edilmiş. * Pâk, kusur ve noksanlıklardan uzak. Hiç bir şeye muhtaç olmayan. Kötülükten, kusurdan ve noksanlık gibi şeylerden tenzih edilen. |
| MÜNEZZİL: | (Nüzul. den) Tenzil eden, indiren. * Kur'an-ı Kerim'i vahiy ile insanlara rahmet olarak ihsan eden Allah (C.C.) |
| MÜTENEZZİH: | Tenezzüh eden, gezip eğlenen. * Tenezzüh edip düşünen. * Nezih, temiz olan. (Sath-ı âlemde kurulan şu sergi-i İlâhîde teşhir edilen tezyinata, kemalâta, güzel manzaralara ve rububiyetin haşmetiyle uluhiyetin azametine bir müşahid, bir mütenezzih, bir mütehayyir, bir mütefekkir lâzımdır ki o güzellikleri görsün, o manzaralar arasında tenezzüh etsin; o harika nakışlara, zinetlere tefekkür ile hayran olsun. Sonra o sergiden Saniinin celâline, Mâlikinin iktidar ve kemalâtına intikal ile onun azametine secde-i hayret etsin. M.N.) |
| MÜTENEZZİHÂNE: | f. Tenezzüh edercesine, gezip eğlenircesine. Mütenezzihcesine. |
| MÜTENEZZİHÂT: | (Mütenezzih. C.) Gezintiye, tenezzüh etmeğe çıkanlar. * Tenezzüh edip düşünenler. * Temize çıkanlar. |
| MÜTENEZZİHÎN: | (Mütenezzih. C.) Gezintiye çıkanlar, tenezzühe çıkanlar. |
| MÜTENEZZİL: | (Nüzul. den) Tenezzül eden, aşağı inen. Alçak gönüllülük eden. |
| MÜTENEZZİLEN: | Alçak gönüllülük ederek, tevâzu göstererek. |
| NEZZAM: | Nizâm veren, düzenleyen, tertipleyen. |
| NEZZARE: | Seyirci, seyreden, bakan. Nezaret eden, müfettiş, mürakabe ve kontrol eden. Vekillik eden. |
| TENEZZEHE: | Noksan sıfatlardan uzak (meâlinde Allah C.C. için söylenen duâdandır.) |
| TENEZZİ: | Evmek, sür'at, acele etmek. |
| TENEZZÜH: | Uzaklaşmak. * Gezinti. Bağ ve bahçe gibi yerlere gam ve kederi izale için çıkmak. * Kusur, pislik ve ayıptan uzak olmak. |
| TENEZZÜH-Ü ZÂTÎ: | Zata mahsus tenezzüh. Yani zatının bütün noksan sıfatlardan, kusurlardan temiz ve uzak oluşu.(Zât-ı Vâcib-ül Vücud'un vücub-u vücuduna ve kudsiyetine lâyık bir tarzda ve istiğna-i zâtîsine ve gınâ-i mutlakına muvafık bir surette ve kemâl-i mutlakına ve tenezzüh-ü zâtîsine münâsib bir şekilde, hadsiz bir şefkat-i mukaddese ve nihayetsiz bir muhabbet-i münezzehesi vardır. M.) |
| TENEZZÜL: | (C.: Tenezzülât) İnme, düşme. Aşağılama. * Gönül alçaklığı. Karşısındakinin seviyesine göre tevâzu ile konuşmak. * Yavaş yavaş inmek. Mekânını yukarıdan aşağıya nakletmek. |
| TENEZZÜL-Ü EMTAR: | Yağmur yağması. Yağmur katrelerinin inişi. |
| TENEZZÜLÂT-I İLÂHİYE: | Cenab-ı Hakk kelâmiyle, kullarının anlayış seviyelerine göre konuşması ve derin hakikatları, anlıyabilecekleri ifadelerle beyan etmesi. |
| TENEZZÜLEN: | Alçak gönüllülükle, tevâzu ve mahviyet içinde, kibirsizlikle. |
| TENEZZÜL: | Hasis ve cimri olmak. * Asılsız olmak. |
| TENEZZÜR: | Korkmak. * Adak adamak, nezretmek. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| NEZZAM : | Nizâm veren, düzenleyen, tertipleyen. |
| NEZ' : | Halkı birbirine düşürmek, ifsâd, bozmak. |
| NE : | f. "Değil, yok," mânasına nefy edâtıdır. |