Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
RASÎ: Kımıldamıyan, sâbit.
Lenger atmış olan gemi. Demirlemiş gemi.
RASİ': Hırs ve tama eden.
RASİA: (C.: Rasâyi) Halka.
RASİB (RÂSİBE): Tortulaşan, dibe çöken.
RASİD: Muntazır, bekleyen kimse.
Avını bekleyen ve yaklaştığında hemen üzerine sıçrayan canavar.
RASİF: Dayanıklı, sağlam, muhkem.
Taş temel, rıhtım.
Denizin yüzüne çıkmış kayalar.
RASİFE: Su içinde yapılan sed. Rıhtım.
RASİH(A): (C.: Râsihîn-Râsihûn) (Rüsuh. dan) Temeli kuvvetli, sağlam.
Bilgisi, bilhassa dinî bilgileri çok geniş olan.
İyice oturmuş, dem ve damarlarına yerleşmiş, temeli sağlam ve kuvvetli olan.
RASİHÂNE: f. Sağlamca, sağlam delil ve bürhana dayanmak suretiyle.
RASİHUN: (Rasihîn) (Râsih. C.) Âlimler, din bilgisi çok sağlam ve derin olan büyük zatlar.
Temeli kuvvetli ve sağlam olanlar.
RASİM: Resim yapan, çizgi çizen.
Akar su.
RASİME: Âdet. Eskiden kalma âdet.
RASİN: Sağlam, dayanıklı.
Sabit hüküm.
RASİN: Andız otu.
RASİYE: (C.: Revâsi) Büyük dağ.
İçerisinde 'RASÎ' geçenler
ARİSTOKRASİ: yun. Âlimlerin ve cemiyette en iyilerin iktidarına dayanan hükümet şekli. Tarihte soylu, imtiyazlı, toprak sahibi, zenginlerin hâkimiyetine dayanan hükümet şekli. Bu şekli ile oligarşi veya plütokrasi adıyla da anılmaktadır. İmtiyazlı azınlığın, çoğunluğu idare etmesidir.
BERASİN: (Bürsün. C.) Yırtıcı hayvanların pençeleri.
BÜROKRASİ: Fr. Hükûmet dairelerinde aşırı kırtasiyecilik, muamele çokluğu. İşlerin yürütülmesinde şekilciliğin ve idarî işlemlerin ağır basması hâli. Devlet görevlilerinden meydana gelen zümre veya sınıf. Memurlar sınıfı. Bürokrasi, her çeşit rejimde tahakküm vasıtası olmaktadır. Oysa İslâmiyet'te devlet makamları tahakküm değil, hizmet makamıdır. Devlet görevlileri müslüman halkın hizmetindedir, kendileri saygı beklemez, saygılı davranır. Kimseye tahakküm edemez. Çünkü Allah'ın emirlerine uymak zorundadır. Hazreti Ömer (RA), devlet başkanı olunca "Allah'ın emirlerinin dışına çıkarsam, beni kılıçlarınızla doğrultun" demekle bunun örneğini vermiştir. Zulüm ve tahakkümü kaldırarak adaleti getirmiştir. Gerçek adalet ve hürriyet ancak İslâm'da vardır.
DEMOKRASİ: yun. (Demos: Halk; Kratia: İdare, iktidar) Halk iktidarına dayanan hükümet şekli. Devlet iktidarını elinde bulunduranların, halkın çoğunluğunun iradesiyle seçildiği hükümet şeklidir. Tatbikatı üç şekildir:1- Vasıtasız hükümet şekli: Halk, devlet iktidar ve hâkimiyetini vasıtasız olarak kullanır. Kanunları kendisi yapar, suçluları kendisi muhakeme eder, idareyi kendisi yürütür. Bu usül ancak küçük cemiyetlerde tatbik imkânına sahiptir. 2- Yarı vasıtasız hükümet şekli: Halk re'yi ile temsilciler meclisi seçilir. Meclisin çıkardığı kanunların tatbik edilebilmesi için halkın re'yine baş vurulması (referandum) şarttır.3- Temsil hükümet şekli: Cumhuriyet. Halk seçim yolu ile hakimiyet ve iktidarı, belli bir zaman için seçtiği temsilciler meclisine devreder. İktidarı halk adına meclisler kullanır.Demokrasinin temsil şekli olan cumhuriyetin de üç ayrı tatbik şekli vardır. 1- Meclis hükümeti sistemi: Hükümet, meclis iradesiyle teşekkül eder. Eğer hükümet meclisin itimadını kaybederse meclis tarafından düşürülür. 2- Parlementer hükümet sistemi: Hükümetle, meclis, belli ölçüler içinde birbirine karşı müstakildir. 3- Başkanlık hükümeti sistemi: Hükümet başkanını halk seçer. Başkan, hükümet üyelerini kendisi tâyin eder ve kendisi azleder.Demokrasi, hukuk devletine ve millet ekseriyetinin hakimiyetine dayalı olup kişi veya azınlık hâkimiyetini reddeder.Demokrasinin temellerine aykırı olmayan herhangi bir inanış ve fikir sahibi olanlar, kendi inanış ve fikrini halka kabul ettirmek için zor kullanmak veya idareyi ele geçirmek için zorlama ve isyana teşebbüs veya açıkça teşvik etmemek şartıyla her türlü inanış ve fikri; neşir, tebliğ ve telkin etmek serbestliğini kabul eden devlet şeklidir.
İHTİRASÎ: Korunma, muhafaza olunma, kendini gözetme.
KILÂ-İ RASİNE: Sağlam kaleler. Muhkem surlar.
MERASÎ: (Mersiye. C.) Mersiyeler, ağıtlar.
MERASÎ: (Mersâ. C.) Limanlar. Gemilerin sığınıp barındıkları yerler.
MERASİD: (Mersad. C.) Gözetleme yerleri, rasat yerleri.
MERASİM: (Mersem. C.) Resmi merasimler. Âdet hükmündeki gösterişler. Resmi muameleler. * Şiveler. Âdetler.
MÜTERASİL: Mektuplaşan, haberleşen.
RASİ': Hırs ve tama eden.
RASİA: (C.: Rasâyi) Halka.
RASİB (RÂSİBE): Tortulaşan, dibe çöken.
RASİD: Muntazır, bekleyen kimse. * Avını bekleyen ve yaklaştığında hemen üzerine sıçrayan canavar.
RASİF: Dayanıklı, sağlam, muhkem. * Taş temel, rıhtım. * Denizin yüzüne çıkmış kayalar.
RASİFE: Su içinde yapılan sed. Rıhtım.
RASİH(A): (C.: Râsihîn-Râsihûn) (Rüsuh. dan) Temeli kuvvetli, sağlam. * Bilgisi, bilhassa dinî bilgileri çok geniş olan. * İyice oturmuş, dem ve damarlarına yerleşmiş, temeli sağlam ve kuvvetli olan.
RASİHÂNE: f. Sağlamca, sağlam delil ve bürhana dayanmak suretiyle.
RASİHUN: (Rasihîn) (Râsih. C.) Âlimler, din bilgisi çok sağlam ve derin olan büyük zatlar. * Temeli kuvvetli ve sağlam olanlar.
RASİM: Resim yapan, çizgi çizen. * Akar su.
RASİME: Âdet. Eskiden kalma âdet.
RASİN: Sağlam, dayanıklı. * Sabit hüküm.
RASİN: Andız otu.
RASİYE: (C.: Revâsi) Büyük dağ.
SEDD-İ RASİN: Sağlam set.
SERASİME: f. Sersem.
SERASİMEGÎ: f. Sersemlik.
TEOKRASİ: (Fr: Theocratie) Din hükümlerine göre idare edilen ve dinî esaslara bağlı olan idare şekli. Allah namına papazlar idaresi.(Bu kelime, İslâm memleketlerinde: Şeriat hükümleriyle devleti idare etmek mânasında kullanılır. Avrupa memleketlerinde ise, "Allah nâmına papazlar idaresi" mânasına gelir. Hatta 1304'de basılan Kamus-u Fransavî'de: "Kanun-u İlâhî ile ve sıfat-ı ruhaniyetle icra olunan hükümet" şeklindeki ifadesiyle, bu iki mânaya işaret edilmiştir. Fakat İslâm ve İsevî milletlerinde teokrasinin ifade ettiği mânada ilmî ve ehemmiyetli bir fark vardır. Şöyle ki:Hristiyanlıkta velediyet akidesi ekseriyetçe kabul edildiğinden papaz, Allah'ın mutlak vekili ve İlâhî kudsiyete sahip addedilmiştir. Buna göre papaz; murakabe edilmez ve kimseye karşı da mes'ul değildir.İslâmiyette ise: İdareci, şer'î kanunlara karşı mes'ul olduğu gibi; halkın idareciye itaat etmesi de, idarecinin Allah'ın kanunlarına bağlılığı nisbetindedir.Bütün milletlerde kelimenin ifade ettiği müşterek mâna ise; şahıslar tarafından İlâhî ve dinî hâkimiyeti icra etmektir.)
ULEMA-İ RÂSİHÎN: Hak ve hakikat ilminde meleke kazanmış âlimler.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
RASİ' : Hırs ve tama eden.
RAS' : Yapışmak.
RA : Kur'an alfabesinde onikinci harftir. Ebced hesabında 200 sayısına işaret eder. Bu harfe "Rı" denildiği gibi, "Ra-i mühmele" de denilir. Bazı tarih kayıtlarında" Rebi-ül Evvel" ayına işaret olarak geçer.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...