| Kelime | Anlam |
|---|
| RAZI: | Hoşnud, rıza gösteren, kabul eden. Boyun eğen, itaat eden. |
| RAZIA: | Emzikli, çocuklu kadın. |
| RAZIK: | Rızık veren; yiyecek, içecek, giyecek gibi canlı mahlukata lüzümu bulunan her çeşit ihtiyacını te'min edip veren. (Allah) |
| RAZIK-I HAKİKİ: | Hakiki rızık veren. Hiç bir vasıtaya ihtiyacı olmadan en güzel nimetleri yaratan ve bütün rızıkları ancak kendisi veren Allah (C.C.) |
| RAZİYANE: | (Rezene) Dere otu nev'inden bir nebat adı. |
| RAZİZ: | Dökülmüş ve parçalanmış. |
| İçerisinde 'RAZI' geçenler |
|---|
| ARAZÎ: | Araza âit ve mensub. Araza dâir ve ilgili. |
| A'RAZİ: | Ârızî, tesâdüfî, rastgele. |
| ARÂZİ: | (Arz. C.) Yerler. Ekilen toprak. Ekilen yerler. |
| ARÂZİ-İ EMİRİYYE: | Huk: Beytülmâle mahsus olup devlet tarafından şahıslara dağıtılan yerler. (Tarla, çayır, koru ve emsali gibi.) |
| ARÂZİ-İ EMİRİYYE-İ MEVKUFE: | Huk: Sadece hazine menfaatleri veya tasarruf hakları veyahut ikisi de bir hayır cemiyetine ayırılan miri arazi. |
| ARÂZİ-İ EMİRİYYE-İ SIRFA: | Huk: Beytülmâle mahsus menfaatleri ve tasarruf haklarından hiçbiri bir cihete verilmeyip devlete ait olan ve şahıslara dağıtılan memleket arazisi. |
| ARÂZİ-İ GAMİRE: | Huk: Harap, su baskınına uğramış veya içine henüz çift girmemiş yerler. |
| ARÂZİ-İ HÂLİYE: | Boş, sahipsiz bırakılmış topraklar. |
| ARÂZİ-İ HARACİYE: | Müslümanlar tarafından fetholunan ve ulul-emir tarafından müslim olmayan eski sahibi elinde bırakılan veya hâriçten müslim olmayanlar getirilerek yerleştirilen arâzi. |
| ARÂZİ-İ MAHLULE: | Huk: Araziyi kullananın intikal sahibi mirasçı bırakmaksızın ölümüyle hükümete kalan arâzi-i emiriye. |
| ARÂZİ-İ MAHMİYE: | Huk: Beytülmâle ait araziden, koru, mer'a, yol, pazar yerleri gibi halkın ihtiyaçlarına ayrılmış olan arâzi. |
| ARÂZİ-İ MEFTÛHA: | Huk: Fetih hakkının taalluk ettiği yerler. |
| ARÂZİ-İ MEKTUME: | Huk: Beytülmâle haber verilmeksizin kullanılan mahlul veya müstahik-i tapu araziler. |
| ARÂZİ-İ MEMLUKE: | Mülkiyet yolu ile tasarruf olunan yerler. (Mülk, timar toprağı). |
| ARÂZİ-İ METRÛKE: | Terk edilmiş, bırakılmış topraklar, araziler. |
| ARAZİ-İ MEVÂT: | Huk: Hiç kimse tarafından kullanılmayan ve halka verilmeyen, meskun mahallerden biraz uzakta bulunan taşlık ve kıraç arazi.* İşlenmemiş toprak. |
| ARÂZİ-İ MEVKUFE: | Vakfedilmiş yerler. Bir hayır işine devamlı surette tahsis edilmiş yerler. |
| ARÂZİ-İ MEVKUFE-İ SAHİHA: | Huk: Arâzi-i memlükeden şartlarına uygun olarak vakfolunan yerler. |
| ARÂZİ-İ MİRİYE: | Devlete ait arazi. |
| ARÂZİ-İ MUHTEKERE: | Kiracısı tarafından üzerine bina yapılmak veya ağaç dikilmek üzere senelik bir ücret karşılığında kiraya verilen arazi. (Kiracı, kira bedelini her sene arâzi sahibine vererek o arâziyi devamlı sûrette elinde bulundurur.) |
| ARÂZİ-İ MUKADDESE: | Mukaddes yerler. Kudsi topraklar. |
| ARÂZİ-İ MÜBÂREKE: | Mübarek yer olan Hicaz. |
| ARÂZİ-İ MÜLKİYE: | Hükümet arazisi, hükümet toprağı. Hazine arazisi. |
| ARÂZİ-İ MÜRFAKA: | Huk: Sokaklarda oturulacak yerler ve caddelerde boş bırakılan kısımlar. Yolculara ait terkedilmiş konak yerleri, kervansaraylar. |
| ARÂZİ-İ MÜŞTEREKE: | Huk: Çokları tarafından tasarruf olunan yer. |
| ARÂZİ-İ ÖŞRİYYE: | Huk: Ziraat olundukça her sene hâsılatından beytülmâle, beytüssadakaya konulmak üzere, fakirlerin hakkı olan öşür alınan arâziler. |
| ARAZİŞ: | f. Hayır ve iyilik yapma. * Tasaddukta bulunmak. |
| BERAZİK: | Bölük, cemaat. |
| DIRAZÎ: | f. Uzunluk. |
| ERAZİL: | (Erzel. C.) Reziller, namussuzlar, yüzsüzler. |
| FAHREDDİN-İ RAZÎ: | (Milâdi 1149-1209) Büyük bir müfessir-i Kur'andır. Fizik, matematik ve tıb hakkında eserleri de vardır. |
| FARAZÎ: | (Bak: Farzî) |
| FARAZİYE: | (Fr: Hipotez) Var sayma, kabul. Bir hâdiseyi, bir olayı açıklamak, bir düşünceyi isbat etmek için isbatı yapılmamış başka düşünceleri dayanak olarak alma. Müsbet ilimlerde araştırmanın bir merhalesini meydana getirir. İncelenen hâdiseyi açıklaması muhtemel olan faraziyeler düşünülür. Faraziyenin doğruluğu hakkında bundan çıkarılacak mantıkî düşünceler belirlenir, bu sonuçların hakikatta var olup olmadığı görme ve deneme yoluyla kontrol edilir. Buna da tahkik (doğrulama) denir. Netice doğrulanırsa faraziyenin doğruluğu isbatlanmış olur ve faraziye kanunlaşır.Bazı cahiller, ilimde tahkik edilmemiş faraziyeleri doğru hüküm zanneder. Faraziyenin doğruluğu hakkında ileri sürülen fikirleri de isbat zanneder. Oysa bu isbat değil, iddiadır. Doğruluğun müşahede ve deneme ile isbatlanması gerekir. Müsbet ilimlerde durum budur. |
| FİRAZÎ: | f. Yukarılık, yükseklik. |
| HÂFIZ-I ŞİRAZÎ: | (Bak: Sa'd-ı Şirazî) |
| İHTİRAZÎ: | Çekinmeye ait, sakınmayla alâkalı. |
| İ'TİRAZİYE: | İtiraza, kabul etmediğine dair yazı. * Edb: Cümlenin esasından olmayıp yalnız bir husus hakkında söylenen ibare. (Bak: Cümle-i mu'terize) |
| KUYUD-U İHTİRAZİYYE: | Korunmak için ilerisine âid tedbir kayıtları. Bazı hakları kullanabilme şartı. |
| MARAZÎ: | (Maraz. dan) Hastalıkla alâkalı. Hastalığa ait. Hastalıklı. |
| MARAZİYYÂT: | Hastalıklar ilmi, patoloji. |
| MERAZİBE: | (Merzuban. C.) Serhat beylerbeyi. |
| MÜSÜL-Ü FARAZİYYE: | Farazî temsiller, hikâyeler. |
| MÜTERAZİ: | (Rıza. dan) Karşılıklı olarak birbirlerinden hoşnut ve razı olan. |
| MÜTERAZİM: | Üzümle ekmek yemek. |
| PARAZİT: | Yun. Radyo gibi ses veya elektrik âletlerinin zırıltı ve gürültü çıkarması. * Başka bir hayvan veya nebatın üzerinde onun zararına yaşayan canlı. Asalak. Tufeylî. |
| RAZİYANE: | (Rezene) Dere otu nev'inden bir nebat adı. |
| RAZİZ: | Dökülmüş ve parçalanmış. |
| SA'Dİ-İ ŞİRAZÎ: | (Hicrî: 587-691) Şiraz'da doğdu. 30 yıl ilme, 30 yıl seyahate, 30 yıl da inzivada ibadetle çalıştı. En meşhur eserleri Bostan ve Gülistan adındaki ahlâkî ve imanî kitaplarıdır. |
| SERFİRAZÎ: | f. Serfirazlık. |
| ŞERAZİM: | (Şirzime. C.) Küçük ve az olan topluluklar. Küçük cemaatler. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| RAZİYANE : | (Rezene) Dere otu nev'inden bir nebat adı. |
| RAZ : | f. Gizli sır, saklı şey. * Mimar. * Marangozların işini tanzim eden. |
| RA : | Kur'an alfabesinde onikinci harftir. Ebced hesabında 200 sayısına işaret eder. Bu harfe "Rı" denildiği gibi, "Ra-i mühmele" de denilir. Bazı tarih kayıtlarında" Rebi-ül Evvel" ayına işaret olarak geçer. |