| Kelime | Anlam |
|---|
| SANİ': | (Sun'. dan) Sanatkârca yapan. Yaratan. San'at eseri olarak meydana getiren. İşleyen, yapan. (Allah) |
| SANİ'-İ HAKİKÎ: | Doğrudan doğruya, hiç bir şeye muhtaç olmadan her şeyin aslını, esasını ve teferruatını yapan, yaratan. Allah (C.C.). |
| SÂNİ'-İ HAKÎM: | Hikmet sâhibi olan yaratıcı. Allah (C.C.) |
| SANİ': | Görülen iş. |
| SANİ: | İkinci. |
| SÂNİ AŞER: | Onikinci. |
| SANİA: | Uydurma, düzme. Tuzak, hile. İş, amel, fiil. |
| SANİFE: | Bez kenarı. |
| SANİH: | Mübarek fiil, iyi iş. |
| SANİHA: | Zihne gelen fikir. Mütâlâa. Çok düşünmeden gelen fikir. |
| SANİHA-ÂRÂ: | f. Hatıra gelen, akla gelen. |
| SANİHÂT: | (Sâniha. C.) Çok düşünmeden akla, fikre gelen şeyler. (Bak: Sünuh) |
| SANİ'İYYET: | Ustaca ve tertibli yapıcı oluş. Sâni'lik.(Eğer eşya kendi nefislerine isnad edilirse, herbir zerreye bir uluhiyet lâzımdır. Meselâ, Ayasofya'nın bânisi inkâr edildiği takdirde her bir taşı Mimar Sinan olması lâzım geliyor. Öyle ise kâinatın Sânia olan delâleti, kendi nefsine olan delâletinden daha vâzıh, daha zâhir, daha evlâdır. Öyle ise kâinatın inkârı mümkün olsa bile, Sâniin inkârı mümkün değildir. M.N.) |
| SANİYE: | Dakikanın altmışta birisi. Çok kısa bir zaman. |
| SANİYE: | (C.: Sevâni) Su taşıyan deve. Su yükledikleri ve su çektirdikleri deve. |
| SANİYEN: | İkinci olarak. İkinci derecede. |
| SÂNİ AŞER: | Onikinci. |
| İçerisinde 'SANİ' geçenler |
|---|
| ÂSÂNÎ: | Suhulet, kolaylık. |
| ASR-I SÂNİ: | İkinci asır. * Ist: Fey-i zevâle ilâveten, herşeyin gölgesi kendi boyunun iki misli daha uzadığı zamandan başlayan ikindi vaktidir. (Fey-i zevâl; güneş tam ortada iken, gölgenin uzunluğudur.) |
| CEMRE-İ SÂNİYE: | İkinci cemre ki, suya düşer. |
| ELF-İ SÂNİ: | İkinci bin. |
| ESANİD: | İsnadlar. Senedler. |
| HASÂİS-İ İNSÂNİYYE: | İnsanlık hassaları. |
| HATIR-I NEFSANÎ: | Tas: Dünya ve nefis muhabbetinin cismanî kuvvete galebesi. |
| HAYAT-I İNSANÎ: | İnsana ait hayat. |
| HEVESÂT-I NEFSÂNİYE: | Nefsin hevesleri, arzuları ve kötü istekleri. |
| HORASANÎ: | f. Horasana ait. Horasanlı. * Sarıktan daha büyük görünen hoca kavuğu. |
| HUZUZÂT-I NEFSÂNİYE: | Nefse hoş gelen şeyler. |
| İNSANÎ: | İnsana ait, insanla alâkalı. |
| İNSANİYE: | İnsanlar, insan cinsi, beşeriyet. |
| İNSANİYET: | İnsanlık, vicdanlılık. İnsana yakışır hâl ve durum. |
| İNSANİYET-İ KÜBRA: | Büyük ve en makbul olan insânlık, yâni, İslâmiyet.(Ey Nefis! Hayr-ı mahz olan vücudu sana giydiren Hâlik-ı Zülcelâl, sana iştihalı bir mide verdiğinden Rezzak ismi ile bütün mat'umatı bir sofra-i nimet içinde senin önüne koymuştur. Sonra sana hassasiyetli bir hayat verdiğinden, o hayat dahi bir mide gibi rızık ister. Göz, kulak gibi bütün duyguların, eller gibidir ki, ruy-u zemin kadar geniş bir sofra-i ni'meti o ellerin önüne koymuştur. Sonra mânevi çok rızık ve ni'metler isteyen insâniyeti sana verdiğinden âlem-i mülk ve melekut gibi geniş bir sofra-i ni'met, o mide-i insâniyetin önüne ve aklın eli yetişecek nisbette sana açmıştır. Sonra nihâyetsiz ni'metleri isteyen ve hadsiz rahmetin meyveleri ile tegaddi eden ve insâniyet-i kübrâ olan İslâmiyeti ve imânı sana verdiğinden dâire-i mümkinat ile beraber Esmâ-i Hüsnâ ve sıfât-ı mukaddesenin dâiresine şâmil bir sofra-i ni'met ve saadet ve lezzet sana fethetmiş. Sonra imanın bir nuru olan muhabbeti sana vermekle gayr-ı mütenâhi bir sofra-i nimet ve saadet ve lezzet sana ihsan etmiştir. S.) |
| İNSANİYETKÂR: | f. Vicdanlı ve iyi adam, insaniyetli. |
| İNSANİYETKÂRÎ: | Vicdanlılık, insaniyetlilik. |
| İNSANİYETPERVER: | İnsanlığı seven, iyi insan. |
| KÂNUN-U EVVEL, KÂNUN-U SÂNİ: | Aralık, Ocak. |
| KEYSANİYYE: | Revâfiz tâifesinden bir sınıf. |
| KISM-I SÂNİ: | İkinci kısım. |
| LÂSANİ: | Tek, vâhid. İkincisi olmayan. |
| LİSANÎ: | Lisanla ilgili, dile ait. |
| MAKASID-I İNSÂNİYET: | İnsanlık maksadları. İnsanlığın gayeleri. |
| MASANİ': | (Masna. C.) Sarnıçlar. Su mahzenleri. |
| MEDEDRESANÎ: | Yardımcılık. Yardım ve inâyet edicilik. |
| MESANÎ: | (Mesnâ. C.) Bir şeyin tekrarı. İki. Çift. Mükerrer. |
| MESANİD: | (Mesned. C.) Mesnedler. Dereceler. Rütbe ve mevkiler. |
| MESANİD-İ ÂLİYE: | Yüksek rütbeler, âli mevkiler. |
| MÜCEDDİD-İ ELF-İ SÂNİ: | "İkinci bin senesinin müceddidi" demek olan bu tabir, İmam-ı Rabbani Ahmed-i Farukî Hazretlerinin nâmıdır. (Bak: Ahmed-i Farukî) |
| MÜLAZIM-I SÂNİ: | Teğmen. |
| MÜTESANİD: | Birbirine dayanıp kuvvet alan. * Kuvvetli itimat ile birbirine bağlı olan, tesanüd eden. |
| NEFSANÎ: | Bedenî arzu ve isteklerle alâkalı. Zaruret olmadığı hâlde keyf için olan istek ve arzuya ait. Kendine ait ve mensub. |
| NEFSANİYET: | Nefsini çok beğenmişlik. * Gizli düşmanlık, garez, kin. |
| NOKSANÎ: | Eksiklik ve noksanlıkla alâkalı. |
| NOKSANİYET: | Eksiklik, noksanlık. |
| ÖMR-Ü SÂNİ: | İkinci hayat, âhiret hayatı. |
| PADİŞAH-I SÂNİ: | İkinci padişah. |
| REBİ-İ SÂNİ: | Sonbahar. |
| REK'AT-I SÂNİYE: | İkinci rekât. |
| SANİ': | (Sun'. dan) Sanatkârca yapan. Yaratan. San'at eseri olarak meydana getiren. İşleyen, yapan. (Allah) |
| SANİ'-İ HAKİKÎ: | Doğrudan doğruya, hiç bir şeye muhtaç olmadan her şeyin aslını, esasını ve teferruatını yapan, yaratan. Allah (C.C.). |
| SÂNİ'-İ HAKÎM: | Hikmet sâhibi olan yaratıcı. Allah (C.C.) |
| SANİ': | Görülen iş. |
| SÂNİ AŞER: | Onikinci. |
| SANİA: | Uydurma, düzme. Tuzak, hile. * İş, amel, fiil. |
| SANİFE: | Bez kenarı. |
| SANİH: | Mübarek fiil, iyi iş. |
| SANİHA: | Zihne gelen fikir. Mütâlâa. Çok düşünmeden gelen fikir. |
| SANİHA-ÂRÂ: | f. Hatıra gelen, akla gelen. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| SANİ' : | (Sun'. dan) Sanatkârca yapan. Yaratan. San'at eseri olarak meydana getiren. İşleyen, yapan. (Allah) |
| SAN : | f. "Benzer, andırır" mânâlarına gelerek birleşik kelimeler yapılır. |
| SA' : | Çiy, rutubet, şebnem. * Kur'an-ı Kerim alfabesindeki dördüncü harfin adı. |