| Kelime | Anlam |
|---|
| SARE: | (Sayr : Olmak. dan) Oldu (meâlinde fiil). |
| SARE: | Cemaat, topluluk. |
| SARE: | (C.: Savâr) Hâcet, ihtiyaç. Susuzluk. |
| İçerisinde 'SARE' geçenler |
|---|
| ASARE: | Anber ve misk gibi şeylerin kokması. |
| ASARE: | f. Sayı, hesab. |
| BASARET: | (Bak: Besaret) |
| BESARE: | f. Sofa, salon. Divanhâne. |
| BESÂRE-NİŞİN: | f. Sofada oturan, uşak, hâdim, hizmetçi. |
| BESARET: | Göz açıklığı. Dikkatle bakış. |
| BESÂRE-NİŞİN: | f. Sofada oturan, uşak, hâdim, hizmetçi. |
| CESARET: | Cesurluk, yiğitlik, korkusuzluk. |
| CESARET-İ MEDENİYE: | Her türlü baskılara karşı çekinmeden hakikatı söylemek. Müsbet harekette korkmamak. Haklı olduğu bir mes'elede korku göstermemek. İçtimai münasebetlerde girişkenlik. |
| ESARET: | Esirlik. Kölelik. Kullara kendini teslim etmiş olmak. Başka milletten olanlara boyun eğmek. |
| ESARET-İ HAYVANÎ: | Hayvanlara yakışır bir esirlik. Zulüm, işkence ve haksızlık içinde hayat geçirmek. |
| HASARET: | Hasar. Alış-verişte zarar, ziyan. Yoldan sapmak. Sapıtmak. Dalâlete düşmek. |
| HASARET: | Cıvık ve sulu şeyin koyulaşıp katılaşması. * Dahâmet peyda etme, irileşme. |
| HİNSARE: | Küçük ve kısa. |
| HUSARE: | Arpa, buğday ve pirinç gibi hububâtın kabuğundan düşen parçalar. * Her kabuklu nesnenin, kabuğundan ayrılıp temizlenmesi. * Şirâ sıkıntısı. * Her nesnenin fenâsı. |
| İHTİSAREN: | İhtisar suretiyle, muhtasar olarak, kısaltarak, tafsilâtsız, kısaca. |
| İSARE: | Esir etmek ve gezdirmek. * Bağ, bend. |
| İSARE: | Koparmak, kaldırmak. * Tozu havaya kaldırmak. |
| İSTİNSAREN: | Arka çıkarak. * Yardım ümid ederek. |
| İSTİSARE: | Toz savurma, tozutmak, toz kaldırma. * Fesatçılık ve fitnecilik yapmak. |
| ISARE: | Çadır kazığı. * Çadır ipi. |
| ISARET: | Meylettirmek, eğmek. |
| KASARET: | Kısalık. Kısa olma. |
| KESSARE: | Çoğaltan. Artıran. |
| KISRA (KUSÂRE): | Ekincilerin kesmik dedikleri başakta kalan buğday. Buğday çalkandığında kalbur içinde kalan kaba buğday başları. |
| KUSARE: | Hususi hücre. * Gemilerde güvertelerin en üstündeki yarım güverte. |
| MERARET-İ ESARET: | Esirliğin acılığı. |
| MUSAREA: | Güreşçilik. |
| NÜSARE: | Saçılan şey. * Yemek döküntüsü. |
| SARB (SAREB): | Sütü birbiri üstüne sağmak. * Bevlini hapsetmek. * Çok ekşimiş süt. * "Zamk-ı talh" denilen ağaç sakızı. |
| TAHT-I ESARET: | Esaret altı. |
| USARE: | Vücud bezlerinden akan faydalı su. Sıkılmış şeylerden çıkan su. Öz su. |
| USARE-İ İNEB: | Üzüm suyu. Şıra. |
| USARE-İ MİDEVİYE: | Mide suyu, mide salgısı. |
| ÜSARE: | (Bak: Usare) |
| YESARET: | Zenginlik. * Kolaylık. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| SAR : | f. Yer, mekân bildiren, birleşik kelimeler yapılan bir ek'tir. Bir şeyin kesretle bulunduğunu gösterir. Meselâ: Kühsar $ : Çok dağlık yer. |
| SA' : | Çiy, rutubet, şebnem. * Kur'an-ı Kerim alfabesindeki dördüncü harfin adı. |