Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
SARİ: (Sâriye) Sirayet eden, bulaşıcı, geçici olan. Genişleyip başkasına da geçmeğe, yayılmağa müstaid olan.
SARİ: f. Süren, sürücü.
SARİ': Düşmüş. Yere düşmüş sar'alı kimse.
SARÎ: (C.: Surrâ) Gemici.
SARİB: Yol, tarik.
SARİF: (Sarf. dan) Değiştiren.
Harcayan, sarf eden.
SARİF: Kapı gıcırtısı.
Diş gıcırtısı.
Makara sesi.
SARİFE: (C.: Savârif) Değişiklik. Değişme.
SARİH: Kurtaran, maded veren. İmdad eden.
Çağırılan, kendisinden meded beklenen.
Meded isteyen.
SARİH: Açık, belirli âşikâr. Sâf ve hâlis olan.
SARİHAN: Açık ve belirli olarak. Açıkça. Meydanda ve âşikâr olarak.
SARİK: (Bak: Sârık)
SARİM: Kesen, kesici.
Şecaatlı.
SARİM: Kesilmiş.
Biçilmiş ekin, döğülmemiş harman.
SARİME: Ekini biçilmiş yer.
SARİR: (Kapı, kalem vs. de) Cızırtı, gıcırtı.
SARİR-İ HÂME: Kalem cızırtısı.
SARİYE: (C.: Sevari) Direk.
Gece yağmur yağdıran bulut.
İçerisinde 'SARİ' geçenler
ÂLÂT-I BASARİYE: Gözle alâkalı gözlük, dürbün gibi optik âletler.
ASARİM: (Asrâm. C.) Çadır toplulukları. Ayrı ayrı küçük insan grupları.
BASARÎ: (Basar. dan) Görüşle ilgili olan, görmeye ait.
CÂBİR-ÜL-ENSARÎ: Câbir Bin Abdullah El-Ensarî (R.A.) da denir. Meşhur sahabelerdendir. Bizzat Resul-i Ekrem'den (A.S.M.) ilim ve feyiz almış ve zamanında Medine-i Münevvere'nin müftüsü olmuştur. En çok hadis rivayetiyle meşhur olan altı sahabeden biridir. 1540 hadis rivayet etmiştir. 19 gazada hazır bulunmuştur. Hicri 73 tarihinde 94 yaşında Medine-i Münevvere'de vefât etmiştir. Akabe biatinde bulunan 70 Ensar'dan Medine'de en son vefat eden bu zattır.
EBU EYYUB-İL ENSARÎ: Sahabe-yi Kiramdan olup Halid bin Zeyd-i Hazrecî diye de anılır. Hicretten sonra Peygamberimize (A.S.M.) ilk mihmandârlığı yapmış idi. Hicretin 50. yılında pir-i fâni olduğu halde teberrüken Kostantiniyye'nin fethine azimet eden İslâm ordusu ile harbe iştirak etmiş, İstanbul surları dışında şehid olmuştur. Sonradan ancak Sultan Mehmed Fatih'in Hocası Akşemseddin Hazretleri tarafından mezarı keşf edilmiştir. 150 hadis-i şerif nakletmiştir. (R.A.)
EMRAZ-I SÂRİYE: Geçici, bulaşıcı, sâri hastalıklar.
ESARİR: Gizli sırlar. * Yüz ve avuçtaki çizgiler.
EYYÛB-ÜL ENSARÎ: (Bak: Ebu Eyyub-ül Ensarî)
HAKESARÎ: f. Perişanlık, düşkünlük.
HÂKSARÎ: Perişanlık, düşkünlük, rezillik.
İLEL-İ SÂRİYE: Tıb: Bulaşıcı hastalıklar. Sâri illetler.
MARAZ-I SÂRÎ: Tıb: Bulaşıcı hastalık.
MASARİ': (Mısrâ'. C.) Mısrâlar. * (Masra'. C.) Güreş meydanları.
MASARİF: (Masraf. C.) Sarfiyatlar, masraflar. (Masârifât da denir.)
MASARİF-İ UMUMİYE: Umumi masraflar.
MASARİF: (Masruf. C.) Harcananlar, sarfolunanlar.
MASARİFAT: (Masârif. C.) Masraflar, giderler. Harcanan paralar.
MASARÎN: Bağırsaklar.
MEF'UL-Ü SARİH: Doğrudan doğruya mef'ul demektir. Bir harf-i cerle ifâde olunmaz. "Nuri dalı kırdı" cümlesinde "dal" mef'ul-ü sarihtir. "Nuri daldan düştü" dersek, bunu arapça ifâde için (min) harf-i cerri ile söyleyebiliriz. İşte böyle harf-i cerle söylenen mef'ullere, "mef'ul-ü gayr-i sarih" denir. Bunlar mef'uldeki harf-i cerlerin adına göre isim alırlar. Meselâ: Mef'ul-ü maa, mef'ul-ü fih, mef'ul-ü leh gibi.
MESARİB: (Mesrebe. C.) Otlaklar, çayırlar, mer'alar. * Karından göğüse kadar olan yerde biten kıllar.
MESARİH: (Mesrah. C.) Çayırlar, otlaklar, mer'alar.
MUNSARİF: (Sarf. dan) Geri dönen, çekilip giden. * Gr: Esre ve tenvin kabul eden isim.
MUNSARİH: (Sarâhat. dan) Açık, meydanda, zâhir.
MUSARİ': (Sar'. dan) Pehlivan, güreşçi.
MÜTESARİ': Çabucak.
SARİ': Düşmüş. Yere düşmüş sar'alı kimse.
SARİB: Yol, tarik.
SARİF: (Sarf. dan) Değiştiren. * Harcayan, sarf eden.
SARİF: Kapı gıcırtısı. * Diş gıcırtısı. * Makara sesi.
SARİFE: (C.: Savârif) Değişiklik. Değişme.
SARİH: Kurtaran, maded veren. İmdad eden. * Çağırılan, kendisinden meded beklenen. * Meded isteyen.
SARİH: Açık, belirli âşikâr. Sâf ve hâlis olan.
SARİHAN: Açık ve belirli olarak. Açıkça. Meydanda ve âşikâr olarak.
SARİK: (Bak: Sârık)
SARİM: Kesen, kesici. * Şecaatlı.
SARİM: Kesilmiş. * Biçilmiş ekin, döğülmemiş harman.
SARİME: Ekini biçilmiş yer.
SARİR: (Kapı, kalem vs. de) Cızırtı, gıcırtı.
SARİR-İ HÂME: Kalem cızırtısı.
SARİYE: (C.: Sevari) Direk. * Gece yağmur yağdıran bulut.
SEHV-İ SARİH: Pek açık yanlış.
SEYF-İ SÂRİM: Keskin kılıç.
TAKLİL-İ MASÂRİF: Masrafların azaltılması.
ULUHİYET-İ SÂRİYE VE HAYAT-I SÂRİYE: Vahdet-ül vücud ehlince kullanılan tasavvufî tabirler olup; İlâhî sıfatların ve hayatiyetin eşyaya sirayet etmesi, yani tecelli etmesi mânasında olan bu tabirlerden, ehil olmayanlar; Allah'ın tecessümünü veya eşyaya hulûl'ünü veya eşya ile ittihad ve ittisal'ini zu'metmek gibi bâtıl vehimlere düştüler.Bu mes'eleye dair Mesnevi-i Nuriye'den nakledeceğimiz veciz bir paragraftan bu tabirler daha iyi anlaşılabilir:"Evet, delil içinde neticeyi görmek, âlemde sânii müşahede etmek, tarîk-ı istigrakkârane cihetiyle cedavil-i ekvanda cereyan-ı tecelliyat-ı İlâhiyeyi; ve melekutiyet-i eşyada sereyan-ı füyuzatı; ve meraya-yı mevcudatta tecelli-i esma ve sıfâtı yalnız zevken anlaşılır birer hakikat iken dîk-i elfaz sebebiyle, uluhiyet-i sariye ve hayat-ı sariye tabir ettiler.Ehl-i fikir, o hakaik-ı zevkiyeyi nazarın mekayisine sıkıştırdığından, çok evham-ı bâtılaya menşe' oldu."
ULUHİYET-İ SÂRİYE VE HAYAT-I SÂRİYE: Vahdet-ül vücud ehlince kullanılan tasavvufî tabirler olup; İlâhî sıfatların ve hayatiyetin eşyaya sirayet etmesi, yani tecelli etmesi mânasında olan bu tabirlerden, ehil olmayanlar; Allah'ın tecessümünü veya eşyaya hulûl'ünü veya eşya ile ittihad ve ittisal'ini zu'metmek gibi bâtıl vehimlere düştüler. Bu mes'eleye dair Mesnevi-i Nuriye'den nakledeceğimiz veciz bir paragraftan bu tabirler daha iyi anlaşılabilir: "Evet, delil içinde neticeyi görmek, âlemde sânii müşahede etmek, tarîk-ı istigrakkârane cihetiyle cedavil-i ekvanda cereyan-ı tecelliyat-ı İlâhiyeyi; ve melekutiyet-i eşyada sereyan-ı füyuzatı; ve meraya-yı mevcudatta tecelli-i esma ve sıfâtı yalnız zevken anlaşılır birer hakikat iken dîk-i elfaz sebebiyle, uluhiyet-i sariye ve hayat-ı sariye tabir ettiler. Ehl-i fikir, o hakaik-ı zevkiyeyi nazarın mekayisine sıkıştırdığından, çok evham-ı bâtılaya menşe' oldu." URUŞ
VAHY-İ SARİHÎ: Hem sözü, hem mânası tam vahiy olan. (Âyetler ve kudsi hadisler gibi) Resul-ü Ekrem burada sırf tebliğ edendir. Müdahalesi yoktur.
YESARÎ: Sola ait. Sol ile alâkalı.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
SARİ' : Düşmüş. Yere düşmüş sar'alı kimse.
SAR : f. Yer, mekân bildiren, birleşik kelimeler yapılan bir ek'tir. Bir şeyin kesretle bulunduğunu gösterir. Meselâ: Kühsar $ : Çok dağlık yer.
SA' : Çiy, rutubet, şebnem. * Kur'an-ı Kerim alfabesindeki dördüncü harfin adı.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...