| Kelime | Anlam |
|---|
| REND: | Mersin ve defne ağaçları. |
| RENDE: | f. Tahtaların yüzlerini pürüzlerden kurtarıp dümdüz etmek için marangozların kullandıkları âlet. Mutfakta peynir, soğan, havuç gibi şeyleri ufalamak için kullanılan tenekeden veya ona benzer maddelerden yapılan âlet. |
| RENDELEMEK: | Pürüzlerini gidermek. Rende ile düzlemek, pürüzlü yerlerini kazımak. Rende ile ufalamak. |
| RENDİDE: | f. Rendelenmiş, ufalanmış. |
| İçerisinde 'REND' geçenler |
|---|
| AHU-ÇERENDE: | f. Otlıyan ceylan. |
| ARENDE: | f. Birşey getiren kimse. |
| AZARENDE: | f. Azarlıyan, tekdir eden. * Kalb kıran, inciten. |
| BARENDE: | f. Yağdıran, yağdırıcı. |
| BERARENDE: | f. Üste getiren, üzerine çıkaran. |
| BEREND: | f. Nakışı olmayan ipek kumaş. * Keskin olan hançer, kılıç, pala v.b. âletler. * Kılıcın suyu. |
| BERENDAHTE: | f. Yükseğe çıkarılmış, üste çıkarılmış. Yükseğe kaldırılmış. |
| DARENDE: | f. Saklayan, tutan. * Ulaştıran, vâsıl eden, kavuşturan, getiren. |
| DERENDE: | f. Yırtan, yırtıcı. |
| EFREND: | f. Debdebe, gösteriş, süs, bezek. |
| ERENDAN: | f. "Hâşâ" mânasına inkâr ifade eden bir kelimedir. |
| ERENDİZ: | Müşteri gezegeni. Jüpiter yıldızı. |
| EVREND: | f. Hile, aldatma, hud'a, oyun. * Nam, şan, şeref. * Serir, erike, taht. |
| GARRENDE: | f. Kükreyerek vahşileşen arslan ve benzeri yırtıcı hayvan. |
| GURRENDE: | f. Hiddetle bağıran, şiddetle gürliyen. |
| GÜVARENDE: | f. Hazmedilmesi kolay. |
| GÜZARENDE: | f. Geçen, geçici. Geçiren, geçirici. |
| HANEBERENDAZ: | (Hâne ber-endaz) f. Ev yıkıcı. |
| HATT-I ZERENDUD: | Altunla yazılmış celi yazılar. |
| KÜREND: | (Küreng) f. Al at. |
| MÂDERENDER: | f. Üvey ana. |
| NİGÂRENDE: | f. Ressam. |
| PEREND-AVER: | f. Çok keskin kılınç, pala veya hançer. |
| PERENDE: | f. Uçan, uçucu. * Av kuşu. * Çark gibi dönerek atılan takla. |
| PERENDEBÂZ: | f. Takla atan kimse. Cambaz. |
| PERENDEK: | f. Küçük tepe. |
| PERENDİN: | f. İpek elbise, ipek kumaş veya ipek mendil. |
| PERENDUN: | f. Evvelki gece. |
| PERENDUŞ: | f. Dün gece. |
| PERENDUŞİNE: | f. Dün geceki şey. |
| PERENDVAR: | f. Evvelki gece. |
| PERVERENDE: | f. Besleyen, büyüten. Besleyici, büyütücü. * Terbiye edici, yetiştirici. |
| PERENDUŞ: | f. Dün gece. |
| PERENDUŞİNE: | f. Dün geceki şey. |
| RENDE: | f. Tahtaların yüzlerini pürüzlerden kurtarıp dümdüz etmek için marangozların kullandıkları âlet. * Mutfakta peynir, soğan, havuç gibi şeyleri ufalamak için kullanılan tenekeden veya ona benzer maddelerden yapılan âlet. |
| RENDELEMEK: | Pürüzlerini gidermek. Rende ile düzlemek, pürüzlü yerlerini kazımak. Rende ile ufalamak. |
| RENDİDE: | f. Rendelenmiş, ufalanmış. |
| SERENDÎ: | Katı, şiddetli, şedid. (Müe: Serendât) |
| SERENDİB: | (Hintçe) Hindistan'ın güneyindeki Seylân adasının ismi. |
| ŞÜMARENDE: | f. Sayan, hesab eden. |
| ŞÜMARENDE: | f. Sayan, hesab eden. |
| TİRENDAZ: | f. Ok atan, okçu. |
| ZERENDUD: | (Ze-endud) f. Altın yaldızlı. |
| ZİKR-ÂREND: | f. Zikreden. Anan. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| RENDE : | f. Tahtaların yüzlerini pürüzlerden kurtarıp dümdüz etmek için marangozların kullandıkları âlet. * Mutfakta peynir, soğan, havuç gibi şeyleri ufalamak için kullanılan tenekeden veya ona benzer maddelerden yapılan âlet. |
| RENA : | Nazar olunan, bakılan. |
| REALİST : | Fr. Fls: Hakikatçı. Nefs-ül emre uygun düşünen. Realizm taraftarı. |