Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| SİB: | f. Elma. |
| SİB: | Suyun aktığı yer. |
| SİB': | Susuzluk. |
| SİBA': | Esir etmek. |
| SİBA': | Cima. Kesret-i cima ile iftihar edişmek. (Sebu. C.) Canavarlar, yırtıcı hayvanlar. |
| SİBAB: | Sövme, küfretme, şetm. |
| SİBAH: | Tuzlu ve çorak yerler. |
| SİBAHAT: | Suda yüzmek. |
| SİBAK: | (Sebk. den) Bir şeyin öncelik hali. Birisinden ileri geçmek. Bir şeyin geçmişi. Bağ, bağlantı. |
| SİBAK-UL KELÂM: | Sözün ilk halindeki bağlantısı, sözün evvelinde geçenden çıkan mânâ. |
| SİBAK U SİYAK: | Sözün gelişi. Sözün (öncesinin sonraya olan) uygunluğu. |
| SİBAR: | Cerrahların yara yokladıkları mil. |
| SİBB: | Tülbent. Baş örtüsü. |
| SİBD: | (C.: Esbâd) Belâ, zahmet, meşakkat, dahiye. |
| SİBKAN: | Bitlis veya Van vilâyetleri civarında bir aşiret adıdır. |
| SİBT: | (C.: Esbât) Kişinin oğlundan ve kızından olan evladı. Torun. |
| SİBT: | Palamutla dibağat olunmuş sığır derisi. |
| İçerisinde 'SİB' geçenler | |
| ASİB: | Dolmuş bağırsak. * Katı nesne, şedid. * Şiddetli sıcak, çok sıcaklık. * Talihsizlik. |
| ASİB: | Dağ, cebel. * Kuyruğun bittiği yere "asib-ü zeneb" derler. |
| ÂSİB: | f. Musibet, belâ, âfet, felâket. * Çarpışma. |
| ASİB-İ RÜZGAR: | Zamanın belâsı. |
| ASİB-RESAN: | f. Zarar veren, musibete atan, belâya düşüren, felâkete sevkeden. |
| BÎ-NASİB: | f. Nasibsiz, tâlihsiz. |
| EKSİBE: | (Kesib. C.) Büyük çöllerde ve sahralarda, rüzgârın biriktirdikleri kum yığınları. |
| EL-KÂSİBÜ HABİBULLAH: | Cenab-ı Hakk'ın (C.C.) ma'rifetini ve rızâsını kazanan onun habibidir, sevgili kuludur. (Hadis meâli) |
| HASİB: | Hesab eden, hesab edici. |
| HASÎB: | Cömert kimse. Hayır sahibi ve eli açık adam. * Bolluk yer, ucuzluk. |
| HASÎB: | Muhterem, itibarlı, değerli ve soyu temiz kimse. şahsi meziyet sâhibi insan. * Muhâsebeci. |
| HURUF-U NÂSİBE: | Gr: Muzari (geniş zaman) fiilinin başına getirildiğinde o fiili nasbeden harfler. (En), (Len), (İzen), (Key) harfleri gibi. |
| İNSİBAB: | Dökülme. Akıtılma. * Cereyan etme. * Başka suya karışma. * Tıb: Ahlat-ı erbaadan birisinin vücudun bir tarafında nesicler (dokular) arasında toplanması. |
| İNSİBAG: | Boyalanma. Maddi veya mânevi rengi ile renklenme. Boya tutma. * Temizlenme.(Sohbet-i Nebeviye öyle bir iksirdir ki, bir dakikada ona mazhar bir zat, senelerle seyr-i süluka mukabil, hakikatın envarına mazhar olur. Çünkü, sohbette insibag ve in'ikâs vardır. Malumdur ki, in'ikâs ve tebâiyetle, o nur-u a'zam-ı nübüvvetle beraber en azim bir mertebeye çıkabilir. Nasıl ki; bir sultanın hizmetkârı ve onun tebaiyeti ile, öyle bir mevkiye çıkar ki, bir şah çıkamaz. S.) |
| KÂSİB: | Kazanç sahibi. Kazanmak için çalışan. Kesbeden. Marifet için çalışan. |
| KASİB: | (C.: Kasâyib) Kadınların yüzleri üstüne bıraktıkları kıvırcık saç. Kâkül. |
| KESİB: | Kum tepesi. |
| MA'KUSEN MÜTENASİB: | Mat: Tersine olan müvâzene. Yâni, birbirine nisbet edilen iki şeyden, biri çoğaldığı oranda diğerinin eksilmesi veya birinin azaldığı nisbetinde diğerinin çoğalması. Ters orantılı. |
| MEBSUTEN MÜTENASİB: | Birbirlerine nisbetli olan iki şeyden birinin artmasıyla, diğerinin de aynı nisbetle artması; veya eksilmesiyle diğerinin de eksilmesidir. Doğru orantılı. |
| MEKÂSİB: | (Mekseb ve Meksib. C.) Kazançlar. Kazanç yer ve araçları. Kesbedilen ve kazanılan yerler. |
| MESUBE (MUSİBE): | (C: Mesâyib) Belâ, zahmet. * Mekruh emir. |
| MİN-HAYSÜ-LAYAHTESİB: | Hesab edilmedik ve umulmadık yerden veya kadar (mânasında). |
| MUHASİB: | Hesab eden. Hesap işi ile uğraşan. Muhasib. |
| MUHTESİB: | (Hisab. dan) Belediye işlerine bakan memur. * Kanundan ziyâde idâri ve örfi işler için karar veren. İhtisâb ağası. (Bak: İhtisab) |
| MUSÎB: | İsâbetli, yanılmayan, doğru. * Resul-i Ekremin (A.S.M.) isimlerinden birisi. |
| MUSÎBET: | Afet. Belâ. Felâket. Hastalık. Dert.(Merayı tecavüz eden koyun sürüsünü çevirtmek için çobanın attığı taşlara musâb olan bir koyun, lisan-ı hâliyle: "Biz çobanın emri altındayız. O bizden daha ziyâde fâidemizi düşünür. Mâdem onun rızâsı yoktur, dönelim." diye kendisi döner, sürü de döner.Ey nefis! Sen o koyundan fazla âsi ve dâll değilsin. Kaderden sana atılan bir musibet taşına mâruz kaldığın zaman $ söyle ve merci-i hakikiye dön, imana gel, mükedder olma. O seni senden daha ziyade düşünür. M.N.) |
| MUSİBET-İ ÂMME: | Umuma ve cemiyetin ekseriyetine gelen belâ.(Bu asırdaki ehl-i İslâmın fevkalâde safderunluğu ve dehşetli cânileri de âlicenâbâne affetmesi; ve bir tek haseneyi, binler seyyiatı işliyen ve binler mânevi ve maddi hukuk-u ibâdı mahveden adamdan görse, ona bir nevi tarafdar çıkmasıdır. Bu suretle ekall-i kalil olan ehl-i dalâlet ve tuğyan; safdil taraftar ile ekseriyet teşkil ederek, ekseriyetin hatâsına terettüp eden musibet-i âmmenin devamına ve idâmesine belki teşdidine kader-i İlâhiyeye fetva verirler; biz buna müstehakız derler. K.L.)(Hem âlicenâbâne affetmek ise yalnız kendine karşı cinayetini affedebilir. Kendi hakkından vazgeçse hakkı var; yoksa başkaların hukukunu çiğniyen cânilere afuvkârâne bakmağa hakkı yoktur, zulme şerik olur. K.L.) |
| MUSİBET-ZEDE: | Belâya uğrayan. Hastalık veya başka musibete uğrayan.(İmanla insanın kalbinde öyle bir kuvve-i mâneviye husule gelir ki, insan o kuvvet ile her musibete, her hâdiseye karşı mukavemet edebilir! İ.İ.) |
| MÜKESSİB: | (Kesb. den) Teksib eden, kazandıran. |
| MÜKTESİB: | (Müktesibe) (Kesb. den) Elde eden, edinen, kazanan. |
| MÜNASİB: | Benzer, uygun, lâyık, yakışır, yaraşır. |
| MÜNTESİB: | İntisab etmiş, intisab eden, giren, alâkası olan. |
| MÜNTESİBÎN: | İntisab edenler, alâkası olanlar, girenler, |
| MÜTENASİB: | Uygun, aralarında muntazam bir nisbet bulunan, muvâfık, birbirine mensub ve müşâbih olan. |
| MÜTERESSİB: | (Rüsub. dan) Dibe çöken, tortulanan. |
| MÜTEVASİB: | Birbirinin üzerine sıçrayan. |
| MÜTEVESSİB: | Sıçrayan, atlıyan. |
| NA-MÜNASİB: | f. Münâsebetsiz, yakışıksız, uygunsuz, uygun olmayan. |
| NASİB: | Nasbeden, bir şeyi bir şeye diken. * Gr: Harfi (e) diye üstün okutan. |
| NASİB: | Pay, hisse, kısmet. * Bir kimsenin elde edebildiği şey. |
| NASİBDAR: | f. Nasibi olan. Hissedar. |
| NASİBDAŞ: | f. Hissede beraber, nasipte eş olan. |
| NASİBE: | Müfrit Haricîlerden ve Emevîlerden ve Hz. Ali'ye (R.A.) çok muhalif olan zümrenin adı. |
| NASİBE: | (C.: Nesâib) Yollara dikilen işaret taşı. Bir yere dikilen taş. |
| NESİB: | Asil kadının vasfı. * Edb: Kasidenin âşıkâne olan mukaddemesi. |
| NASİBDAŞ: | f. Hissede beraber, nasipte eş olan. |
| RASİB (RÂSİBE): | Tortulaşan, dibe çöken. |
| RESİBE: | (C.: Rasibât) Dizlerde ve mafsallarda olan hastalık. |
| REVASİB: | (Rüsub. C.) Tortular. |
| REVASİB-İ REMLİYE: | Kum tortuları. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| SİB' : | Susuzluk. |
| Sİ : | f. Otuz. |