Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| RAM: | f. İtaat eden, boyun eğen, itaatli, münkad. |
| RAMAD: | Kül, ateş külü. |
| RAMAK: | Nefes alacak kadar kalan hava, az bir hayat eseri. Çok az şey. |
| RAMAS: | Göz çapağı. |
| RAMAZ: | Güneşin sıcaklığı şiddetle ve yakarak gelmek, şiddetli olmak, yakmak. Kesinleştirmek. |
| RAMAZAN: | Mübarek ayların en mühimmi ve mübarek üç ayların sonuncusu. Kur'an-ı Kerim'in nâzil olmağa başladığı oruç ayı. Arabî ve Kamerî olan takvime göre 9. ay. Oruç tutanın günahlarını yaktığı, mahveylediği için bu isim verildiği rivayet edilir.(Ramazan-ı Şerif'te mü'minler, derecatına göre ayrı ayrı nurlara, feyizlere, mânevi sürurlara mazhar oluyorlar. Kalb ve ruh, akıl, sır gibi letâifin o mübârek ayda oruç vasıtasiyle çok terakkiyat ve tefeyyüzleri vardır. Midenin ağlamasına rağmen onlar masumâne gülüyorlar. M.)(İşte Ramazan-ı Şerif, âdeta bir âhiret ticareti için gayet kârlı bir meşher, bir pazardır. Ve uhrevi hasılat için gâyet münbit bir zemindir. Ve neşv ü nema-i a'mâl için, bahardaki mah-i nisandır. Saltanat-ı Rububiyet-i İlâhiyeye karşı ubudiyet-i beşeriyenin resm-i geçit yapmasına en parlak, kudsi bir bayram hükmündedir. Ve öyle olduğundan yemek, içmek gibi nefsin gafletle hayvani hâcatına ve mâlâyani ve hevâperestane müştehiyata girmemek için oruçla mükellef olmuş. Güya muvakkaten hayvaniyetten çıkıp melekiyet vaziyetine veyahut âhiret ticaretine girdiği için, dünyevi hâcâtını muvakkaten bırakmakla uhrevi bir adam ve tecessüden tezahür etmiş bir ruh vaziyetine girerek, savmı ile Samediyete bir nevi âyinedarlık etmektir. Evet, Ramazan-ı Şerif; bu fani dünyada, fani ömür içinde ve kısa bir hayatta bâki bir ömür ve uzun bir hayat-ı bakiyeyi tazammun eder, kazandırır.Evet bir tek Ramazan, seksen sene bir ömür semeratını kazandırabilir. Leyle-i Kadir ise nass-ı Kur'ân ile bin aydan daha hayırlı olduğu, bu sırra bir hüccet-i katıadır. M.) |
| RAMAZANİYE: | Ramazana ait. Ramazan hakkında. Ramazan ayına dair medhiye veya kaside. |
| RAMETMEK: | Boyun eğdirmek, itaate getirmek. |
| RAMİ: | f. Çok itaatkâr olan. |
| RAMİ: | (Remy. den) Ok, mermi v.b. şeyler atan atıcı. |
| RAMİH: | Süngü batıran, mızrak saplayan. |
| RAMİK: | Miskle karıştırılan siyah bir madde. |
| RAMİLE: | Yelmek. Şam vilâyetine bağlı bir yerin adı. |
| RAMİS: | Toprağı her yöne sürüp savuran rüzgâr. |
| RAMİŞE: | İyilik, gökçelik, hasene. |
| RAMİŞGER: | f. Çalgıcı. Saz çalan. |
| RAMK: | Nazar etmek, bakmak. |
| RAMPA: | Fr. İki geminin birbirine veya bir geminin iskeleye yanaşıp bitişmesi. Şose veya demiryolundaki yokuş. Trenin eşya almağa mahsus yanaştığı set. |
| RAMPACI: | Eski deniz muharebelerinde yakından dövüşerek zabtedilmek istenilen bir düşman gemisine hücumla borda bordaya gelindiği sırada düşman gemisindeki askerlerin vuku bulacak hücumunu menetmek için güverteye yayılan silâhendazlar. |
| RAMT: | Ayıplama. |
| RAMUZ: | Deniz. |
| İçerisinde 'RAM' geçenler | |
| AHRAM: | (Harem ve Harim. C.) Gizli yerler. Gizli olup herkesin girmesi serbest olmayan yerler. * Kadınların bulunduğu haremlikler. |
| AKSA-YI MERAM: | Meramların, arzuların en sonu. Emellerin son haddi. |
| ÂRÂM: | (İrem. C.) Çölde, sahrada konulan hususi nişan. |
| ÂRÂM: | f. Durma, dinlenme. * Yerleşme, rahat etme, karar kılma. * Eğlenme. |
| ÂRÂM-I CÂN: | Gönül rahatı. * Sevgili, sevilen güzel. |
| ÂRÂM-I DİL: | Sevgili, sevilen güzel. * Gönül rahatı. |
| ÂRÂM-BAHŞ: | f. Dinlendirici, dinlendiren, ârâm veren. |
| ÂRÂM-CÛ: | f. Dinlenmek isteyen. |
| ÂRÂM-CÛYANE: | f. Dinlenmek isteyene yakışır şekilde. |
| ÂRÂM-GÂH: | f. Dinlenilecek yer. |
| ÂRÂMGÂH-I EBEDÎ: | Ebedi olarak dinlenilecek yer, sonsuz olarak istirahat edilen yer, mezar. |
| ÂRÂM-GÂR: | Hiçbir sıkıntısı olmayan, rahat yaşayan adam. |
| ÂRÂM-GÜZİN: | f. Dinlenmek için oturan, istirahat eden, dinlenen. |
| ÂRÂMÎ: | f. Dinlenme, rahat etme. |
| ÂRÂMİDE: | f. Rahat olan, dinlenen, sükûn halinde ve rahatta bulunan. |
| ÂRÂMİŞ: | f. Huzur, rahat. |
| ARAMRAM: | (Aremrem) Asker çokluğu. * Şiddetli hâl ve iş. |
| ARÂM-RÜBA: | f. Sıkıntı veren, istirahatı bozan, rahatı kaçıran. |
| ARÂM-SAZ: | f. Yerleşen, oturan. |
| ARÂM-SÛZ: | f. Huzuru bozan, rahatsızlık veren. |
| ASHÂB-I KİRAM: | Hz. Muhammedin (A.S.M.) Ashabı, sahabeleri. |
| ASRAM: | (Sırm. C.) İnsan toplulukları, insan kümeleri. * Çadır grupları. |
| ATEŞ-HİRÂM: | f. Süratle yürüyen, hızlı yürüyen. |
| ÂRÂM-BAHŞ: | f. Dinlendirici, dinlendiren, ârâm veren. |
| BAYRAM: | Bir dinde mübarek addolunan gün. |
| BAYRAMİYYE: | Hacı Bayram-ı Veli tarafından 14. yüzyılın sonlarında Ankara'da kurulan bir tarikattır. |
| BED-RAM: | f. Lâtif, hoş, yakışıklı, süslü. * Sert başlı at. * Dâima, devamlı. |
| BEHİŞT-HIRÂM: | f. Cennete gitmiş. |
| BEHRAM: | f. Eskiden bir İran padişahının adı. * Bir pehlivan ismi. * Merih yıldızı. |
| BEHRAME: | f. Yeşil elbise. |
| BEHRAMEC: | Çiçeği kokulu bir nevi söğüt ağacı. * Her renkte olan leylâk çiçeği. |
| BEHRAMEN: | f. Bir çeşit kırmızı yakut. * Kadınların kullandıkları allık. * İpekten dokunan güzel bir kumaş. * Kırmızı gül, asfur çiçeği. |
| BEYT-ÜL HARAM: | (Beyt-ül Haram) Kâbe-i Muazzama'nın etrafının bir ismi. Kâfirlerin yaklaşmaları men' edildiği, onlara haram olduğu için bu isimle alınır. (Bak: Kâbe) |
| BİHRAM: | f. Savm, oruç. |
| BÜRAM: | Kene dedikleri böcek. |
| CERAM: | Hurma çekirdeği. * Kuru hurma. |
| CERAME: | Gövdeli olmak. Vücudu iri olmak. * Cesâmet. |
| CERAMİKA: | Musul yakınında Acem asıllı bir kavmin adı. |
| DARAME: | Ucu ateşli kuru ot ve odun. |
| DIRAM: | Ateşin alevlenmesi. * Ateşin alevi. * Odun parçası, tahta parçası (tezcek ateş tutuşup alevlenir.) |
| DİL-ÂRÂM: | f. Gönül eğlendirici, kalbe rahatlık veren. Gönül okşayan. |
| DRAM: | yun. Korkunç ve kanlı tiyatro piyesi. * Müthiş bir vakıa. Musibet, felâket. Heyecan uyandıran hâdise veya hareket. |
| DRAMATİK: | yun. Drama benzer. Heyecan verici, acıklı. * Temsil yapılmak üzere yazılan heyecan verici veya acıklı tiyatro eseri. Acıklı olanına Trajedi, gülünç olanına da Komedi denir. |
| DÜRAMİH: | Yürürken sallanan kişi. |
| ECRAM: | (Cirm. C.) Ruhsuz büyük varlıklar. Cirmler. Yıldızlar. |
| ECRAM-I SEMAVİYE: | Gök cisimleri, yıldızlar. |
| ECRAM-I ULVİYE: | Ulvi yıldızlar. Büyük cirimler. |
| EHRAM: | Mısır'da Firavunların piramit şeklindeki mezarları. |
| EHRAM-I MÜREBBAÎ: | Dörtgen piramit. Dört köşeli ehram. |
| EHRAM-I MÜSELLESÎ: | Üçgen piramit. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| RAMAD : | Kül, ateş külü. |
| RA : | Kur'an alfabesinde onikinci harftir. Ebced hesabında 200 sayısına işaret eder. Bu harfe "Rı" denildiği gibi, "Ra-i mühmele" de denilir. Bazı tarih kayıtlarında" Rebi-ül Evvel" ayına işaret olarak geçer. |