Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
SABİ: Henüz süt emen çocuk.
Büluğ çağına gelmemiş olan çocuk.
Üç yaşını tamamlamayan erkek çocuk.
SÂBİ': (Sabi'a) Yedi, yedinci.
SÂBİAN: Yedinci olarak.
SÂBİ'AŞER: Onyedinci.
SABİ': Yavru sesi.
Fil, hınzır ve fâre sesi.
SABİB: Susam yaprağının suyu.
Kına yaprağının suyu.
SÂBİG: (Sâbiga) Tam. Tafsilâtlı. Uzun. Bol.
SABİH: (Sabiha) Güzel, latif, şirin.
SÂBİH: Yüzen, yüzücü.
SÂBİHA: (C.: Sâbihât) Gemi.
Yüzen.
SÂBİHÂT: Yüzücü olanlar, yüzenler. Gemiler.
Ehl-i imânın ruhları.
Yıldızlar.
SABİHA: Fecir vakti.
SABİÎ: İtaattan ayrılmakla bâtıla meyleden.
Yıldıza tapan sapkınlar veya yıldıza tapan ehl-i dalâlet kimselerden olanlar.
SABİÎN: (Sâbiî. C.) (Aslı: Sâbiiyyun) Yıldıza tapanlar. Sapıklardan olanlar.
SABİKÎN: (Bak: Sâbıkûn)
SABİL: Gezkere denilen nesne. (Onunla ters, balçık ve gayri ne olursa taşırlar).
Yolcu kimse.
SABİR(E): Tahammül eden, sabreden, bekleyen. Zorluğa karşı göğüs geren, hâlinden şikâyet etmeyip acı ve sızıya katlanan. Belâ ve musibete karşı şikâyet etmeyip Allah'a (C.C.) şükreden.
SABİR: (C.: Sıber) Kefil.
Yağmursuz beyaz bulut.
SABİR: Altın ismi.
SABİRÎ: Bir çeşit ince giyim eşyası.
Bir cins hurma.
SABİRÎN (SÂBİRÛN): Sabredenler. (Bak: Sabr)
SABİT: Duran, yerinde durup hareket etmeyen.
Doğruluğu isbat edilmiş olan.
SABİTE: Yerinde durur gibi olan yıldız.
Yerinde durup hareket etmeyen herhangi bir şey. (Seyyare'nin zıddı)
SABİT-KADEM: Mizacı oynak olmayıp işine ve sözünde kararlı olan, yerinde direnen. Sözünde duran.
SABİYY: (C.: Sıbye-Sıbyan) Oğlan.
Meyl ve muhabbet eden kimse.
SABİYYE: Büluğa ermemiş veya memeden kesilmemiş kız çocuk.
SÂBİ'AŞER: Onyedinci.
İçerisinde 'SABİ' geçenler
ANÂSIR-I HİSABİYYE: Mat : Bir hesabı yapmak için gerekli olan mâlûmatlar.
ASABİ': (Usbu'. C.) Parmaklar.
ASABÎ: Sinirli. Öfkeli.
ASABİYY-ÜL-MİZAC: Yaradılışça sinirli olan kimse. Yaradılışı itibâriyle asabi, hırçın, öfkeli olan.
ASABİYYET: Sinirlilik. Fart-ı gayret. İmân ve İslâmiyeti, kendi akrabasını, vatanını, din veya milliyetini müdâfaa etmek gayreti. Hamiyyet.
ASABİYYET-İ CAHİLİYYE: İslâmiyetten evvelki câhiliyyet asabiyyeti. Menfi milliyet. Irkçılık, yani, aşırı derecede kendi kavim ve kabilesini koruma ve iltizam gayreti.(Asabiyyet-i cahiliyye, birbirine tesanüd edip yardım eden gaflet, dalâlet, riya ve zulmetten mürekkeb bir mâcundur. Bunun için menfi milliyetçiler, milliyeti mâbud ittihaz ediyorlar. Hamiyyet-i İslâmiyye ise, nur-u imândan in'ikâs edip dalgalanan bir ziyadır. M.N.)
ASABİYET-İ KAVMİYE: Vatanperverlik. Menfi milliyetçilik, Asabiyet-i câhiliye, asabiyet-i milliye, asabiyet-i nev'iyye gibi tabirler de aynı mânayı ifâde eder. (Bak: Asabiyet-i Câhiliyye).
ASABİYYETEN: Asabi olarak. Sâde kendi milliyetini, soyunu sevmekle.
A'YAN-I SÂBİTE: Tas: İlm-i İlâhide eşyanın ezelden beri sâbit olan sûret ve hakikatları. Mevcudat-ı ilmiye. (Bak: Adem-i hâricî)
CÜMLE-İ ASABİYE: Tıb: Sinir sistemi.
EBU SABİR: Tuz, milh.
EMRAZ-I ASABİYE: Sinir hastalıkları.
ESABİ': (İsbi'. C.) Parmaklar.
ESABİ-ÜL KADEM: Ayak parmakları.
ESABÎ': (Üsbu'. C.) Haftalar, yedi günlük zamanlar.
FUKARA-YI SÂBİRÎN: Sabreden ve avuç açmayan fakirler.
HAKİKAT-I SÂBİTE: f. Sâbit, değişmez hakikat.
HİSABÎ: Hesabını iyi bilen. * Mc: Tamahkâr, cimri, hasis, eli sıkı.
İHTİLACAT-I ASABİYE: Asabî çarpıntılar.
İHTİSABİYYE: İhtisaba (belediyeye) ait vergi.
İLTİZAK-I ESABİ': Parmakların yapışması.
İRTİZA-İ SABİ: Çocuğun süt emmesi.
KASSABİYYE: Hayvan kesme ücreti, kasaplık ücreti.
MESABİH: (Misbah. C.) Lâmbalar. Fenerler. Siraclar.
MUNSABİG: (Sıbg. dan) Boyanan, insibâg eden.
MUSABİYET: Bir hastalığa tutulma. Bir musibete giriftar olma.
MÜSABİR: Devam edici, devam eden.
MÜTESABİKE: Bir şeyin kalıba dökülmesi. * Mâdeni eritip süzmek.
SÂBİ': (Sabi'a) Yedi, yedinci.
SÂBİAN: Yedinci olarak.
SÂBİ'AŞER: Onyedinci.
SABİ': Yavru sesi. * Fil, hınzır ve fâre sesi.
SABİB: Susam yaprağının suyu. * Kına yaprağının suyu.
SÂBİG: (Sâbiga) Tam. Tafsilâtlı. Uzun. Bol.
SABİH: (Sabiha) Güzel, latif, şirin.
SÂBİH: Yüzen, yüzücü.
SÂBİHA: (C.: Sâbihât) Gemi. * Yüzen.
SÂBİHÂT: Yüzücü olanlar, yüzenler. Gemiler. * Ehl-i imânın ruhları. * Yıldızlar.
SABİHA: Fecir vakti.
SABİÎ: İtaattan ayrılmakla bâtıla meyleden. * Yıldıza tapan sapkınlar veya yıldıza tapan ehl-i dalâlet kimselerden olanlar.
SABİÎN: (Sâbiî. C.) (Aslı: Sâbiiyyun) Yıldıza tapanlar. Sapıklardan olanlar.
SABİKÎN: (Bak: Sâbıkûn)
SABİL: Gezkere denilen nesne. (Onunla ters, balçık ve gayri ne olursa taşırlar). * Yolcu kimse.
SABİR(E): Tahammül eden, sabreden, bekleyen. Zorluğa karşı göğüs geren, hâlinden şikâyet etmeyip acı ve sızıya katlanan. Belâ ve musibete karşı şikâyet etmeyip Allah'a (C.C.) şükreden.
SABİR: (C.: Sıber) Kefil. * Yağmursuz beyaz bulut.
SABİR: Altın ismi.
SABİRÎ: Bir çeşit ince giyim eşyası. * Bir cins hurma.
SABİRÎN (SÂBİRÛN): Sabredenler. (Bak: Sabr)
SABİT: Duran, yerinde durup hareket etmeyen. * Doğruluğu isbat edilmiş olan.
SABİTE: Yerinde durur gibi olan yıldız. * Yerinde durup hareket etmeyen herhangi bir şey. (Seyyare'nin zıddı)
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
SÂBİ' : (Sabi'a) Yedi, yedinci.
SAB' : Parmakla işaret etmek.
SA' : Çiy, rutubet, şebnem. * Kur'an-ı Kerim alfabesindeki dördüncü harfin adı.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...