Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| PERD: | f. Kıvrım, büklüm, kat. |
| PERDA: | f. Yarın. |
| PERDAHT: | f. Cilâ. Parlaklık, parlama. Düzleme, temizleme. |
| PERDAHTE: | f. Cilâlanmış, parlatılmış. Temizlenmiş, düzenlenmiş, tertib edilmiş. |
| PERDAR: | f. (Bak: Berdâr) |
| PERDAZ: | f. Tertib eden, düzenleyen, düzeltici. |
| PERDE: | f. Kapı, pencere gibi yerlere asılan veya iki yeri birbirinden ayıran, görünmeğe mâni olan şey. Mc: Irz, namus, iffet. Bir müzik parçasını meydana getiren seslerden herbirinin kalınlık veya incelik derecesi. Bir sahne eserinin büyük bölümlerinden her biri. Ekran, sinema perdesi. Tıb: Aksu. Mc: Gaflet. Basiretsizlik. (Bak: Esbabperest.) |
| PERDE-İ CÜMUD: | Donmuş, katı perde. Mc: Alem, tabiat. Akıl ve hissiyatı kendisi ile meşgul edip, dini ve ulvi hakikatlardan ayıran, gaflet veren perde. |
| PERDE-İ NİLGÜN: | Gökyüzü, sema. |
| PERDE-İ TÜRABİYE: | Toprak perdesi, yer yüzü. |
| PERDEBERDAR: | f. Perde kaldırıcı. Perde açıcı. |
| PERDEBER-ENDAZ: | f. Perdeyi kaldırıp atan. Utanmayı bırakan, sıkılmayan, utanmayan, hayâsız. |
| PERDEBİRUN: | f. Utanmaz, açıksaçık konuşan. |
| PERDEBİRUNÂNE: | f. Sıkılmadan, utanmazcasına. Perdeyi kaldırırcasına. Edebsizce. |
| PERDEDÂR: | f. Perdeci, kapıcı, odacı. Bir şeyin görünmesine ve bilinmesine mâni ve perde olan. |
| PERDEDÂR-I FELEK: | Ay, kamer. |
| PERDEDER: | f. Perde yırtan. Utanmaz, hayâsız. |
| PERDEGÎ: | (C.: Perdegiyân) f. İyi örtünmüş ve namuslu kadın. |
| PERDEKÂR: | f. Perdeli. Perde ile örtülü yer. |
| PERDEKEŞ: | f. Perde çekici, örtücü. Engel, mâni. |
| PERDENİŞİN: | f. Perde arkasında oturan. Mc: Namuslu, temiz. |
| PERDEPUŞ: | f. Örten, örtücü. |
| PERDESERÂ: | f. Şarkı söyleyen, şarkıcı. Saz çalan, çalgıcı. Küçük çadır. |
| PERDESERÂY: | f. Küçük çadır. Şarkı söyleyen, şarkıcı, hânende. Çalgıcı, saz çalan. |
| PERDEŞİNÂS: | f. Şarkı söyleyen, şarkıcı. |
| PERDE YIRTILMAK: | Hayasızlık etmek, utanmazlık. |
| PERDEKEŞ: | f. Perde çekici, örtücü. Engel, mâni. |
| PERDEPUŞ: | f. Örten, örtücü. |
| İçerisinde 'PERD' geçenler | |
| BELÂGAT-PERDÂZ: | f. Düzgün konuşabilen, iyi söz söyliyebilen. |
| EDVAR-PERDAZ: | Devirleri dile getiren. Devirleri terennüm eden. |
| EFSANE-PERDAZ: | f. Hikâye yazan, masal uyduran, meddah, romancı. |
| FASAHAT-PERDÂZ: | f. Güzel ve açık konuşan. Fasih konuşan. |
| ÇEHRE-PERDAZ: | f. Ressam. |
| HİKÂYE-PERDÂZ: | f. Hikâye anlatan, hikâye ve roman söyleyen. |
| HİLEPERDAZ: | f. Hile yapan, hileci. |
| KAFİYEPERDÂZ: | f. Kafiye uyduran. Şair, nâzım. |
| KÂRPERDAZ: | f. İş düzenliyen. * Konsolos, şehbender. |
| KASİDE-PERDAZ: | f. Kaside yazan, kaside düzenliyen. |
| KISSAPERDÂZ: | f. Hikâye düzen kişi. Kıssacı, masalcı. |
| LAFZ-PERDAZANE: | f. Çeşitli ve çok söyleyerek. |
| LATİFEPERDAZ: | f. Şakacı, lâtifeci. Lâtife yapan. |
| LATİFEPERDAZAN: | (Lâtifeperdâz. C.) f. Şakacılar, lâtifeciler. |
| NADİRE-PERDÂZ: | f. Güzel söz söyleyen. |
| NAĞME-PERDAZ: | f. Türkü söyleyen, şarkı söyleyen. |
| NAKŞ-PERDAZ: | f. Nakış yapan ressam. |
| NAKŞ-PERDAZÎ: | f. Ressamlık. |
| NATIKAPERDAZ: | f. Düzgün ve te'sirli söz söyleyen. |
| NAZ-PERDAR: | f. Birinin nazını çeken. |
| NAZ-PERDARÎ: | f. Naz çekme. |
| NİLÎ PERDE: | Gökyüzü, sema. |
| NÜKTEPERDAZ: | (C.: Nükteperdâzân) f. Nükteli söz söyleyen, nükteli konuşan. |
| PERDA: | f. Yarın. |
| PERDAHT: | f. Cilâ. Parlaklık, parlama. * Düzleme, temizleme. |
| PERDAHTE: | f. Cilâlanmış, parlatılmış. * Temizlenmiş, düzenlenmiş, tertib edilmiş. |
| PERDAR: | f. (Bak: Berdâr) |
| PERDAZ: | f. Tertib eden, düzenleyen, düzeltici. |
| PERDE: | f. Kapı, pencere gibi yerlere asılan veya iki yeri birbirinden ayıran, görünmeğe mâni olan şey. * Mc: Irz, namus, iffet.* Bir müzik parçasını meydana getiren seslerden herbirinin kalınlık veya incelik derecesi. * Bir sahne eserinin büyük bölümlerinden her biri. * Ekran, sinema perdesi. * Tıb: Aksu. * Mc: Gaflet. Basiretsizlik. (Bak: Esbabperest.) |
| PERDE-İ CÜMUD: | Donmuş, katı perde. * Mc: Alem, tabiat. * Akıl ve hissiyatı kendisi ile meşgul edip, dini ve ulvi hakikatlardan ayıran, gaflet veren perde. |
| PERDE-İ NİLGÜN: | Gökyüzü, sema. |
| PERDE-İ TÜRABİYE: | Toprak perdesi, yer yüzü. |
| PERDEBERDAR: | f. Perde kaldırıcı. Perde açıcı. |
| PERDEBER-ENDAZ: | f. Perdeyi kaldırıp atan. * Utanmayı bırakan, sıkılmayan, utanmayan, hayâsız. |
| PERDEBİRUN: | f. Utanmaz, açıksaçık konuşan. |
| PERDEBİRUNÂNE: | f. Sıkılmadan, utanmazcasına. Perdeyi kaldırırcasına. Edebsizce. |
| PERDEDÂR: | f. Perdeci, kapıcı, odacı. Bir şeyin görünmesine ve bilinmesine mâni ve perde olan. |
| PERDEDÂR-I FELEK: | Ay, kamer. |
| PERDEDER: | f. Perde yırtan. Utanmaz, hayâsız. |
| PERDEGÎ: | (C.: Perdegiyân) f. İyi örtünmüş ve namuslu kadın. |
| PERDEKÂR: | f. Perdeli. Perde ile örtülü yer. |
| PERDEKEŞ: | f. Perde çekici, örtücü. Engel, mâni. |
| PERDENİŞİN: | f. Perde arkasında oturan. * Mc: Namuslu, temiz. |
| PERDEPUŞ: | f. Örten, örtücü. |
| PERDESERÂ: | f. Şarkı söyleyen, şarkıcı. * Saz çalan, çalgıcı. * Küçük çadır. |
| PERDESERÂY: | f. Küçük çadır. * Şarkı söyleyen, şarkıcı, hânende. Çalgıcı, saz çalan. |
| PERDEŞİNÂS: | f. Şarkı söyleyen, şarkıcı. |
| PERDE YIRTILMAK: | Hayasızlık etmek, utanmazlık. |
| PES-İ PERDE: | Perde arkası. |
| PESPERDE: | f. Perde arkası, gizli iş. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| PERDA : | f. Yarın. |
| PER : | f. Kanat. |
| PEÇE : | (C.: Peçegân) İnsan veya hayvan yavrusu. * Oğlan, çocuk. * Sarmaşık bitkisi. |