Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| SAB': | Parmakla işaret etmek. |
| SAB: | Bir acı otun suyu. |
| SABA: | Gün doğusundan esen hoş ve lâtif rüzgâr. |
| SABA: | Hevâ ve nefsine meyletme. Delikanlılık. |
| SABA-BERABER: | f. Sabâ rüzgârı gibi lâtif ve hafif. |
| SABABET: | Şiddetli sevgi. Âşıklık. |
| SABAE: | Bir dinden bir dine geçmek. |
| SABAH: | Gün doğmasına yakın vakitten, öğle vaktine kadar olan zaman. |
| SABAHAT: | Yüz güzelliği. Güzellik, hüsün ve cemâl. |
| SABAHAT-I SİMA: | Yüz güzelliği. |
| SABAHGÂH: | f. Sabah vakti. |
| SABAREFTAR: | f. (En fazla at için kullanılan bir tâbirdir) Rüzgâr gibi çabuk ve hafif giden. Hoş ve lâtif yürüyüşlü. |
| SABARET: | Kefalet. |
| SABAT: | (C.: Sevâbıt-Sâbâtât) Pazar sokağı, iki duvar arasının örtüsü (altı yol olur.) |
| SABAVET: | Çocukluk, sabilik. |
| SABAYA: | (Sabiyye. C.) Büluğ çağına varmamış küçük kızlar. Kız çocukları. |
| SABB: | Dökmek, akıtmak, boşaltmak. Dökülmek. Aşık, tutkun. |
| SABBAG: | Boyayan, boyacı. Deri altındaki boyalı madde. |
| SABBAR: | Çok sabırlı, sabur. (Bak: Sabr) |
| SABBARE: | Soğukluk. |
| SABBUR: | Katı, şiddetli, şedid. |
| SABEB: | (C.: Asbâb) Çukur yer, iniş yer. |
| SABG: | Boyama. Boyanma. |
| SABGA': | Kuyruğunun ucu beyaz olan koyun. |
| SABHİD: | Bey, emir. |
| SÂBIK(A): | Geçmiş. Önceki. Zamanca veya rütbece ileride olan. Eskiden işlenmiş suç. |
| SÂBIK-UL BEYÂN: | Yukarıda söylenillmiş, zikri geçmiş. |
| SÂBIKA-İ MÜKERRERE: | Birden fazla suç işleme. |
| SÂBIKAN: | Bundan önce, evvelce. |
| SÂBIKÛN (SÂBIKÎN ): | (Sâbık. C.) Sâbıklar. Öncekiler. Geçmişler. |
| SÂBIKÎN-I İSLÂM: | En evvel müslüman olan sahabeler. (Bak: Ashab-ı Suffa, Saff-ı evvel) |
| SABIR-ŞİKEN: | f. Sabrı kıran, sabrı bozan. |
| SABİ: | Henüz süt emen çocuk. Büluğ çağına gelmemiş olan çocuk. Üç yaşını tamamlamayan erkek çocuk. |
| SÂBİ': | (Sabi'a) Yedi, yedinci. |
| SÂBİAN: | Yedinci olarak. |
| SÂBİ'AŞER: | Onyedinci. |
| SABİ': | Yavru sesi. Fil, hınzır ve fâre sesi. |
| SABİB: | Susam yaprağının suyu. Kına yaprağının suyu. |
| SÂBİG: | (Sâbiga) Tam. Tafsilâtlı. Uzun. Bol. |
| SABİH: | (Sabiha) Güzel, latif, şirin. |
| SÂBİH: | Yüzen, yüzücü. |
| SÂBİHA: | (C.: Sâbihât) Gemi. Yüzen. |
| SÂBİHÂT: | Yüzücü olanlar, yüzenler. Gemiler. Ehl-i imânın ruhları. Yıldızlar. |
| SABİHA: | Fecir vakti. |
| SABİÎ: | İtaattan ayrılmakla bâtıla meyleden. Yıldıza tapan sapkınlar veya yıldıza tapan ehl-i dalâlet kimselerden olanlar. |
| SABİÎN: | (Sâbiî. C.) (Aslı: Sâbiiyyun) Yıldıza tapanlar. Sapıklardan olanlar. |
| SABİKÎN: | (Bak: Sâbıkûn) |
| SABİL: | Gezkere denilen nesne. (Onunla ters, balçık ve gayri ne olursa taşırlar). Yolcu kimse. |
| SABİR(E): | Tahammül eden, sabreden, bekleyen. Zorluğa karşı göğüs geren, hâlinden şikâyet etmeyip acı ve sızıya katlanan. Belâ ve musibete karşı şikâyet etmeyip Allah'a (C.C.) şükreden. |
| SABİR: | (C.: Sıber) Kefil. Yağmursuz beyaz bulut. |
| İçerisinde 'SAB' geçenler | |
| AKSAB: | (Kusb. C.) Kalın bağırsaklar. |
| ALE-L-HESAB: | Hesâba sayarak. |
| ÂLEM-İ SABAVET: | Çocukluk dünyası. |
| ALE-S-SABAH: | Erkenden, sabahın ilk saatlerinde. |
| ANÂSIR-I HİSABİYYE: | Mat : Bir hesabı yapmak için gerekli olan mâlûmatlar. |
| ASÂB: | Geyik, gazâl. |
| ASAB: | Sinir. Damar. |
| A'SÂB: | (Asab. C.) Sinirler. Damarlar. |
| A'SÂB-I GÛŞ: | Kulak sinirleri, kulaktaki sinirler. |
| A'SÂB-I MUHARRİKE: | Hissi, duyguyu vücuttaki haber merkezine bildiren sinirler. Hareket ettirici sinirler. |
| ASABE: | Kuvvet, şiddet. * Bir tek sinir. * Baba tarafından akraba olanlar. * Bir kimseye yardım ve takviye eden akrabası takımı. * Fık: Eshab-ı Feraiz, hisselerini aldıktan sonra geri kalanı, terekeyi alan kimse. (Babası ve evladı olmayan kimseye vâris olan.) |
| ASABİ': | (Usbu'. C.) Parmaklar. |
| ASABÎ: | Sinirli. Öfkeli. |
| ASABİYY-ÜL-MİZAC: | Yaradılışça sinirli olan kimse. Yaradılışı itibâriyle asabi, hırçın, öfkeli olan. |
| ASABİYYET: | Sinirlilik. Fart-ı gayret. İmân ve İslâmiyeti, kendi akrabasını, vatanını, din veya milliyetini müdâfaa etmek gayreti. Hamiyyet. |
| ASABİYYET-İ CAHİLİYYE: | İslâmiyetten evvelki câhiliyyet asabiyyeti. Menfi milliyet. Irkçılık, yani, aşırı derecede kendi kavim ve kabilesini koruma ve iltizam gayreti.(Asabiyyet-i cahiliyye, birbirine tesanüd edip yardım eden gaflet, dalâlet, riya ve zulmetten mürekkeb bir mâcundur. Bunun için menfi milliyetçiler, milliyeti mâbud ittihaz ediyorlar. Hamiyyet-i İslâmiyye ise, nur-u imândan in'ikâs edip dalgalanan bir ziyadır. M.N.) |
| ASABİYET-İ KAVMİYE: | Vatanperverlik. Menfi milliyetçilik, Asabiyet-i câhiliye, asabiyet-i milliye, asabiyet-i nev'iyye gibi tabirler de aynı mânayı ifâde eder. (Bak: Asabiyet-i Câhiliyye). |
| ASABİYYETEN: | Asabi olarak. Sâde kendi milliyetini, soyunu sevmekle. |
| ASSÂB: | İplikçi. |
| A'YAN-I SÂBİTE: | Tas: İlm-i İlâhide eşyanın ezelden beri sâbit olan sûret ve hakikatları. Mevcudat-ı ilmiye. (Bak: Adem-i hâricî) |
| AZM-İ KASABA: | Tıb: Baldır kemiği. |
| BÂD-I SABÂ: | Baharda esen hafif ve hoş rüzgar, seher yeli. |
| BER-SABIK: | f. Eskisi gibi. |
| BÎ-HESAB: | f. Sayısız, hesapsız. |
| CÜMLE-İ ASABİYE: | Tıb: Sinir sistemi. |
| DEVR-İ SÂBIK: | Bir önceki hükümet. Geçmiş devir. |
| EBCED HESABI: | Ebced harf tertibinde görüldüğü gibi, Kur'ân-ı Kerim daha nâzil olmadan harflere rakam değeri verilerek tarih yazılır ve hâdiseler kaydedilirdi. Bundan böyle Arab, Fars ve Türk Ebediyatında hâdiselerin tarihleri Ebced hesâbı ile yazılırdı. Birçok muharebe, zafer, büyüklerin doğum ve ölümü, yüksek mevkilere geçiş, câmi, köprü, çeşme yapılış ve açılış tarihleri bu hesaba uyularak mısralarla ifade edilirdi. İşte bu ebcede göre harflere sayı değerleri verilerek kuvve-i kudsiye sâhibi ve büyük evliya ve allâmelerden ve ehl-i sünnet ve cemaat eshabı birçok müellifler, Kur'ân-ı Kerim'den, âyet ve hadis-i şeriflerden de mânalar çıkarmışlardır. Ebced hesabının Kur'ân'a tatbikinden çıkan şudur ki: Kur'ân'ın her kelimesi ve kelimelerdeki her harf bile Allah'ın ilim ve iradesiyle bilhassa belli maksatlarla seçilmiştir. Her harfin bile yerine göre hususi bir vazifesi vardır.Meselâ: Elmalı Tefsiri sh: 3956'da Molla Câmi Merhumdan şu tarihî nakil vardır: Kur'ân-ı Kerim'in 34'üncü sure, 15'inci âyetinde (Beldetün Tayyibetün: $ "İyi bir beldedir" ifâdesi ile İstanbul kasdedilmiştir ve İstanbul'un fetih tarihi bu cümlenin ebcedi ile haber verilmiştir.) diye gösteriliyor: Bu cümledeki harfleri sıra ile hesab ederek şu neticeyi görmekteyiz: 2 + 30 + 4 + 400 + 9 +10 + 2 + 400 = 857 hicri senesi oluyor. Bu tarih İstanbul'un Sultan Fatih Mehmed Hazretleri zamanında milâdi 1453 tarihinde fethine tevâfuk etmektedir. (29. Mektub Rumuzât-ı Semaniyede : Kur'ân-ı Kerim'in 108. Suresinde: $ ebcedî makamı 857 olarak, aynen "Beldetün Tayyibetün" gibi İstanbul'un İslâm eline geçmesi olan 857 tarihine tevafuk etmekle işaret ediyor... Evet mâdem Sure-i Kevser, Resul-i Ekrem'e (A.S.M.) ihsan edilen fütuhat-ı azîmeye delâlet ediyor. Elbette İstanbul'a dahi bakıyor.)Bundan başka, Fetih Suresinde $ âyetinin, Sultan Mehmed Fâtih'in Uzun Hasan'a galib geldiği tarih 878 olarak görülmektedir.Bundan başka Timurleng'in Şâm-ı Şerif'i harab ettiği tarihi hesab edecek olursak, Kur'ân-ı Kerim'in 2'nci suresinin 114'üncü âyetindeki "Harab" $ kelimesinden aynı hesabla: 600 + 200 + 1 + 2 = 803 hicrî tarihi çıkıyor.Risale-i Nur Külliyatından Şuâlar Mecmuasında ve İmâm-ı Buhâri Tarihinde Ebi Aliye İbn-i Cerir ve İbn-i Hâtem'den nakledilen ve Kadı Beyzâvi Tefsirinde de mezkur bulunan aşağıdaki rivâyet dahi Ebced Hesabının Kur'ân-ı Kerim ile olan şeksiz alâkasını isbat etmektedir: (Bir zaman Benî İsrâil âlimlerinden bir kısmı huzur-u Peygamberîde surelerin başlarındaki $ gibi mukattaât-ı hurufiyyeyi işittikleri vakit, hesâb-ı cifir ile dediler: "Yâ Muhammed! Senin ümmetinin müddeti azdır." Hz. Resul-ü Ekrem onlara mukabil dedi: "Az değil!" Sâir surelerin başlarındaki mukattaâtı okudu ve ferman etti. "Daha var." Onlar sustular. Ş.) |
| EBU SABİR: | Tuz, milh. |
| EDVAR-I SÂBIKA: | Geçen zamanlar. |
| EMRAZ-I ASABİYE: | Sinir hastalıkları. |
| ENSAB: | (Neseb. C.) Soylar, nesebler. Baba tarafından hısımlar. |
| ENSAB: | (Nasb. C.) Dikili taşlar. Müşriklerin, yanında kurban kestikleri putlar. |
| ENSAB: | Doğru boynuzlu. |
| ESABE: | (C.: Esâib) Bir nevi ağaç. |
| ESABİ': | (İsbi'. C.) Parmaklar. |
| ESABİ-ÜL KADEM: | Ayak parmakları. |
| ESABÎ': | (Üsbu'. C.) Haftalar, yedi günlük zamanlar. |
| ESB-İ SABÂ-REFTER: | f. Rüzgâr gibi giden at. |
| FUKARA-YI SÂBİRÎN: | Sabreden ve avuç açmayan fakirler. |
| HAKİKAT-I SÂBİTE: | f. Sâbit, değişmez hakikat. |
| HASAB: | Odun. |
| HEM-SABAK: | f. Ders arkadaşı. Aynı dersi okuyanların beheri. |
| HENGÂM-I SABAVET: | Çocukluk zamanı. |
| HİSAB: | (C.: Hisâbât) Hesap, aritmetik. |
| HİSAB-I AMELÎ: | Mat: Pratik hesap, aritmetik. |
| HİSAB-I NAZARÎ: | Mat: Teorik hesap. |
| HİSABA ÇEKMEK: | Hesap sormak, hesap aramak. |
| HİSABÎ: | Hesabını iyi bilen. * Mc: Tamahkâr, cimri, hasis, eli sıkı. |
| İGTİSAB: | Gasb etmek. Başkasının malını zorla elinden almak. |
| İGTİSABAT: | (İgtisab. C.) Gasbetmeler, başkasının malını elinden zorla almalar. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| SAB' : | Parmakla işaret etmek. |
| SA' : | Çiy, rutubet, şebnem. * Kur'an-ı Kerim alfabesindeki dördüncü harfin adı. |