Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
SİF: (C.: Esyâf) Deniz sahili.
Hurma lifi.
SİF': Toprak.
Buhmâ otunun dikeninin az olması.
SİFAD: Hayvanların çiftleşmesi.
SİFAH: Zina.
SİFAL: (Sifâle) f. Topraktan yapılmış (çanak, çömlek, testi gibi) şey.
Orak.
Fıstık, ceviz, bâdem kabuğu.
SİFAL: Değirmen altına döşenen deri.
Değirmen süpürgesi.
SİFANET: Marangozluk.
SİFAR: Deveye burunduruk yapılan demir.
Sefer. Islâh, düzeltme.
Misafirlik.
SİFARE: Habercilik.
SİFF: Kuru deri.
SİFLE: Adi, alçak, zelil, terbiyesiz.
SİFLEKÂM: f. Adi kişilerin işine yarayan.
SİFLEPERVER: f. Alçak ve âdi kimseleri koruyan ve kullanan.
SİFR: Yazılmış nesne, mektup.
SİFSİR: (C.: Sefâsir-Sefâsire) Simsar. Bir şeyi alıp satan.
Zarif, zerâfetli.
Hizmetçi, hâdim.
Tabi, itaat eden, uyan.
İçerisinde 'SİF' geçenler
ASİF: (C.: Usefâ) Para ile tutulan işçi, yevmiyeci, gündelikçi.
ASİFE: Buğday ve arpa başağını örten yapraklar.
ESİF: Kederli, esefli, tasalı, gamlı.
FELASİFE: Felsefeciler. Filozoflar, felsefe ile uğraşanlar. * Düşüncesiz, kaygısız, rahat yaşayanlar. * Dinsizler.
FELASİFE-İ YUNAN: Yunan feylesofları.
HÂSİF: (Husuf. dan) Sararmış. Rengi, parlaklığı kalmamış. Husufa uğramış.
HASÎF: (C.: Husef) Suyu hiç kesilmeyen su kuyusu. * Yağmuru çok olan bulut.
HASÎF: Ak ile kara, alaca renkli urgan. * İki çeşit renkten meydana gelen.
HASÎF: Aklı başında, kâmil ve olgun adam.
HASÎFANE: Aklı başında ve olgun olan bir adama yakışacak suretde.
HASÎFE: Gizlenen kin, hased ve düşmanlık.
İNSİFA': (Nısıf. dan) Bir şeyin ortası. * Bir şeyin yarısını alma. * Gündüzün ortası. * Hakka hizmet. * Adaletle mukabele etmek. Mazluma yardım edip zâlimden hakkını almak.
İNSİFAR: İnkişaf etme, açılma.
KASÎF: Kuru ince ağaç. * Gök gürültüsü. * Deniz sesi, dalga sesi.
KESİF: Koyu. Çok sık ve sert. Şeffaf olmayan.
LASÎF: Parlayan, parıldayan. Parlayıcı.
MASİF: (C.: Mesâif) (Sayf. dan) Yazlık. Yazın oturulacak yer. Sayfiye yeri.
MESLEK-İ MÜTEASSİFE: Sapık meslek.
MU'TESİF: (Asf. dan) Zulüm yapan. Doğru yoldan ve adaletten ayrılıp haksızlık yapan.
MÜESSİF: (Müessife) Esef edilen ve ettiren. Keder veren. Acı ve acınacak haller.
MÜKESSİF: (Kesâfet. den) Koyulaştıran, kesif hâle getiren.
MÜKESSİFE: Kondansatör. (Bak: Miksefe)
MÜKSİF: Kalınlaştırıcı. * Tortu çöktürücü.
MÜNHASİF: (Husuf. dan) İnhisaf eden, sönükleşen, daha mükemmel bir $şeyin yanında sönük kalan. Değersiz. Gölgelenmiş.
MÜNKESİF: Küsufa uğramış, tutulmuş, tutulan.
MÜTEASSİF: Doğru yoldan sapan.
MÜTEESSİF: Sevmemiş, hoşlanmamış. Elem ve keder etmiş. * Eseflenen, teessüf eden, kederlenen.
MÜTEESSİFÂNE: f. Eseflenerek, kederlenerek.
MÜTEESSİFEN: Üzüntü duyarak, teessüf ederek.
MÜTEFELSİF: (Mütefelsef) Filozoflaşmış. Felsefe ile aklını karıştırmış. (Bak: Mütemerrid)
MÜTEKÂSİF: (Kesafet. den) Sıklaşmış, koyulaşmış, yoğunlaşmış. Sıklaşan, yoğunlaşan, koyulaşan, tekâsüf eden.
NASİF: Baş örtüsü.
NESİF: İki kişi arasındaki sır.
RASİF: Dayanıklı, sağlam, muhkem. * Taş temel, rıhtım. * Denizin yüzüne çıkmış kayalar.
RASİFE: Su içinde yapılan sed. Rıhtım.
RESİF: Su yüzüne kadar gelen sıralanmış kayalar.
SEFASİF: (Sefsâf. C.) Yerden toz kaldırarak esen rüzgârlar.
SEFNE (SİFNE): (C.: Sifen-Sifnât) Devenin çöktüğünde yere değen yerleri.
SİF': Toprak. * Buhmâ otunun dikeninin az olması.
SİFAD: Hayvanların çiftleşmesi.
SİFAH: Zina.
SİFAL: (Sifâle) f. Topraktan yapılmış (çanak, çömlek, testi gibi) şey. * Orak. * Fıstık, ceviz, bâdem kabuğu.
SİFAL: Değirmen altına döşenen deri. * Değirmen süpürgesi.
SİFANET: Marangozluk.
SİFAR: Deveye burunduruk yapılan demir. * Sefer. Islâh, düzeltme. * Misafirlik.
SİFARE: Habercilik.
SİFF: Kuru deri.
SİFLE: Adi, alçak, zelil, terbiyesiz.
SİFLEKÂM: f. Adi kişilerin işine yarayan.
SİFLEPERVER: f. Alçak ve âdi kimseleri koruyan ve kullanan.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
SİF' : Toprak. * Buhmâ otunun dikeninin az olması.
Sİ : f. Otuz.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...