| Kelime | Anlam |
|---|
| SABA: | Gün doğusundan esen hoş ve lâtif rüzgâr. |
| SABA: | Hevâ ve nefsine meyletme. Delikanlılık. |
| SABA-BERABER: | f. Sabâ rüzgârı gibi lâtif ve hafif. |
| SABABET: | Şiddetli sevgi. Âşıklık. |
| SABAE: | Bir dinden bir dine geçmek. |
| SABAH: | Gün doğmasına yakın vakitten, öğle vaktine kadar olan zaman. |
| SABAHAT: | Yüz güzelliği. Güzellik, hüsün ve cemâl. |
| SABAHAT-I SİMA: | Yüz güzelliği. |
| SABAHGÂH: | f. Sabah vakti. |
| SABAREFTAR: | f. (En fazla at için kullanılan bir tâbirdir) Rüzgâr gibi çabuk ve hafif giden. Hoş ve lâtif yürüyüşlü. |
| SABARET: | Kefalet. |
| SABAT: | (C.: Sevâbıt-Sâbâtât) Pazar sokağı, iki duvar arasının örtüsü (altı yol olur.) |
| SABAVET: | Çocukluk, sabilik. |
| SABAYA: | (Sabiyye. C.) Büluğ çağına varmamış küçük kızlar. Kız çocukları. |
| İçerisinde 'SABA' geçenler |
|---|
| ÂLEM-İ SABAVET: | Çocukluk dünyası. |
| ALE-S-SABAH: | Erkenden, sabahın ilk saatlerinde. |
| AZM-İ KASABA: | Tıb: Baldır kemiği. |
| BÂD-I SABÂ: | Baharda esen hafif ve hoş rüzgar, seher yeli. |
| ESB-İ SABÂ-REFTER: | f. Rüzgâr gibi giden at. |
| HEM-SABAK: | f. Ders arkadaşı. Aynı dersi okuyanların beheri. |
| HENGÂM-I SABAVET: | Çocukluk zamanı. |
| HİSABA ÇEKMEK: | Hesap sormak, hesap aramak. |
| İGTİSABAT: | (İgtisab. C.) Gasbetmeler, başkasının malını elinden zorla almalar. |
| İKTİSABAT: | (İktisab. C.): İktisablar, kazanmalar, elde etmeler ve edinmeler. |
| KASABA: | (C.: Kasabât) Akciğerdeki nefes borularından herbiri. Bronş. * Küçük şehir. Çarşısı olan büyük köy. * Ahalisi beş-on bin raddelerinde olan mâmure. |
| KASABAT: | (Kasaba. C.) Bronşlar. * Kasabalar. |
| MASABAK: | (Bak: Masebak) |
| MÜSABAKA: | Karşılıklı yarışma. Hangisinin ileride olduğunu anlamak için yapılan tecrübe, imtihan. Bir şeyde derece anlama için iki veya daha çok şahıslar arasında bazı şartlarla yapılan tecrübe. |
| MÜSABAKAT: | Yarış, yarışma, müsâbaka. |
| SABA-BERABER: | f. Sabâ rüzgârı gibi lâtif ve hafif. |
| SABABET: | Şiddetli sevgi. Âşıklık. |
| SABAE: | Bir dinden bir dine geçmek. |
| SABAH: | Gün doğmasına yakın vakitten, öğle vaktine kadar olan zaman. |
| SABAHAT: | Yüz güzelliği. Güzellik, hüsün ve cemâl. |
| SABAHAT-I SİMA: | Yüz güzelliği. |
| SABAHGÂH: | f. Sabah vakti. |
| SABAREFTAR: | f. (En fazla at için kullanılan bir tâbirdir) Rüzgâr gibi çabuk ve hafif giden. * Hoş ve lâtif yürüyüşlü. |
| SABARET: | Kefalet. |
| SABAT: | (C.: Sevâbıt-Sâbâtât) Pazar sokağı, iki duvar arasının örtüsü (altı yol olur.) |
| SABAVET: | Çocukluk, sabilik. |
| SABAYA: | (Sabiyye. C.) Büluğ çağına varmamış küçük kızlar. Kız çocukları. |
| SABSABA: | Dövmek. * Ateş etmek. * Kahramanlık göstermek, bahadırlık etmek. * Çok inceltmek. |
| SUBA (SABÂ): | (C.: Esbâ) Gece ile gündüz eşit olduğunda gündoğusundan esen rüzgâr. |
| TÂ-BE-SABAH: | Sabaha kadar. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| SABA-BERABER : | f. Sabâ rüzgârı gibi lâtif ve hafif. |
| SAB' : | Parmakla işaret etmek. |
| SA' : | Çiy, rutubet, şebnem. * Kur'an-ı Kerim alfabesindeki dördüncü harfin adı. |