Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| RAN: | (Reyn. den fiil) Kalb katılaşması, lekelenmek. Kalbin kasavetlenmesi. Pas, kir. (Bak: Reyn) |
| RAN: | f. Bacağın uyluk kısmı. Uyluk. Kelimenin sonuna getirilerek. " Süren, sürücü" mânasını ifade eden birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Hükümrân $ : Hüküm süren. |
| RANEC: | Hindistan cevizi. |
| RANİN: | f. Pantolon. şalvar. Don. |
| İçerisinde 'RAN' geçenler | |
| ABEY-SERAN: | Fesliğen. * Şiddetli emir. Şer ve mekruh nesne. * Bir dikenli ağaç. |
| ABRAN: | Ağlayan, ağlayıcı. |
| AB-RANE: | f. Su borularına ve su yollarına bakan mühendis. |
| ADÂLETKÂRANE: | f. Adâletlice. Adalet sahibine yakışır şekilde, insaflı ve haklı surette. |
| AGRANDİSMAN: | Fr. Büyütme (Fotoğrafçılıkta kullanılır.) |
| AHRARANE: | f. Hürriyetçilere yakışır tarzda. Serbestçe. Hür olana yakışır surette.(İnsana karşı hürriyet, Allah'a karşı ubudiyyeti intac eder. Mün.) |
| AHTERÂN: | f. Yıldızlar. Necimler. |
| AKRAN: | (Karin. C.) Birbirlerine derece, sınıf, liyâkat ciheti ile benzeyenler. Mümâsil. Emsal. |
| AKURÂNE: | f. Kuduzcasına, kudurmuşcasına, saldırırcasına. |
| ÂL-İ İMRÂN: | İmran soyundan gelenler. (İmran ikidir. Birisi: Hz. Musa ve Harun'un (A.S.) babaları olan İmran ibn-i Yashür ibn-i Lâvi ibn-i Yakub ibn-i İshak ibn-i İbrahim'dir (A.S.) İkincisi: Hz. Meryemin babası olan İmran ibn-i Metan ki, bu da Süleyman ibn-i Dâvud ibn-i İşa neslinden, bunlar da Yahuda ibn-i Yakub neslindendirler. İki İmran arasında 1800 sene geçtiği söylenir.) |
| ÂL-İ İMRAN SURESİ: | Kur'an-ı Kerimin üçüncü suresinin ismi olup Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur. Bu sureye Eman, Kenz, Ma'niyye, Mücadele, İstiğfar Suresi ve Tayyibe de denilir. |
| ALAFRANGA: | İtl. Frenk tarzında olan, Fransız usulü. |
| ÂMİRANE: | f. Emredercesine. Amir imiş gibi. * Emreden büyük kimseye yakışır şekilde. |
| AMUD-U NURANÎ: | Nurdan sütun, nurlu sütun. |
| ARAN: | f. Dirsek. |
| ARANİK: | Su kuşlarından boynu uzun bir kuş. |
| ASARAN: | (Bak: Asrân) |
| ASÂYİŞ-PERVERÂNE: | f. Rahat, huzur ve asâyiş taraftarına yakışacak şekilde. |
| ASGARAN: | Kalb ile dil |
| ASRAN: | (Asaran) İki devir. Gece ve gündüz. * İki asır. * Gündüzün zamanı. |
| AŞTÎ-PERVERANE: | f. Barış taraftarına yakışacak şekilde. |
| BÂ-HABERAN: | (Bâ-haber. C.) Haberliler, haberi olanlar. Akıllı, zeki, ihtiyatlı kimseler. |
| BAHADIRANE: | f. Yiğitçesine, kahramana yakışır surette. |
| BAHR-İ BÎKERÂN: | Hudutsuz, sınırsız deniz. |
| BAHTİYARANE: | f. Bahtiyarcasına, mutlucasına, mesut olana yakışacak şekilde. |
| BÂR-I GİRÂN: | Ağır yük. |
| BÂRÂN: | f. Yağmur. Rahmet. |
| BÂRÂNÎ: | f. Çivit mavisi renginde, Osmanlılar zamanında Selânik'te dokunan bir cins çuha. Yeniçeri ve Acemi oğlanlarına aralık ve ocak (erbain) aylarında verilen yağmurluk bârâniden yapılırdı. Yağmurluk, yağmurdan muhafaza eden şey. * Yağmurla ilgili. |
| BÂRÂN-RİZ: | f. Yağmur saçan, yağmur döken. |
| BASİRANE: | f. Görerek. Bilerek. Basiret sahibine yakışır halde. |
| BELDARAN: | Geçit yerleri muhafızlarının adı. Tanzimattan sonra bunlara zaptiye denmiştir. İkinci Meşrutiyetten beri jandarma olarak adlandırılırlar. |
| BERRAN: | f. Kesen, kesici, keskin. |
| BERRANÎ: | (Berr. den) Sahra ve kıra ait. Yabani. * Hâricî, zâhirî. * Şer'î hükümlere uymayan. |
| BEYN-EL AKRÂN: | Akranlar arasında. |
| BIRANDA: | Alm. Savaş gemilerinde, askerlerin yattığı asılı yatak. |
| BÎ-GERAN: | f. Sınırsız. |
| BÎ-KERAN: | (Bî-girân) f. Sınırsız, sonsuz. * Kenarsız. * Hesabsız. |
| BİRADERANE: | f. Dostça, kardeşçe. |
| BİRAN(E): | f. Viran, harab, yıkık, dökük, eski. |
| BUHRAN: | Sıkıntı. Darlık. Nöbet. Kriz. Hastalığın ağır zamanı. * Bir işin tehlikeli ve karışık hâl alması. |
| BÜRRAN: | f. Keskin, kesici. |
| CANKURTARAN: | t. Ölüm tehlikesinde olanları kurtarmak için kullanılan vasıta. * Hasta ve yaralıları hastahaneye taşıyan otomobil. Ambulans. |
| CANSİPERANE: | f. Canını feda edercesine. |
| CEBBARANE: | Cebbarcasına. Cebbar olana yakışacak tarzda. |
| CEMAAT-İ ÇİLİNGİRÂN-I HÂSSA: | Tar: Saraydaki çilingirlik işlerini yapmakla muvazzaf sanatkârlar zümresi. |
| CESURÂNE: | f. Yiğitçesine, cesaretli olarak, yüreklice, cesaretle. |
| CIRANTA: | yun. Poliçeyi, senedi devir ve havale eden şahıs. |
| CİRAN: | Komşular. * Müşteriler. |
| CİRAN: | (C.: Cürün) Devenin boynunun önünde boğazlanacak yerinden boğazı çukuruna kadar olan yer. |
| CİRANTA: | yun. Bir senedi ciro eden kimse. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| RANEC : | Hindistan cevizi. |
| RA : | Kur'an alfabesinde onikinci harftir. Ebced hesabında 200 sayısına işaret eder. Bu harfe "Rı" denildiği gibi, "Ra-i mühmele" de denilir. Bazı tarih kayıtlarında" Rebi-ül Evvel" ayına işaret olarak geçer. |