Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
RİS: f. Öfke, gazab, gayz.
RİSAİL: (Bak: Resail)
RİSALE: Mektub.
Bir ilme dair yazılmış küçük kitap.
Haber göndermek.
Elçinin götürdüğü mektub, name.
Fık: Bir kimsenin sözünü veya emrini başka birisine tebliğ etmek.
RİSALE-İ NUR: f. Nurun Risalesi. Kur'an'dan alınan âyetlerin tefsiri ile tahkikî iman dersi veren kitap. Büyük mücahid Bediüzzaman Hazretlerinin eserleri.(Risale-i Nur'un vazifesi:... Hayat-ı ebediyeyi mahveden ve hayat-ı dünyeviyeyi de dehşetli bir zehire çeviren küfr-ü mutlaka karşı, imanî olan hakikatlarla, gayet kat'i ve en mütemerrid zındık feylesofları dahi imana getiren kuvvetli bürhanlarla Kur'ana hizmet etmektir. Ş.)
RİSALET: Birisini bir vazife ile bir yere göndermek.
Peygamberlik. Büyük kitapla gelen peygamberlik.
Elçilik.
RİSALET-ÜN NUR: Risale-i Nur tabirinin Arapçası. (Bak: Risale-i Nur)
RİSALET-PENAH: Risaletin kendine istinad ettiği Hazret-i Muhammed (A.S.M.). (Risalet-meab da denir)
RİSAR: (C.: Ravâsır) Reçel.
Turşu.
RİSDE: İnsan cemaatı, insan topluluğu.
RİSE: Miras yemek.
RİSL: Vakar, ciddiyet, sekinet.
Sabır.
RİSM: Kırmak.
Bulaştırmak.
RİSMAN: f. İp, halat.
RİSMAN-BÂZ: f. İp oynayan.
Mc: Cambaz.
İçerisinde 'RİS' geçenler
AKTRİS: Tiyatroda kadın oyuncu.
ARİS: Gerdek. Hacle.
ARİSTATALİS: Yunan feylesofu Aristo.
ARİSTO: (Doğum : M.Ö. 384) Yunan filozoflarından olup Eflatun'un talebesidir. Mantık, ahlâk, siyaset, iktisad, felsefe kitapları vardır. Ruhun bakiliğine inanırdı. Tecrübeden ziyâde akla fazla kıymet verdiğinden çok yanılmıştır. (Silsile-i felsefenin en mükemmel fertleri ve o silsilenin dâhileri olan Eflatun ve Aristo, İbn-i Sina ve Fârâbi gibi adamlar "İnsaniyetin gayet-ül gayâtı : (Teşebbüh-ü Bil-vâcib) dir. Yâni Vacib-ül Vücud'a benzemektir." deyip fir'avunane bir hüküm vermişler ve enaniyeti kamçılayıp şirk derelerinde serbest koşturarak, esbabperest, sanemperest, tabiatperest, nücumperest gibi çok enva-i şirk taifelerine meydan açmışlar. İnsaniyetin esasında münderic olan acz ve zaaf, fakr ve ihtiyaç, naks ve kusur kapılarını kapayıp, ubudiyetin yolunu seddetmişler. Tabiata saplanıp, şirkten tamamen çıkamayıp, şükrün geniş kapısını bulamamışlar...Nübüvvet ise: Gaye-i insaniyet ve vazife-i beşeriyet, ahlâk-ı İlâhiyye ile ve secaya-yı hasene ile tahalluk etmekle beraber, aczini bilip kudret-i İlâhiyyeye iltica, zaafını görüp kuvvet-i İlâhiyyeye istinad, fakrını görüp rahmet-i İlâhiyyeye itimad, ihtiyacını görüp gına-yı İlahiyyeden istimdad, kusurunu görüp afv-ı İlahiyyeye istiğfar, naksını görüp kemâl-i İlahiyyeye tesbihhan olmaktır diye, ubudiyetkârane hükmetmişler.İşte diyanete itâat etmiyen felsefenin böyle yolu şaşırdığı içindir ki; ene, kendi dizginini eline almış, dalâletin herbir nev'ine koşmuş. İşte şu vecihteki ene'nin başı üstünde bir şecere-i zakkum neşvünema bulup, âlem-i insaniyetin yarısından fazlasını kaplamış. S.)
ARİSTOKRASİ: yun. Âlimlerin ve cemiyette en iyilerin iktidarına dayanan hükümet şekli. Tarihte soylu, imtiyazlı, toprak sahibi, zenginlerin hâkimiyetine dayanan hükümet şekli. Bu şekli ile oligarşi veya plütokrasi adıyla da anılmaktadır. İmtiyazlı azınlığın, çoğunluğu idare etmesidir.
ARİSTOKRAT: yun. Sınıf farkını kabul eden ülkelerde asil sayılan kimse. Asilzâde sınıfından olan.
ASRİS: f. At koşturulan meydan, hipodrom.
BAHARİSTAN: f. İlkbaharın hüküm sürdüğü zaman. * Yeşil ve çiçekli yer. * Molla Câmi'nin eseri.
BERİSA': Halk, insan topluluğu.
BİMARİSTAN: f. Tımarhane. * Hastahane.
BÜHARİSE: Altın ve gümüşten üç kıntar veya üçyüz rıtıl.
BÜRHAN-I RİSALET: (Bak: Bürhan-ı nübüvvet)
CARİS: Yaygaracı, geveze, terbiyesiz, güldürücü. Çala çaldıran.
CİRİS: Sazan balığı.
DARİS: (Dürus. dan) Yıkılmış, mahvolmuş.
DARİS: Çetin huylu kimse.
DEHARİS: Belâ. Şiddet.
DERİS: (C.: Dirsân) Eski kaftan, eski elbise.
EBU KATADE HARİS BİN RİB'İY (R.A.): Ensardan ve Resül-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın süvarilerindendir. 170 Hadis-i Şerif rivayet etmiştir. Uhud Gazvesinden itibaren bütün muharebelere iştirak etmiş bir kahraman olup 74 tarihinde 80 yaşında iken Medine'ye avdetinde vefat etmiştir. (R.A.)
EBU-L HARİS: Arslan.
ERİS: f. Zeki, akıllı, uyanık, zeyrek, uslu.
ERİS(Î): Çiftçi, çift süren, ekinci.
EBU KATADE HARİS BİN RİB'İY (R.A): Ensardan ve Resül-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın süvarilerindendir. 170 Hadis-i Şerif rivayet etmiştir. Uhud Gazvesinden itibaren bütün muharebelere iştirak etmiş bir kahraman olup 74 tarihinde 80 yaşında iken Medine'ye avdetinde vefat etmiştir. (R.A.)
FARİS: İran. İranlı. * Binici, süvâri. * Ferasetli, anlayışlı. * İrandaki Şiraz vilâyeti.
FARİSAN: (Fâris. C.) Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş devrelerinde eyâletlerde hudutlardaki muhafız askerler.
FARİSÎ: Acemce, Farsça. İran'la alâkalı ve ona müteallik. İran dili veya halkı ile alâkalı olan.
FARİSİYYAT: Fars edebiyatı, İranlıların edebiyatı.
FERÎS: (C: Fersâ) Ağaç halka, çenber. * Yaralı. Maktul.
FERÎSA: (C: Feris-Ferâyis) Boş böğür ile kürek arasındaki et.
FEVARİS: (Fâris. C.) Atlılar, biniciler.
FİHRİS: (Fihrist) Bir dükkânda veya bir kitabın içerisinde ne bulunduğunu sıra ile gösteren liste. (Kataloğ) * (C: Fehâris) Her nesnenin aslı. * Kanun.
FİRİSTADE: (C.: Firistâdegân) f. Elçi, gönderilmiş. * Peygamber.
GARÎSE: Yeni dikilmiş fidan.
GİRİS(E): f. Oyun, hile, dalavere.
GURİSTAN: f. Mezarlık, türbe. Kabristan.
GÜRİSNE: (C.: Gürisnegân) f. Aç, fukara, fakir.
GÜRİSNEÇEŞM: f. Pinti, cimri, hasis. Aç gözlü.
GÜRİSNE-GÂN: (Gürisne. C.) f. Açlar, fakirler, yoksullar.
GÜRİSNEGÎ: f. Açlık, sefalet.
HALÎC-İ FÂRİS: Basra körfezi.
HANDERİS: Eski şarap.
HARİS: Süngü demiri. * Soğuk olan şey.
HÂRİS: Eken, ekici. Çiftçi.
HÂRİS-İ GAYUR: Çalışkan ve gayretli çiftçi.
HÂRİS: Muhafız. Bekçi. * Gözcü. Himaye eden. Bekleyen.
HÂRİS-İ VATAN: Vatanın koruyucusu, vatanın bekçisi.
HARİS: Son derece hırslı olan.
HARÎS: Bir şeye fazlası ile düşkün. Hırslı.
HARÎS-İ CÂH: Mevki, makam ve rütbe düşkünü.
HARÎS-İ ŞÖHRET: şöhret ve nam düşkünü.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
RİSAİL : (Bak: Resail)
RİA : (Râî. C.) Çobanlar.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...