Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
SİR: f. Tok, kanmış, doymuş.
Sarımsak.
SİR: Yarık. Delik.
Balık yahnisi.
SİRA': Hızla gitmek, acele etmek.
SİR-AB: f. Suya kanma. Suya tok olmak.
Sulu.
Körpe, tâze.
SİRAC: Işık. Lâmba. Fener. Mum. Kandil.
Şevk veren şey.
Güneş ve ay mânâsına veya Resul-i Ekrem'e (A.S.M.) "Nur saçan" meâlinde verilen bir isimdir.(Hem o Bürhan-ı Hak ve Sirac-ı Hakikat öyle bir din ve şeriat göstermiştir ki, iki cihanın saadetini te'min edecek desatiri câmi'dir. M.)
SİRAC-I RÂH-I HİDÂYET: Hidayet yolunun ışığı.
SİRAC-ÜN NUR: Nurun lâmbası.
Risale-i Nur Külliyatından bir mecmuanın adı.
SİRAC-ÜS SÜRC: Lâmbaların lâmbası. En parlak nur. En parlak ışıklı eser.
SİRAD: Gön, sahtiyan.
SİRAN: (Sur. C.) Kaleler, kal'alar, hisarlar.
SİRAR: (C.: Esirre) Sürur, sevinç.
Sırayla konuşmak.
Ay sonu.
SİRAYET: Yayılmak, bulaşmak, geçmek.
SİRB: (C.: Esrâb) Çekirge ve balık yumurtası.
Sığır sürüsü.
SİRBAL: (C.: Serâbil) Gömlek, kamis.
SİRCİN: Kurumuş davar tersi.
SİRDAB: (C.: Seradib) Yer altında su soğutacak yer.
SİRE: (C.: Sıyer) Koyun ağılı.
SİRET: Bir kimsenin içi, hâli, hareketi, ahlâkı.
İnsanın tutmuş olduğu mânevi yol.
SİRET-İ HASENE: Güzel ve iyi ahlâk.
SİRET-ÜN NEBİ: Siyer-i Nebi veya Siret-i Nebi de denir. (Bak: İlm-i hadis, Siyer-i Nebi)
SİR'ET: Nefis.
Koyun.
Geyik.
Kadınlar.
SİRHAN: (C.: Serâhin) Vahşi hayvanlardan olan kurt.
SİRİŞK: f. Göz yaşı.
Ateş şeraresi.
SİRİŞT: f. Yaradılış, hilkat, huy, tabiat.
SİRİŞTE: f. Yoğrulmuş, karıştırılmış.
SİRKAT: (Serkat) Çalma. Hırsızlık.
SİRKE-FURUŞ: f. Sirkeci, sirke satan kimse.
Mc: Ekşimiş yüzlü kişi.
SİRKİN: Kuru davar tersi.
SİRR: (C.: Esrar-Esirre) El ayasında ve alında olan hatlar.
Gizli nesne.
Cima etmek.
Zikir.
Hâlis.
En iyi, en faziletli.
SİRVAL: (c.: Serâvil) şalvar.
SİRVE: (C.: Sirâ) Küçük ok.
Çekirge yumurtası.
İçerisinde 'SİR' geçenler
ADEM-İ BASİRET: Basiretsizlik, görüşsüzlük.
AMEL-İ KESİR: Namaz içinde ve namazdan sayılmayan ve bir uzuvla ardı ardına yapılan üç hareket veya iki uzuvla yapılan bir hareket; bu hareket namazı bozar.
ANBER-SİRİŞT: f. Anber gibi güzel kokulu.
ÂSİR: Bir efsaneyi rivayet eden.
ASÎR: Üsâre. Özsu. * Bir maddenin sıkılmış suyu. * Suyu alınmak için sıkılmış şey.
ÂSİR: Ayağı kayan.
ASİR: Ağır. Zor. Güç. Müşkül. Düşvâr.
ASİR: Karmakarışık. * Bitişik komşu.
ASİR(E): Üzüm ve benzeri şeyleri şıra yapmak veya yağını almak için sıkan.
ASİRE: Üzerine bir yıl geçtiği hâlde hâmile olmayan dişi deve.
ASİRE: (C.: Asirât) Hayvanın ayağının arasına takılan köstek.
ASÎRE: Cibre, posa.
ATF-I TEFSİR: Bir mânada olup mücerred tasdik ve te'kid için "ve" ile müteradifine (aynı mânadaki kelimeye) atfolunan kelime. Meselâ: "İhsan ve kerem, hüzün ve keder" ifadesindeki "ve" ler gibi. Diğer bir ifade ile: Aynı olan ayrı iki kelimenin birlikte kullanılması. ("deli divâne"de olduğu gibi.)
BASİR: Basiret sâhibi ve anlayışlı olan. Hakikatları anlayan. En iyi ve en çok anlayışlı. Kalb gözü ile gören. * İt, köpek, kelp.
BASİR: Kararmış. * Ekşi yüzlü ve katı yürekli kimse.
BASİRANE: f. Görerek. Bilerek. Basiret sahibine yakışır halde.
BASİRET: Hakikatı kalbiyle hissedip anlama. Kalbde eşyanın hakikatlarını bilen kuvve-i kudsiyye. Ferâset. İm'ân-ı dikkat. * İbret alınacak hidâyet sebepleri. Beyyine. Hüccet. * Bir evin iki tarafının arası. * Yer üstündeki kan. (Bak: Süveydâ-i kalb)
BASİRET-İ KALB: Gönül uyanıklığı. Kalb basireti.
BASİRET-KÂR: f. Basiretli, ferâsetli, önceden gören.
BASİRET-KÂRÎ: Basiretlilik, önceden görmeklik.
BASİT KESİR: Sûreti (payı), mahrecinden (paydasından) küçük kesir. 2/5 gibi.
BER-VECH-İ YESİR: Kolaylıkla, kolayca.
BESİR: Ziyade, çok, birçok.
BEVASİR: (Bâsur. C.) Mayasıllar, basurlar.
BEYAN-I TEFSİR: Huk: Mücmel ve mübhem bir sözden maksadın ne olduğunu açıklayan beyan.
CASİR: (Cesaret. den) Cesaret eden, cesur, cesaretli.
CİBİLLEN KESİRA: Çok insanlar.
CÜMLE-İ TEFSİRİYE: (Cümle-i müfessire) "Yâni, meselâ" gibi sözlerle başlayıp önceki cümleyi açıklayan cümle.
DİL-SİR: f. Gözü gönlü tok.
DÜMASİR: (Demser) İnişi yumuşak olan yer. * Etli, büyük deve.
EASİR: (İ'sâr. C.) Şiddetli fırtınalar, kasırgalar.
EDVİYE-İ MÜESSİRE: Te'sirli ilaçlar.
EKASİRE: (Kisrâ. C.) Kisralar, şahlar. Eski Acem padişahları.
EL-ESİRRE: Taht. Bilinen bir makam sandalyesi. Kürsü.
ENVA'-I KESİRE: Çok çeşitler, çok neviler.
ESİR: Birbirine yakın olmak, mütekarib.
ESİR: Bütün kâinatta bulunan ve her tarafı kaplamış olan lâtif madde. Elektrik, ışık ve hararetin yayılmasına vasıtalık eden madde. Görülmeyen ve varlığı bütün ehl-i ilimce kabul edilen lâtif, rakik, elâstikiyeti hâiz seyyal madde.("İkisi de birbirine bitişikti, sonra ayrı ettik." mânasında olan $nın ifadesine nazaran, manzume-i şemsiye ile arz, dest-i kudretin madde-i esiriyeden yoğurmuş olduğu bir hamur şeklinde imiş. Madde-i esiriye, mevcudata nazaran akıcı bir su gibi mevcudatın aralarına nüfuz etmiş bir maddedir. $ âyeti, şu madde-i esiriyeye işarettir ki, Cenab-ı Hakk'ın arşı su hükmünde olan şu esir maddesi üzerinde imiş; esir maddesi yaratıldıktan sonra, Sâniin ilk icadlarının tecellisine merkez olmuştur. Yani esiri halkettikten sonra, cevahir-i ferd'e kalbetmiştir. İ.İ.)
ESİR: Kul, köle. Harpte teslim alınan düşman. Teslim olan.
ESİR-İ HARB: Harp esiri, harpte esir edilmiş olan.
ESİRÂNE: f. Esirce, kölece.
ESİRE: Seçkin, güzide. * İlim bakiyyesi.
ESİRÎ: Esirlik, kölelik, kulluk.
ESİRÎ: Esir ile alâkalı. Uçacak gibi hafif.
ESİRRE: Tahtlar, oturulacak yerler. * Milletin belli başlı ileri gelenleri.
EYADİ-İ KESİRE: Çok eller. Çok sebebler.
FUHUL-İ MÜFESSİRÎN: Tefsircilerin en ileri gelenleri, müfessirlerin en önde olanları.
GASÎRE: Cemaat, topluluk.
GERDUN-SİRİŞT: f. Mağrur, gururlu, kibirli kimse. * Zâlim, gaddar, kan dökücü. * Tenbel, uyuşuk.
GİRAN-SİRİŞT: (C: Giransiriştân) f. Tembel, ağır tabiatlı, ağır kanlı.
HANASÎR: Helâk olmak.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
SİRA' : Hızla gitmek, acele etmek.
Sİ : f. Otuz.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...