Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
RİZ: f. Döken, saçan, akıtan.
RİZAM: Serkeş adam veya at.
RİZAM: Kabile, kavim, topluluk.
RİZAN: f. Akan, dökülen.
RİZE: f. Döküntü, kırıntı. Ufak parça.
RİZEÇİN: f. Kırıntı ve döküntü toplayan.
RİZEHÂR: f. Kırıntı ve döküntü yiyen.
RİZEHOR: f. Kırıntı, döküntü yiyen.
RİZE RİZE: f. Parça parça, ufak ufak.
RİZİŞ: f. Akış, dökülüş.
RİZME: Esvap koyulan bohça.
RİZNE: Su toplanacak yer.
RİZZ: Gizli ses.
RİZ (-): f. Döken, saçan, akıtan.
İçerisinde 'RİZ' geçenler
ALEV-RİZ: f. Alevlenen, alev saçan.
AMPİRİZM: Fls. (Deneyci felsefe) Her çeşit bilginin kaynağının duyu organlarının kullanılması sonucu kazanılan tecrübe olduğunu, duyu organlarının kullanılmadan hiçbir bilginin akılda yer alamıyacağını savunan felsefe. Akılcı felsefe gibi bu felsefenin de aşırı iddiasının yanlışlığını, tenkitçi felsefe ve psikoloji göstermiştir. Bilgi için ne sadece tecrübe, ne de düşünme gücü (akıl) yeterlidir.
ARAKRİZ: f. Terliyen, ter döken.
ÂRİZ: Azarlayıcı.
ARİZ: Ardıç ağacı.
ARİZ: Enli, geniş.
ARİZ VE AMİK: Enine ve boyuna, genişliğine ve derinliğine, tafsilâtlı şekilde.
ARİZA: Büyük bir kimseye hürmetle yazılan veya verilen şey, istirhamnâme, hediye.
ARİZE: Sâbit olmak. * Kuvvetli ve muhkem olmak. Bahil olmak.
BÂRÂN-RİZ: f. Yağmur saçan, yağmur döken.
BARİZ: Doğan. Zâhir ve âşikar. Meydanda olan. Belli. Açıkça.
BERG-RİZ: f. Yaprak döken. Sonbahar, güz.
CERİZ: Tasalı kimse. Hüzünlü, kederli olan kişi.
CÜMLE-İ MU'TERİZE: Cümlenin mânasını açıklamak için parantez içine yazılan cümle.
CÜR'A-RİZ: f. Damla damla döken.* Bir çeşit ibrik.
DEM'A-RİZ: f. Ağlıyan, gözyaşı döken.
DIRRİZ: Bahil kimse. * Kısa boylu, âdi kadın.
EARİZ: (Aruz. C.) Aruzlar, şiir vezinlerinden bahseden ses kalıpları. Şiirde beytin birinci mısraının son kısımları.
EGOSANTRİZM: Fr. Psk: Benmerkezcilik. Zihnî gelişmenin ilk çocukluk safhası. Bebek büyüyüp kendi varlığı ile başka varlıkları ayırmaya başladığı zamanlarda kendine has bir düşünce tarzı ile düşünür. Sanki dünyada en önemli varlık kendisi, herşey onun emrine ve isteğine hazır olmalı. Annesi, babası, diğer insanlar ve eşya, isteği gibi kendisine davranmasa ağlamaya başlar. Herşeyin merkezi olduğu hissini taşır.İnançsız insanlar, bu çocuktan farklı mı düşünüyor? Her varlık kendi nefsine maliktir. Kendisi için çalışır, kendi zevki için çabalar, gayesi yaşamak ve varlağını devam ettirmektir diyen ve benliklerini dünyanın merkezi yapan, kendilerini firavun gibi tanrı sanan bu insanlar, egosantrik düşünüşten daha aşağı seviyede değiller mi?
ELMAS-RİZE: Elmas kırıntısı, döküntüsü.
ESBRİZ: (Esb-riz) f. At koşusu. * Savaş meydanı.
EŞK-RÎZ: f. Gözyaşı döken, ağlayan.
FARİZ: Yaşlı.
FARÎZA: Borç, vazife. Allah'ın açık emri olup, yapılması şart olan vazife. * Fık: Ölen bir kimsenin mirasından mirasçılara düşen hisse, pay.
FARÎZA-İ ZİMMET: Yapılması mutlaka boynumuza borç olan vazife.
FARİZIYY (FERAZIYY): Feraiz bilen kişi.
FERÎZ: Takdir edici. * Hükmedici. * Yaşlı, ihtiyar.
GARİZ: Taze nesne.
GARÎZE: Asıl. Yaratılıştan olan. Sevk-i İlâhi. Huy.
GARÎZİYE: Tıb: Yaratılışa âit. Yaşamaya âit. Doğuştan. Normal.
GİRİZGÂH: (Bak: Gürizgâh)
GİRİZİYE: (Bak: Gariziye)
GİRYE-RÎZ: f. Gözyaşı döken, ağlayan.
GÜHER-RÎZ: f. Cevher döken, cevher saçan.
GÜLRÎZ: f. Gül serpen, gül saçan. * Meşhur bir cins lâle.
GÜRİZ: f. Kaçma. * Kaçan. * Edb: Kasidelerde mevzuya girmeden evvel söylenen beyit.
GÜRİZAN: f. Kaçan, kaçıcı.
GÜRİZENDE: (C: Gürizendegân) f. Kaçan, kaçıcı.
GÜRİZGÂH: (Girizgâh) f. Kaçacak yer. * Edb: Bir bahisten diğer bahse, mukaddimeden maksada intikal için bir münasebet te'sis eden söz. Nedim'in:Bu şehr-i stanbul ki, bîmisl ü behadırBir sengine yekpâre Acem mülkü fedadırmatla'lı kasidesindeki:İstanbul'un evsafını mümkün mü beyan hiç Maksad hemen sadr-ı keremkâre duadır.Beyti gibi. * Kast olunan şeye münasebet peyda eden söz.
HANDERİZ: f. Gülüp duran, devamlı gülen.
HARARET-İ GARÎZİYE: Vücudun normal harareti.
HARARET-İ GARİZİYYENİN İLTİHABI ZAMANI: İnsanda şehvanî ve nefsanî hislerin galeyanda olduğu devresi.
HARÎZ: Tâkatsiz kimse, güçsüz ve kuvvetsiz insan.
HARÎZ: Mahfuz, hıfzolunmuş, saklanılmış.
HARİZME: Azgın hayvanların ağzına ve ayının dudağının üstüne geçirilen demir halka.
HAZEF-RÎZE: f. Çanak çömlek parçası.
HELAHİL-RİZ: f. Öldürücü zehir saçan.
HİBRİZİYY: Acem askerlerinden şanlı bir süvârinin adı.
HUNRÎZ: f. Kan dökücü, kan döken, kan akıtan.
HARARET-İ GARİZİYYENİN İLTİHAB: İnsanda şehvanî ve nefsanî hislerin galeyanda olduğu devresi.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
RİZAM : Serkeş adam veya at.
RİA : (Râî. C.) Çobanlar.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...