Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
RAD: f. Cömert, eli açık, faziletli, üstün, değerli.
RAD': Men'etmek, engel olmak.
Bırakmak, terk etmek.
Güzellik eseri.
Kına.
RADAF: Üzerine ateş yakıp kızdırdıkları taş.
RADAFE: (C.: Razf) Kızdırılmış sıcak taş (süte bırakıp sıcaklık verirler.)
RÂDD: (Redd. den) Geri döndüren, reddeden, geri bırakan.
RÂDD-ÜS SELÂM: Başkasının verdiği selamı alan.
RADD: Süt ile pişmiş hurma.
Vurmak, dövmek.
RADDE: Derece. Rütbe. Sıra. Kerte. Mertebe.
Aşağı yukarı.
Fayda, menfaat.
Çizgi, hat.
RADE: Faide, menfaat.
RADGA: (C.: Radg-Ridag) Sulu ve sıvı balçık.
RADH: Az bir şey verme. Az verilen şey.
Fık: Cihada iştirak eden kadınlara, kölelere, çocuklara ve zimmilere ganimet malından verilen mal.
RADHE: (C.: Radh-Ridh) Taşlı yer, taşlık arazi.
Büyük taşlardan olan çukur yer. (İçinde su birikip kalır.)
RADI': (Rıda'. dan) Süt kardeş.
Süt emen çocuk.
Levmedilen kimse.
RADIYALLAHÜ ANH: Allah (C.C.) ondan razı olsun, mealinde duâdır. Aslında Allah ondan razı oldu demektir.(Sahabe-i Kiram Hazeratına Radıyallahu Anh denildiğine binaen, başkalara da bu mânada söylemek muvâfık mıdır?Elcevab: Evet denilir. Çünki Resul-i Ekrem'in bir şiarı olan Aleyhissalâtü Vesselâm kelâmı gibi Radıyallahu Anh terkibi, Sahabeye mahsus bir şiar değil, belki Sahabe gibi veraset-i nübüvvet denilen velâyet-i kübrada bulunan ve makam-ı rızaya yetişen Eimme-i Erbaa, Şâh-ı Geylanî, İmam-ı Rabbanî, İmam-ı Gazalî gibi zatlara denilmeli. Fakat örf-ü ulemâda sahabeye, Radıyallahu Anh; Tâbiîn ve Tebe-i Tâbiîne, Rahimehullah; onlardan sonrakilere, Gaferehullah; ve Evliyaya, Kuddise Sırruhu denilir. M.)
RADIYALLAHÜ ANHA: (Kadın için) Allah ondan razı olsun.
RADIYALLAHÜ ANHÜM: Allah onlardan razı olsun.
RADIYALLAHÜ ANHÜMA: Allah onların ikisinden razı olsun.
RADİ: (Râdiye) Razı olan, rıza gösteren, itaat eden.
RADİ': (C.: Ruzâa-Ruzâ) Süt emen çocuk.
RADİB: Zayıf yağan yağmur.
Sidre ağacından bir cins.
RADİF: Binicinin ardına binen kişi.
RADİF: Kızmış taşla ısıtılan süt.
Kızmış taş üzerine pişirilen et. (Merzuf da derler.)
RADİFE: Kıyametteki ikinci Sur'un ismi. (O'nunla bütün ölüler hayat bulurlar.)
RADİG: Ahmak, akılsız kimse.
RADİN: Za'feran çiçeği.
RADİYEN: Razı olarak, beğenilerek, hoşnud olmak suretiyle.
RADK: Her nesnenin evveli.
RADM: Büyük set.
RADM: Binayı taşla yapmak ( O binaya "razim" derler.)
RADME (RADMÂ): Büyük taş.
RADUA: Kuzusunu emziren ve hem de sağılır olan koyun.
RADYASYON: (Fr. Radiation) Bir enerjinin ışık demeti halinde yayılması.
İçerisinde 'RAD' geçenler
AHRAD: Pek tamahkâr cimri.
AKRAD: Emir, bey.
ALE-L-İNFİRAD: Ferd olarak. Birer birer.
ARADÎN: (Bak: Eradîn)
ARRADE: (C: Arrâdât) Küçük bir çeşit mancınık ki, hareket eden tekerlek üzerine konurdu. * Dişi çekirge.
BERMURAD: f. Emeline kavuşan, arzusu yerine gelen, dileğine eren.
BERRADE: Suyu soğutmaya ait kap, buzdolabı, karlık. * Bardak asacak yer.
BİRAD: f. İhtiyar, pir. Dermansız, güçsüz kimse.
BİRADER: (Berâder) f. Kardeş.
BİRADER-İ MANEVÎ: Din veya âhiret kardeşi.
BİRADER-İ RIDAÎ: Süt kardeşi.
BİRADERANE: f. Dostça, kardeşçe.
BİRADERÎ: f. Kardeşle ilgili. Kardeşlik.
BİRADERZADE: f. Kardeş oğlu. (Yeğen: Kızkardeşin oğludur.)
BÜRAD: Soğuk.
BÜRADE: Eğeden çıkan talaş ki, "bürâde-i zeheb, bürâde-i fizza ve bürâde-i hadid" denir.
CERAD: Çekirge. * Mc: Yağmacılar gürûhu.
CERADE: (C.: Cerâd) Çekirge.
CİLVE-İ İRÂDE: İrâde ve kasdı gösteren tezahür ve tecelli. Cenab-ı Hakkın kendi bizzat isteği ve iradesiyle yaptığını gösteren oluş ve intizam, mükemmeliyet. (İnsanın nasıl ruhu bütün cesedine özel bir münasebeti var ki: Bütün âzâsını ve eczasını birbirine yardım ettirir. Yani: İrade-i İlâhiye cilvesi olan evâmir-i tekviniyeye ve o emirden vücud-u haricî giydirilmiş bir kanun-u emrî ve lâtife-i Rabbaniye olan ruh onların idaresinde onların manevî seslerini hissetmesinde ve hâcatlarını görmesinde birbirine mâni olmaz, ruhu şaşırtmaz. S.)
CÜRADE: Soyulmuş nesne.
CÜZ-İ İRADE: İradeden bir cüz. Allah tarafından insana verilen irade. (Bak: İrâde)
DÂDRAD: f. Allah (C.C.), Cenab-ı Hak.
EFRAD: (Ferd. C.) Fertler. Askerler.
EFRAD-I ADÎDE: Çok kalabalık fertler.
EKRAD: Kürdler.
ERADÎN: (Arz. C.) Yerler. Arzlar, dünyalar.
ETRAD: Kaşları kılsız olan kimse.
EVRAD: Virdler. (Bak: Vird)
FERADÎS: (Firdevs. C.) Cennetler, firdevsler. * Bahçeler.
FİKR-İ İNFİRADÎ: Tek başına olmak fikri, istişâresiz iş yapmak. Bir şeyi sâde kendine mal etmek fikri, hodgâmlık. (Bak: Himmet)
FİRAD: (Ferd. C.) Fertler, kişiler.
FÜRADE: Yalnızlık.
HACC-I İFRAD: Umreye niyet etmeksizin yalnız başına yapılan farz, vâcib veya nâfile hacdır ki, ihrama girerken yalnız hacca niyet edilmiş olur. Bunu yapana "müfrid" denir.
HEM-RAD: f. Kahramanlık ve cömertlikte müsavi olan kimseler.
İBRAD: Güçsüzleştirme, âciz bırakma. * Soğutma.
İBTİRAD: Duş yapma, soğuk su ile banyo yapma. * Serinlemek için soğuk su içme.
İFRAD: Tek olarak söylemek. * Ayırmak. * Göndermek. Yollamak.
İGRAD: Yüksek ve güzel sesle şarkı söyleme.
İNCİRAD: Mücerred olma, tecrid edilme, soyunma.
İNFİRAD: Tek başına kalma. Yalnızlık hâli.
İRAD: Varid kılmak. Getirmek. Söylemek. * Gelir. Kazanç. Bir mal veya mülkün getirdiği kazanç.
İRAD-I KELÂM: Söz irad etme, söz söyleme.
İRAD-I MESEL: Edb: Bir fikri isbat için misal getirme. Buna İrsal-i mesel de denir.
İRAD-I NUTK: Nutuk iradetme. Nutuk söyleme.
İRAD Ü MASRAF: Gelir ve gider.
İRADAT: (İrade. C.) İstemeler, buyruklar, iradeler, emirler, fermanlar.
İRADE: İstek, arzu. Dilemek. Emir. Ferman. * Bir şeyi yapmak veya yapmamak için olan iktidar, güç.(İrade, ihtiyardan daha geniştir, umumidir. İhtiyar, taraflardan birini diğerine tafdil ile beraber tercihtir. İrade; yalnız tercihtir. Mütekellimler bazan iradeyi ihtiyar mânasında kullanmışlardır. İradenin zıddı kerâhet; ihtiyarın zıddı icâb ve ıztırardır. İrade, hakikatte dâima ma'duma taalluk eder. Çünkü, bir emrin husûl ve vücudu için o, tahsis ve takdir eder.) * Fık: Cenab-ı Hak irade sıfatı ile muttasıftır ve iradesi ezelîdir. Yaratacağı şeyleri bu irade sıfatı ile kendi hikmeti ile birer veche tahsis buyurur ve onun irade buyurduğu mutlak olur.(Âdetullah üzerine irade-i külliye-i İlâhiye, abdin irade-i cüz'iyesine bakar. Yani, bunun bir fiile taallukundan sonra o taalluk eder. Öyle ise cebir yoktur. İ.İ.) (Bak: Vicdan)
İRADE-İ ALİYE: Tar: Sadrazam tarafından verilen emir. Bu emir yazılı olduğu gibi, şifâhi de olurdu. Yazılı olana "iş'arat-ı âliye" de denilirdi.
İRADE-İ CÜZ'İYYE: Allah tarafından insanın kendi salâhiyetinde bıraktığı istek, arzu. İnsanın herhangi bir tarafa meyletme kuvveti ve isteği. Az ve zayıf irade.
İRADE-İ İLÂHİYE: Külli irade. Allah'ın emri ve isteği.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
RAD' : Men'etmek, engel olmak. * Bırakmak, terk etmek. * Güzellik eseri. * Kına.
RA : Kur'an alfabesinde onikinci harftir. Ebced hesabında 200 sayısına işaret eder. Bu harfe "Rı" denildiği gibi, "Ra-i mühmele" de denilir. Bazı tarih kayıtlarında" Rebi-ül Evvel" ayına işaret olarak geçer.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...