Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
RİF: (C.: Eryâf) Mâmur, bayındır yer.
Ekini bol ve ucuz olan yer.
RİFA': Ekini tarladan getirip harman yerine ilettikleri vakit.
RİFADE: Yara üstüne sarılan bez.
Ziyâfet.
RİFAS: Ayakla vurmak, tepmek.
RİF'AT: Yükseklik. Yüksek ve büyük rütbe sahibi olmak, âlişan olmak.
RİFD: (C.: Erfâd - Rufud) Atâ, hediye, bahşiş.
Yardım, muavenet.
İçerisinde 'RİF' geçenler
AHU-Yİ LENG GİRİFTEN: Topal ceylan tutmak. * Mc: İnsafsızlık etmek. Acizlere sataşmak.
AHZ Ü GİRİFT: Ele geçirme, yakalama. * Esir alma.
ÂRİF: (İrfan. dan) Bilen, bilgide ileri olan. Aşinâ, vâkıf. Hakkı, hakkı ile bilen. * Sabırlı ve mütehammil. * Çok düşünmeğe ihtiyaç kalmaksızın, tekellüfsüz gördüğünü bilen ve anlayan. * Zevkî ve vicdanî irfan sâhibi olan.
ÂRİF-İ BİLLAH: Mürşid, ermiş, evliyâ. Hakkın nuru ile Cenab-ı Hakk'ı bilen. Âlemi, hâdiseleri İlahî feyz ve ilim ile gören veli.
ÂRİF-İ ESRAR: İlâhî sır ve hakikatlara vâkıf olan.
ÂRİF-İ MÜNEVVER: Nurlanmış ve mesleğinin mütehassısı olmuş ve aklı ile beraber kalbi de nurlanmış âlim. Arif-i Billâh.
ARÎF: Çok irfanlı, çok tanınmış, meşhur âlim. * Bir işten iyi anlayan.
ÂRİFAN: f. Ermişler. Arifler.
ÂRİFANE: t. Arife yakışır surette. Bilene yakışır şekilde. İrfan sahibi olarak.
ARİFLERİN MEZAKLARI: Ariflerin zevkaldığı yer ve hususlar.
AVARİF: Mârifetler. * Arifler. İşten anlar olanlar. * Güzel ahlâk.
BÂB-I ŞERÎF: Konya'da bulunan Mevlana türbesinin kapısı.
BASAL-İ HARİF: Acı soğan.
BERGRİFTEN: f. Ayırmak. Kaldırmak. Gidermek.
CARİF: Yıkıp harap etmek.
DÂR-ÜL MAARİF: Sultan Mecid zamanında Valide Sultan'ın İstanbul'da Sultan Mahmud türbesi civarında yaptırmış olduğu mekteb.
ECZÂ-YI ŞERİFE: Kur'ân-ı Kerim'i meydana getiren otuz cüz.
EVC-İ RİF'AT: Yüksekliğin son noktası, zirvesi, tepesi.
FASL-I HARİF: Güz mevsimi.
FEYZ Ü RİF'AT: İlerleme, bolluk ve yükseklik.
FİRİFTE: f. Kandırılmış, aldanmış, aldatılmış.
FİRİFTE-DİL: f. Gönlü aldanmış.
GADARÎF: (Gudruf. C.) Kıkırdak kemikleri, kıkırdaklar.
GARÎF: (C: Guruf) Birbirine girmiş sık ve çok ağaç.
GATARİF(E): (Gıtrîf. C.) Başkanlar, başlar, reisler, önderler. * Soylu ve asaletli kimseler, itibarlı ve seçkin kişiler.
GITRİF: (C.: Gatârif) Başkan, reis. * Asil ve itibarlı kimse. Soylu kişi.
GITRİF: Mütekebbir, gururlu, kendini beğenmiş.
GİRİFT: f. Yakalama, tutma. * Dolaşık. Birbiri içine girik. Girintili çıkıntılı, karışık. * Motifleri birbirine girik ve içiçe geçme olan tezyinat tarzı. Buna aynı zamanda arabesk de denilir. * Türk musikisinin nefesli sazlarından olup, bugün unutulmak üzeredir. Ney'e benzer. Girift çalana "Giriftzen" denilir.
GİRİFTAR: f. Tutulmuş. Yakalanmış.
GİRİFTE: f. Yakalanmış, tutulmuş. * Bir hastalığa mâruz kalmış, hastalığa yakalanmış. * Esir.
GİRİFTE-DEM: f. Nefesi tutulmuş.
GİRİFTE-GÎ: f. Tutkunluk. * Hastalık hali. * Esirlik.
GİRİFTE-HÂTIR: f. Gücenik, kırgın.
GİRİFTE-LEB: (C: Giriftelebân) f. Dudağı tutulmuş. * Mc: Sessiz, sakin (kimse).
GİRİFTE-SER: f. Aklı fikri dağılmış kimse. Dalgın kişi.
GİRİFTE-ZEBAN: Kekeme, dili tutuk.
HÂDİM-ÜL HAREMEYN-İŞ ŞERİFEYN: Hilâfeti haiz olmaları hasebiyle Osmanlı Padişahlarına verilen ünvandır. Haremeyn; Mekke ile Medine'ye denilir. İslâm âleminin bu iki şehre hürmet-i mahsusaları sebebiyle ve daha fazla tâzim kasdiyle şerif sıfatını da ilâve ederek "Haremeyn-iş şerifeyn" denilmiştir. Haremeyn'in Hâdimi mânasına gelen bu tâbir ise ilk evvel Yavuz Sultan Selim hakkında kullanılmış, daha sonra bütün padişahlar hakkında istimal olunmuştur. Yavuz Sultan Selim Han Halep'i fethettiği haftanın ilk cum'a namazını Melik Zâhir camiinde eda ederken, hatib hutbede "Malik-ül Haremeyn-iş Şerifeyn" şeklinde adını anar anmaz, Yavuz Selim derhal yerinden kalkarak: "Haremeyn'in maliki olmak ne haddimdir. Ben Haremeyn'in hizmetkârı olmakla iftihar ederim." demek suretiyle tevazu göstermiş ve bu tabir ondan sonra, hutbelerde o suretle söylenmiştir.
HAREM-İ ŞERİF: Kâfir ve müşriklerin girmesi yasak olan ve canlı mahlukun öldürülmesi men'edilen Mukaddes Kâbe ve civârı.
HAREMEYN-İ ŞERİFEYN: Mekke'deki Kâbe ile Medine'deki Ravza-i Mutahhara.
HARF-İ TÂRİF: Arabçada, elif lâm harflerinin ismin başına gelmesi hali. (Bak: Lâm-ı ta'rif)
HARİF: (Hırfet. den) Meslekdaş, san'at arkadaşı. Teklifsiz dost. * Herif, âdi insan.
HARİF: Güz mevsimi, sonbahar. * Meyve toplama zamanı.
HARİF: Yemiş toplayan.
HARİFANE: f. Esnafça. Herkes kendi masrafını, hissesine düşeni vermek suretiyle, ortaklıkla yapılan.
HARİFE: (C.: Harâif) Ev için sonbahar hazırlığı.
HARİFÎ: Sonbaharla alâkalı.
HERİF: (Bak: Harif)
HERİFÇİOĞLU: Kızılan kimse hakkında zamir gibi kullanılan argo bir tabirdir.
HIRKA-İ ŞERİF: (Bak: Hırka-i Saadet)
HIRRÎF: Acılığından dili acıtan nesne.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
RİFA' : Ekini tarladan getirip harman yerine ilettikleri vakit.
RİA : (Râî. C.) Çobanlar.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...