Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
REND: Mersin ve defne ağaçları.
RENDE: f. Tahtaların yüzlerini pürüzlerden kurtarıp dümdüz etmek için marangozların kullandıkları âlet.
Mutfakta peynir, soğan, havuç gibi şeyleri ufalamak için kullanılan tenekeden veya ona benzer maddelerden yapılan âlet.
RENDELEMEK: Pürüzlerini gidermek. Rende ile düzlemek, pürüzlü yerlerini kazımak. Rende ile ufalamak.
RENDİDE: f. Rendelenmiş, ufalanmış.
İçerisinde 'REND' geçenler
AHU-ÇERENDE: f. Otlıyan ceylan.
ARENDE: f. Birşey getiren kimse.
AZARENDE: f. Azarlıyan, tekdir eden. * Kalb kıran, inciten.
BARENDE: f. Yağdıran, yağdırıcı.
BERARENDE: f. Üste getiren, üzerine çıkaran.
BEREND: f. Nakışı olmayan ipek kumaş. * Keskin olan hançer, kılıç, pala v.b. âletler. * Kılıcın suyu.
BERENDAHTE: f. Yükseğe çıkarılmış, üste çıkarılmış. Yükseğe kaldırılmış.
DARENDE: f. Saklayan, tutan. * Ulaştıran, vâsıl eden, kavuşturan, getiren.
DERENDE: f. Yırtan, yırtıcı.
EFREND: f. Debdebe, gösteriş, süs, bezek.
ERENDAN: f. "Hâşâ" mânasına inkâr ifade eden bir kelimedir.
ERENDİZ: Müşteri gezegeni. Jüpiter yıldızı.
EVREND: f. Hile, aldatma, hud'a, oyun. * Nam, şan, şeref. * Serir, erike, taht.
GARRENDE: f. Kükreyerek vahşileşen arslan ve benzeri yırtıcı hayvan.
GURRENDE: f. Hiddetle bağıran, şiddetle gürliyen.
GÜVARENDE: f. Hazmedilmesi kolay.
GÜZARENDE: f. Geçen, geçici. Geçiren, geçirici.
HANEBERENDAZ: (Hâne ber-endaz) f. Ev yıkıcı.
HATT-I ZERENDUD: Altunla yazılmış celi yazılar.
KÜREND: (Küreng) f. Al at.
MÂDERENDER: f. Üvey ana.
NİGÂRENDE: f. Ressam.
PEREND-AVER: f. Çok keskin kılınç, pala veya hançer.
PERENDE: f. Uçan, uçucu. * Av kuşu. * Çark gibi dönerek atılan takla.
PERENDEBÂZ: f. Takla atan kimse. Cambaz.
PERENDEK: f. Küçük tepe.
PERENDİN: f. İpek elbise, ipek kumaş veya ipek mendil.
PERENDUN: f. Evvelki gece.
PERENDUŞ: f. Dün gece.
PERENDUŞİNE: f. Dün geceki şey.
PERENDVAR: f. Evvelki gece.
PERVERENDE: f. Besleyen, büyüten. Besleyici, büyütücü. * Terbiye edici, yetiştirici.
PERENDUŞ: f. Dün gece.
PERENDUŞİNE: f. Dün geceki şey.
RENDE: f. Tahtaların yüzlerini pürüzlerden kurtarıp dümdüz etmek için marangozların kullandıkları âlet. * Mutfakta peynir, soğan, havuç gibi şeyleri ufalamak için kullanılan tenekeden veya ona benzer maddelerden yapılan âlet.
RENDELEMEK: Pürüzlerini gidermek. Rende ile düzlemek, pürüzlü yerlerini kazımak. Rende ile ufalamak.
RENDİDE: f. Rendelenmiş, ufalanmış.
SERENDÎ: Katı, şiddetli, şedid. (Müe: Serendât)
SERENDİB: (Hintçe) Hindistan'ın güneyindeki Seylân adasının ismi.
ŞÜMARENDE: f. Sayan, hesab eden.
ŞÜMARENDE: f. Sayan, hesab eden.
TİRENDAZ: f. Ok atan, okçu.
ZERENDUD: (Ze-endud) f. Altın yaldızlı.
ZİKR-ÂREND: f. Zikreden. Anan.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
RENDE : f. Tahtaların yüzlerini pürüzlerden kurtarıp dümdüz etmek için marangozların kullandıkları âlet. * Mutfakta peynir, soğan, havuç gibi şeyleri ufalamak için kullanılan tenekeden veya ona benzer maddelerden yapılan âlet.
RENA : Nazar olunan, bakılan.
REALİST : Fr. Fls: Hakikatçı. Nefs-ül emre uygun düşünen. Realizm taraftarı.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...