Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
NEZZ: Hafif zeki kimse.
Susuz nadas.
NEZZAM: Nizâm veren, düzenleyen, tertipleyen.
NEZZARE: Seyirci, seyreden, bakan. Nezaret eden, müfettiş, mürakabe ve kontrol eden. Vekillik eden.
İçerisinde 'NEZZ' geçenler
BERÂY-I TENEZZÜH: Tenezzüh için, gezinti için.
MÜNEZZEH: (Nezahet. den) Tenzih edilmiş, teberri edilmiş. * Pâk, kusur ve noksanlıklardan uzak. Hiç bir şeye muhtaç olmayan. Kötülükten, kusurdan ve noksanlık gibi şeylerden tenzih edilen.
MÜNEZZİL: (Nüzul. den) Tenzil eden, indiren. * Kur'an-ı Kerim'i vahiy ile insanlara rahmet olarak ihsan eden Allah (C.C.)
MÜTENEZZİH: Tenezzüh eden, gezip eğlenen. * Tenezzüh edip düşünen. * Nezih, temiz olan. (Sath-ı âlemde kurulan şu sergi-i İlâhîde teşhir edilen tezyinata, kemalâta, güzel manzaralara ve rububiyetin haşmetiyle uluhiyetin azametine bir müşahid, bir mütenezzih, bir mütehayyir, bir mütefekkir lâzımdır ki o güzellikleri görsün, o manzaralar arasında tenezzüh etsin; o harika nakışlara, zinetlere tefekkür ile hayran olsun. Sonra o sergiden Saniinin celâline, Mâlikinin iktidar ve kemalâtına intikal ile onun azametine secde-i hayret etsin. M.N.)
MÜTENEZZİHÂNE: f. Tenezzüh edercesine, gezip eğlenircesine. Mütenezzihcesine.
MÜTENEZZİHÂT: (Mütenezzih. C.) Gezintiye, tenezzüh etmeğe çıkanlar. * Tenezzüh edip düşünenler. * Temize çıkanlar.
MÜTENEZZİHÎN: (Mütenezzih. C.) Gezintiye çıkanlar, tenezzühe çıkanlar.
MÜTENEZZİL: (Nüzul. den) Tenezzül eden, aşağı inen. Alçak gönüllülük eden.
MÜTENEZZİLEN: Alçak gönüllülük ederek, tevâzu göstererek.
NEZZAM: Nizâm veren, düzenleyen, tertipleyen.
NEZZARE: Seyirci, seyreden, bakan. Nezaret eden, müfettiş, mürakabe ve kontrol eden. Vekillik eden.
TENEZZEHE: Noksan sıfatlardan uzak (meâlinde Allah C.C. için söylenen duâdandır.)
TENEZZİ: Evmek, sür'at, acele etmek.
TENEZZÜH: Uzaklaşmak. * Gezinti. Bağ ve bahçe gibi yerlere gam ve kederi izale için çıkmak. * Kusur, pislik ve ayıptan uzak olmak.
TENEZZÜH-Ü ZÂTÎ: Zata mahsus tenezzüh. Yani zatının bütün noksan sıfatlardan, kusurlardan temiz ve uzak oluşu.(Zât-ı Vâcib-ül Vücud'un vücub-u vücuduna ve kudsiyetine lâyık bir tarzda ve istiğna-i zâtîsine ve gınâ-i mutlakına muvafık bir surette ve kemâl-i mutlakına ve tenezzüh-ü zâtîsine münâsib bir şekilde, hadsiz bir şefkat-i mukaddese ve nihayetsiz bir muhabbet-i münezzehesi vardır. M.)
TENEZZÜL: (C.: Tenezzülât) İnme, düşme. Aşağılama. * Gönül alçaklığı. Karşısındakinin seviyesine göre tevâzu ile konuşmak. * Yavaş yavaş inmek. Mekânını yukarıdan aşağıya nakletmek.
TENEZZÜL-Ü EMTAR: Yağmur yağması. Yağmur katrelerinin inişi.
TENEZZÜLÂT-I İLÂHİYE: Cenab-ı Hakk kelâmiyle, kullarının anlayış seviyelerine göre konuşması ve derin hakikatları, anlıyabilecekleri ifadelerle beyan etmesi.
TENEZZÜLEN: Alçak gönüllülükle, tevâzu ve mahviyet içinde, kibirsizlikle.
TENEZZÜL: Hasis ve cimri olmak. * Asılsız olmak.
TENEZZÜR: Korkmak. * Adak adamak, nezretmek.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
NEZZAM : Nizâm veren, düzenleyen, tertipleyen.
NEZ' : Halkı birbirine düşürmek, ifsâd, bozmak.
NE : f. "Değil, yok," mânasına nefy edâtıdır.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...