Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
NUN: Kur'an alfabesinde yirmibeşinci harf. Ebced hesabına göre değeri ellidir.
Divid, kalem.
Kılıcın ağzı. Kılıç.
Çene çukuru.
Balık, semek.
NUN-U MÜTEKELLİM-İ MAA-L GAYR: Mütekellim-i maalgayrın "nun" harfi. Fiildeki cemi' sigasındaki nun. (Bak: Mütekellim-i maalgayr)
NUN-U NA'BÜDÜ: (Bak:Na'büdü) (Arkadaş! deki un ifade ettiği cem' ve cemaat; fikri ve kalbi ayık olan musallinin nazarında, sath-ı arzı bir mescid şekline getirir ve bütün mü'minlerden teşekkül etmiş, şarktan garba kadar dizilmiş safları havi o cemaat-i kübra içinde namaz kıldığını ihtar ettirir. M.N.)
NUN SURESİ: Kur'an-ı Kerim'de 68. sure ve Kur'anda müteşabih ve şifre olan bir harf.(Bütün kalemlerin ve tastir ve kitapların aslı, esası, ezelî me'hazı ve sermedî üstadı Kader'in kalemi ve Nur ve İlm-i Ezelî'nin nuruna işaret eden bir kelimedir. Ş.)
İçerisinde 'NUN' geçenler
ANÛN: İsyankâr, kavgacı. * Davarların önünde yürüyen davar.
ATALET KANUNU: Fiz: Duran bir cisim, bir kuvvetin etkisi olmadan hareket edemez; ve hareket hâlindeki bir cisim, bir kuvvetin etkisi olmadan hızını ve yönünü değiştiremez.
BENÛN: (Benîn) (İbn. C.) Oğullar. Zâdeler. Veledler.
BERNÛN: f. İnce tül. Çok ince ipek kumaş.
BEYNÛNET: Fâsıla, iki şey arasındaki mesafe, aralık. * Fark, ihtilaf, muhalefet. Zıddiyet, anlaşmazlık, terslik. * Ayrılmak, firkat.
CAZİBE KANUNU: Madde âleminde geçerli olan Cenab-ı Hakk'ın tekvini bir kanunudur. Bu kanuna göre iki madde birbirini aralarındaki mesafe ile ters orantılı; kütle ve miktarlarıyla orantılı olarak çeker.
CİNUN (CİNAN): Gece karanlık olmak.
CÜNUN: Delilik, cinnet. Delirmek. * Çok olmak. * Otun uzaması.
DAR-ÜL-FÜNUN: Üniversite. (1 Ağustos 1933'de İstanbul Dâr-ul Fünunu yerine Üniversite kurulmuştur.)
DEYDENUN: Toplamak. * Haslet, huy, âdet. * Oyun.
DÜRR-İ MEKNUN: Mahfazalı parlak inci.
EKNUN: f. şimdi, el'an, hâlâ.
FERNUN: Kanbel otu.
FEVKALKANUN: Kanun üstü. Kanunun kabul etmediği. Kanunun karışmadığı.
FÜNUN: (Fen. C.) Fenler, ilimler. (Bak: Fenn)
FÜNUN-U EKVÂN: Kâinata dair fenler. Âlemlere, vücudlara, keyfiyetlere dair olan fenler.
FÜNUN-U KEVNİYE: Kevne (kâinattaki fizikî, kimyevî ve hayatî hâdiselere) dair fenler.
GAYR-I MEMNUN: Devamlı. Kesiksiz. * Minnetsiz, sürekli.
HANUN: Gümleyerek esen rüzgâr.
HAYNUNET: Yakın olmak, yaklaşmak.
KÂF-NUN TEZGÂHI: (Risale-i Nur Külliyatında geçen bir tabirdir) Allah'ın Kün emriyle her işin olması. (Kün ) "Ol" emri olan bu kelime "Kâf" ve "Nun" harfleri ile yazıldığından böyle denilmiştir.
KÂMİNUN: (Kâmin. C.) Saklı ve gizli olanlar.
KANUN: (C.: Kavânin) Herkesin uyması için devletin teşri kuvveti tarafından konulan her türlü meşru nizam, kaide, emir, nehiy ve yasaklar. * Kaziye-i külliye. Kâinatta Allah'ın koyduğu değişmez nizam.
KANUN-U ASKERÎ: Askerlik kanunu.
KANUN-U ESASÎ: Temel kanun. Temel ve esasa ait kanun. Bir bünyenin aslını ve mahiyetini teşkil eden kanun. (Bak: Teşkilât-ı esasiye)
KANUN-U KADİM: Eski âdet.
KÂNUN: Ocak. Ateş yanan yer. Zaman. * Kış mevsimi. * Sakil, ağır adam. * Kış mevsiminin ilk iki ayı. * Mangal. Soba.
KÂNUN-U DEHA: Dehâ kaynağı. Dehâ ocağı, akıl, zekâ kaynağı.
KÂNUN-U EVVEL, KÂNUN-U SÂNİ: Aralık, Ocak.
KANUNEN: Kanuna göre. Kanunca. Kanuna uyarak. Kanun yolu ile.
KANUNİ: Kanuna dâir. Kanuna ait. * Avrupavâri kanuna vesile olan Osmanlı Padişahı Sultan Süleyman'ın bir nâmı. (Bak: Sultan Süleyman Han)
KANUNİYET: Kanunluluk. Kanun haline gelmek.
KANUNNAME: f. Kanun kitabı. Anayasa.
KANUNŞİNAS: f. Kanun ve nizam koyan, kanunun inceliklerini bilen.
KEYNUNET: Varlık, var olma.
KÜNUN: Birşeyi gizleme, saklı tutma.
KÜNUN: f. şimdi. El'an.
LÂYIHA-İ KANUNİYE: Huk: Henüz tasdik edilmemiş kanun tasarısı.
LÜGNUN: (C.: Leganin) Çene ile boyun arasındaki et.
LÜKNUNET: Kekeleme, pelteklik, dildeki tutukluk.
MAAL-MEMNUNİYYE: Memnun olmak suretiyle. İsteyerek. Gönül rızası ile. Memnuniyetle.
MAHNUN: Sar'alı. Cin taifesi dokunmuş hasta. Mecnun.
MAZNUN: (Zann. dan) Zannolunmuş. Zan altında bulunan, kendisinden şüphe edilen. * Huk: Bir suç dolayısı ile sorguya çekilen kimse. Sanık.
MAZNUNÎN: (Maznun. C.) Zan altında bulunanlar. Şüpheli kimseler.
MECNUN: Deli. Çılgın. * İnsanlara çok hususta uymayan. * Birini çok fazla sevip aklını kaçıran. Âşık.
MECNUNANE: f. Delice, divanece. Mecnunlara ve delilere yakışır surette.
MECNUNİYET: Delilik. Mecnunluk.
MEKNUN: Örtülü, gizli. Saklı. * Dizilmiş. Dizili. Manzum.
MEMNUN: (Minnet. den) Hoşnud. Razı. Minnet altında bulunan. İyiliğe nâil kılınmış. Çok muteber olan şey. Çok beğenilen. Ölçülü ve hesaplı olan. * Kesilmiş.
MEMNUNEN: Sevinerek, memnun olarak.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
NUN-U MÜTEKELLİM-İ MAA-L GAYR : Mütekellim-i maalgayrın "nun" harfi. Fiildeki cemi' sigasındaki nun. (Bak: Mütekellim-i maalgayr)
NUAA : Yumuşak ot.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...