Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| SAF (SÂFİ): | Katışıksız, berrâk, temiz. Zeki olmayan, derin düşünmeyen, dikkatsiz. |
| SAF: | (Bak: Saff) |
| SAF: | Tüylü ve yünlü hayvan. |
| SAF': | Sille vurmak, tokat atmak. |
| SAF: | Bir adam boyu yüksekliğindeki duvar. |
| SAFA: | Gönül şenliği, eğlence. Duru olmak, itmi'nan ve meserret üzere olmak. Temiz, sâfi olmak. Hava açık ve ayaz olmak. Mekke-i Mükerreme'de bir yerin ismi. |
| SAFA-YI GÜLŞEN: | Gülşen safası. Gül bahçesi eğlencesi. |
| SAFA-YI SADR: | f. Gönül şenliği, kalbin itmi'nan ve sevinç içerisinde olması, meserret üzere olmak. |
| SAFA: | Yüzü beyaz olan düz taş. |
| SAFA-BAHŞ: | f. Eğlendiren, rahatlandıran, kederi def'eden, hatırı hoş eden. |
| SAFA-CU: | (C.: Safacuyân) f. Rahat ve eğlence arıyan. |
| SAFA-ENGİZ: | Safa koparan. Neşe, sevinç yapan. |
| SAFAHAT: | (Safha. C.) Safhalar. İstiklâl Marşı şâiri Merhum Mehmed Akif'in manzum eserinin adı. |
| SAFAİH: | (Safiha. C.) Düz şeyler. Levhalar. |
| SAFAK: | Yeni kırba içine konulmuş su. |
| SAFAK: | Kıllı derinin altında olan ince deri. |
| SAF'AN: | (C.: Safâıne) Sille vurulmuş kişi. |
| SAFAPERVER: | f. Safa veren. İç açan, safalı. |
| SAFARE: | Zurna. |
| SAFAYAB: | f. Safa bulmuş, huzur ve sükûna kavuşmuş. |
| SAFBESTE: | Saf bağlamış, saf olmuş. |
| SAFBESTE-İ HAREKET: | Harekete geçmek üzere saf bağlayıp hazır olan. |
| SAFD: | Yağlamak. Sağlamlaştırmak, muhkem etmek. |
| SAFDERUN: | f. Safi, içi temiz, kolay aldanabilen. |
| SAFDERUNAN: | (Safderun. C.) f. Kalbi temiz, içi saf olanlar. |
| SAFDERUNANE: | f. Kalbi safi olanlara ve kolay aldananlara yakışır surette. |
| SAFDİL: | f. Saf, ahmak, bön, kolay aldatılan kimse. |
| SAFDİLÂNE: | f. Bönlükle, saflıkla. Safdillikle. |
| SAFE: | (C.: Savaf-Sâfât) Kanatlarını havada yayıp uçan kuş. |
| SAFED: | (C.: Esfâd) Esirlerin eline ve ayağına bağlanan bağ. Atâ, bahşiş, hediye. |
| SAFEN: | (C.: Esfan) Haya derisi. |
| SAFER: | (C.: Esfâr) Boş ve hâli olmak. Arabi aylardan ikincisi. Karın içinde durabilen bir yılanın adı. |
| SAFEVİLER DEVLETİ: | (1499-1737) Safeviler adında bir hanedana mensub olan Şah İsmail'in kurduğu bir devlettir. İran'da kurulmuş olan bu devlet şii idi. Osmanlılarla münasebetleri iyi değildi. Çaldıran'da 1514'de Yavuz Sultan Selim tarafından büyük bir mağlubiyete uğratıldılar. Nihayet 1737'de bir ayaklanma neticesinde Afganistan padişahı Nadir Şah tarafından ortadan kaldırıldılar. |
| SAFF: | Bir sıra dizilmiş şey, bir şeyi sıra ile uzun uzadıya dizmek. Câmide cemâatın sırası. |
| SAFF-I EVVEL: | İlk saf, birinci saf. İlk sahabeler. Bir hareket ve cereyanın ilk sahipleri. |
| SAFF SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'de 61. suredir. İsa, Havariyyun Suresi de denir. Medenîdir. |
| SAFFAT: | (Saff. C.) Saf olanlar, saf yapanlar. |
| SAFFAT SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'in 37. suresidir. Mekkîdir. |
| SAFFAT: | (C.: Sıfâ-Esfâ-Sufâ) Düz kaygan taş. |
| SAFF-BESTE: | f. Saf bağlamış, saf olmuş. |
| SAFF-DER: | (C.: Saff-derân) f. Düşman saflarını yaran yiğit. |
| SAFF-DERÂNE: | f. Yiğitçesine. |
| SAFFEYN: | İki sıra. Muharebede karşılaşan iki taraf. |
| SAFF-SAFF: | Dizi dizi. Sıra sıra. |
| SAFF-ŞİKAF: | f. Düşman saflarını yararak bozan yiğit. |
| SAFF-ZEN: | f. Düşman saflarını vurup yaran yiğitler. |
| SAFH: | Suç bağışlama, dostluk etme. Günah ve cürmü afveyleme. Bir şeyin bir tarafı. Bir şey içirme. Yüz çevirme. |
| SAFHA: | Aynı şey üzerinde görülen değişik hâllerden her biri. Bir şeyin gözle görülen yüzlerinden her biri. Kısım. Bir şeyin düz yüzü. El ayası. Bir hâdisede birbiri ardınca görülen hâllerin beheri. Yazılmış ve yazılabilir sahife. |
| SAFİ: | Katışıksız. Temiz, süzülmüş ve temiz. Bozuk olmayan. Hâlis. |
| SAFİF: | Kuru ot. |
| İçerisinde 'SAF' geçenler | |
| AB-I MUSAFFÂ: | Temizlenmiş, tasfiye edilmiş su. Saf su. |
| ASAF: | Süleyman Peygamberin (A.S.) veziri. Vezir. * Bir ot ismi. |
| ASAFÂNE: | f. Bir vezire yakışır surette ve hâlde. |
| ASAFİR: | (Usfur. C.) Serçe kuşları. |
| ASAF-REY: | Düşüncesi Asaf'ınki gibi akıllıca olan vezir. |
| ASEL-İ MUSAFFA: | Süzme bal. |
| BÂB-I ÂSAFÎ: | Tar: Sadrazam konağı. |
| BA-SAFA: | Safalı. Safa ile. |
| BEZM-İ SAFÂ: | Safâ meclisi, eğlence meclisi. |
| BÎ-İNSAF: | f. Acımasız, insafsız. |
| BU'D-İ MESAFE: | Gidilen yolun uzaklığı. |
| EL-İNSAF: | İnsaf edilsin, insaf edilmeli, insaf edelim. |
| ENSAF: | (İnsaf. dan) Daha insaflı, çok acıyan, en merhametli. |
| ENSAF: | (Nısf. C.) Nısıflar, yarımlar. |
| ESAFİL: | (Esfel. C.) Esfeller. Sefâlet çekenler. Pek adi ve bayağı kimseler. Çok alçak olanlar. |
| ESFEL-İ SÂFİLÎN: | Sefillerin en sefili. Cehennem'in en aşağı tabakasındakiler. |
| ESFEL-İ SÂFİLÎN-İ HISSET: | Alçaklığın en aşağı derecesi. |
| EVSÂF: | (Vasf. C.) Vasıflar, sıfatlar. |
| EVSÂF-I CEMİLE: | Güzel vasıflar. İyi hasletler. |
| EVSÂF-I NİSBİYE: | f. Ölçü ve kıyasa göre olan vasıflar. (Sıcaklık, soğuklukla bilindiği, karanlık derecesi aydınlıkla görüldüğü gibi.) |
| FASAFIS: | Beyaz söğüt dedikleri ağaç. |
| FESAFİS: | Kesmez kılıç. |
| FEYZ-İ SAFÂ: | Neşenin feyzi, safânın bolluğu. |
| FÜSAFİS: | Keneye benzer murdar kokulu bir böcek. * Tahta kurusu. |
| HASAFE: | (C.: Hasif) Hurma yaprağından örülen kap. * Hurma yaprağı. |
| HASAFET: | Rey sağlamlığı. Hükümde kuvvet ve olgunluk. |
| HÂSILAT-I SÂFİYE: | Sâfi kazanç. Net kâr. Bütün masraflar çıktıktan sonra kazanç olarak geri kalan hâsılat. |
| HUSAF: | Hasad, hasad mevsimi. * Ekin biçme. |
| HUSAFE: | Düşmanlık, adavet. Gizli kin, hased. |
| HUZ MÂ SAFÂ, DA'MÂ KEDER: | "Safâ olanı al, keder vereni bırak", "Allahın müsaadesi olan ve neticesi safâ veren şeyi al, sonu keder vereni bırak", "İyisini al, kötüsünü bırak" meâlindedir. |
| İHVAN-I BÂSAFA: | Mevlevi tabirlerindendir. Saf, yani kalbinde gıll u gış bulunmayan kardeşler mânâsınadır. |
| İNHİSAF: | Ay tutulması. Husufa uğramak. Ay'ın, dünyanın gölgesi altına girmesi veya o şekildeki gölgelenmek. |
| İNHİSAF-I AYN: | Kör olma. |
| İNKİSAF: | (Küsuf. tan) Parlaklığı sönme. Güneş tutulması. |
| İNSAF: | Yaprak yaprak olma, lime lime olup dağılma. |
| İNSAF: | Merhamet ve adâlet dâiresinde hareket. Hakikatı kabul ve itiraf. (Eğer bir mes'elenin münâzarasında kendi sözünün haklı çıktığına tarafdar olup ve kendi haklı çıktığına sevinse ve hasmının haksız ve yanlış olduğuna memnun olsa, insafsızdır. L.) |
| İNSAFKÂR: | İnsaflı, insaf sahibi, haksızlık yapmayan. |
| İNTİSAF: | Hakkını tam olarak alma, haklaşma. * Zaman, yarı olma. Vakit, yarıyı bulma. |
| İNTİSAF-I RAMAZAN: | Ramazan ayının ortası. |
| İSAF: | Asr-ı saadetten evvelki câhiliyet devrinde Mekke putlarından birinin adı. |
| İSAF: | Eseflendirmek. Esef vermek. * Hışım ve gadab etmek. Öfkelenmek. |
| İSTİNSAF: | Alacağını alma. Hakkını tamâmen alma, ödeşme. |
| İ'TİSAF: | Zulüm ve haksızlık etmek. Doğru yoldan ayrılmak. Haksızlık. |
| İTTİSAF: | Vasıflanmak. Muttasıf olmak. Sıfat sahibi olmak. Bir hâl takınmak. |
| İTTİSAFKÂRANE: | f. Vasıfları belli olur surette. Bir hal takınarak. |
| KAVSAF: | Kadife. |
| KESAFET: | Bulanıklık. Kir. Açık veya berrak olmamak. * Kalınlık, yoğunluk, kesiflik, koyuluk. Şeffaf olmamak. |
| KESAFET-İ NÜFUS: | Nüfus çokluğu, nüfus yoğunluğu, nüfus kalabalığı. |
| KURB-İ MESÂFE: | Yer, mekân yakınlığı. |
| LASAF: | Bir cins hurma. * Gübre otunun diplerinde biter hıyar gibi bir nesne. * Yapışmak. * Kurumak. * Parlamak. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| SAF (SÂFİ) : | Katışıksız, berrâk, temiz. * Zeki olmayan, derin düşünmeyen, dikkatsiz. |
| SA' : | Çiy, rutubet, şebnem. * Kur'an-ı Kerim alfabesindeki dördüncü harfin adı. |