Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| SAMİ: | Yüksek, yüce, refi'. |
| SAMİ: | Sertlik, katılık. Kuruluk. |
| SAMİ': | İşiten, duyan, dinleyen. |
| SAMİA: | Duyma, işitme duygusu, işitme kuvveti. |
| SAMİD: | Yükselen, başını kaldırıp göğsünü kabartan. Hayrette kalan. Gafil. |
| SAMİH: | Cömert, eli açık sahavet sahibi ve civanmert olan. |
| SAMİÎN: | (Samiûn) Dinleyiciler. Bir nevi icraatta alâkadar olmayıp dinleyici olanlar, devam edenler. |
| SAMİL: | Kuru, yâbis. |
| SAMİM: | İç, asıl, öz. |
| SAMİM-ÜL KALB: | Kalbin içi. |
| SAMİMÂNE: | f. Samimi olarak. İçten duyarak, riyasızlıkla. |
| SAMİMÎ: | İçten, gönülden, candan. İçli, dışlı. |
| SAMİMİYET: | İçten ve kalbden olan sevgi ve bağlılık.(Niyet-i hâlisenin dahi kerameti vardır. Samimiyetin dahi kerameti vardır. Bahusus lillâh için olan bir uhuvvet dairesindeki kardeşlerin içinde; ciddi, samimi tesanüdün çok kerametleri olabilir. Hatta şöyle bir cemaatın şahs-ı manevîsi bir veliyy-i kâmil hükmüne geçebilir. İnayata mazhar olur. M.) |
| SAMİN(E): | Sekizinci. |
| SAMİN: | Semiz, yağlı, besili. |
| SAMİNEN: | Sekizinci olarak. Sekizinci derecede. |
| SAMİR: | Gece toplantıları. |
| SAMİR: | Yemişli, meyvalı ağaç. |
| SAMİRÎ: | Hz. Musa Peygamber zamanında Yahudileri şirke sevk eden. Hz. Musa'nın (A.S.) bulunmadığı yerde kavmini yaptığı buzağı heykeline taptırmağa çalışan bir yahudi. |
| SAMİT(E): | Susan, sükût eden. Ses çıkarmaz, sessiz. Gr: Sessiz harf. |
| SAMİTE-İ MEYYİTE: | Ses çıkarmayan ölü. Hareketsiz. Haksızlıklar karşısında gayrete gelmeyen, ölü gibi sükût eden. |
| SAMİTANE: | f. Sessizce, ses çıkarmaksızın, sâkitane. |
| SAMİT: | Tatsız bayat süt. Tuzsuz ekmek. |
| İçerisinde 'SAMİ' geçenler | |
| AN-SAMİM-İL KALB: | Derûn ve kalbden, riyâdan âri ve hâli olarak. Kalbin samimiyyeti ile. |
| AN-SAMİM-İL KALB: | Can ve yürekten, kalbden. |
| AN-SAMİMİN: | Kalbden. Riyasızlıkla. Samimiyetle. İçten. |
| ESAMİ: | İsimler, adlar. |
| İCL-İ SAMİRÎ: | Musa (A.S.) zamanında Samirî'nin yaptığı buzağı heykeli. (Bak: Samirî) |
| MEKTUB-U SÂMÎ: | Başbakanlık (sadaret) makamından yazılan resmi mektublar. |
| MESAMİ': | (Misma'. C.) Kulaklar. * İşitme âletleri. |
| MESAMİR: | (Mismar. C.) Mıhlar, çiviler. |
| MEYYİT-İ SÂMİTE: | f. Susan ölü. Sessiz ölü. * Hareketsiz. |
| MUNSAMÎ: | Dökülüp akıtılmış. |
| MÜSAMİD: | Oyun âleti yapan kimse. * Bahçesine ters ve pislik döken kişi. |
| MÜSAMİH: | (Semâhat. dan) Aldırış etmeyen, göz yuman, hoş gören. |
| MÜTESAMİH: | Müsamaha eden, göz yuman, görmemezlikten gelen, hoş gören. |
| SAMİ': | İşiten, duyan, dinleyen. |
| SAMİA: | Duyma, işitme duygusu, işitme kuvveti. |
| SAMİD: | Yükselen, başını kaldırıp göğsünü kabartan. * Hayrette kalan. * Gafil. |
| SAMİH: | Cömert, eli açık sahavet sahibi ve civanmert olan. |
| SAMİÎN: | (Samiûn) Dinleyiciler. * Bir nevi icraatta alâkadar olmayıp dinleyici olanlar, devam edenler. |
| SAMİL: | Kuru, yâbis. |
| SAMİM: | İç, asıl, öz. |
| SAMİM-ÜL KALB: | Kalbin içi. |
| SAMİMÂNE: | f. Samimi olarak. İçten duyarak, riyasızlıkla. |
| SAMİMÎ: | İçten, gönülden, candan. * İçli, dışlı. |
| SAMİMİYET: | İçten ve kalbden olan sevgi ve bağlılık.(Niyet-i hâlisenin dahi kerameti vardır. Samimiyetin dahi kerameti vardır. Bahusus lillâh için olan bir uhuvvet dairesindeki kardeşlerin içinde; ciddi, samimi tesanüdün çok kerametleri olabilir. Hatta şöyle bir cemaatın şahs-ı manevîsi bir veliyy-i kâmil hükmüne geçebilir. İnayata mazhar olur. M.) |
| SAMİN(E): | Sekizinci. |
| SAMİN: | Semiz, yağlı, besili. |
| SAMİNEN: | Sekizinci olarak. Sekizinci derecede. |
| SAMİR: | Gece toplantıları. |
| SAMİR: | Yemişli, meyvalı ağaç. |
| SAMİRÎ: | Hz. Musa Peygamber zamanında Yahudileri şirke sevk eden. Hz. Musa'nın (A.S.) bulunmadığı yerde kavmini yaptığı buzağı heykeline taptırmağa çalışan bir yahudi. |
| SAMİT(E): | Susan, sükût eden. * Ses çıkarmaz, sessiz. * Gr: Sessiz harf. |
| SAMİTE-İ MEYYİTE: | Ses çıkarmayan ölü. * Hareketsiz. * Haksızlıklar karşısında gayrete gelmeyen, ölü gibi sükût eden. |
| SAMİTANE: | f. Sessizce, ses çıkarmaksızın, sâkitane. |
| SAMİT: | Tatsız bayat süt. * Tuzsuz ekmek. |
| SECAYA-YI SÂMİYE: | Yüksek ve kıymetli seciyeler. |
| TEKELLÜM-İ SÂMİT: | Sessiz konuşma. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| SAMİ' : | İşiten, duyan, dinleyen. |
| SAM : | Ölüm, mevt. * Yer altındaki altın damarı. * Gök kuşağı. * Ateş. * Sersemlik hastalığı. * Hazret-i Nuh'un (A.S.) oğullarından birinin ismi. |
| SA' : | Çiy, rutubet, şebnem. * Kur'an-ı Kerim alfabesindeki dördüncü harfin adı. |