Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| SAV: | Vatan. Niyyet. |
| SAV': | Perâkende etmek, dağıtmak, parça parça yapmak. |
| SAVAB: | Doğruluk. Yanlış olmayan. Doğru dürüst. |
| SAVABDİDE: | f. Doğru ve haklı görülmüş. Beğenilmiş. |
| SAVAB-ENDİŞ: | Düşünce ve görüşü doğru olan. |
| SAVAB-NÜMA: | f. Doğruyu gösteren. |
| SAVAFIK: | Havadis. Yeni meydana gelen şeyler. |
| SAVAİK: | Saikalar, yıldırımlar. |
| SAVAİK-İ RAHMET: | Rahmet yağmur ve yıldırımları. |
| SAVALİC: | Cirit oynanan eğri sopalar. |
| SAVARIM: | (Sârım. C.) Keskin kılıçlar. |
| SAVARİF: | (Sârife. C.) Değişmeler. Değişiklikler. |
| SAVARİF-İ DEHR: | Dünya değişiklikleri. |
| SAVAT: | (Aslı: Sevâd'dır) Gümüş üstüne kurşunla yapılan kara kalem nakışlar. Derede hayvanlara su içirilen yer. |
| SAVB: | Taraf, cihet, yön. Dökülmek, nüzul etmek. Savab. Doğruluk, dürüstlük. |
| SAVB-I ÂLÎ: | Yüksek taraf. |
| SAVB-I HAK: | Hak ciheti. |
| SAVER: | Eğri boyunlu olmak. |
| SAVG: | Batmak, Kuyumculuk yapmak. |
| SAVH: | Yarmak. Ayırmak. İşitmek, duymak. |
| SAVİ: | Kuru, yâbis. |
| SAVL: | Saldırma, atılma. Saldırış, atılış. |
| SAVLEC: | Misk. Gümüş. |
| SAVLECAN: | (C.: Savâlic) Cirit oynanılan eğri sopa. |
| SAVLET: | Saldırma. Ani ve şiddetli atılış. |
| SAVM: | Oruç. İkinci fecirden başlıyarak güneşin batmasına kadar yemekten, içmekten ve cinsi mukarenetten nefsi men'etmek suretiyle yapılan ibâdet. |
| SAVM-I DAVUDÎ: | Bir gün oruç tutup bir gün iftar etmek. |
| SAVM-I DEHR: | Aralıksız, bir sene mütemadiyen nehyedilen bayram günlerinde dahi iftar edilmeksizin oruç tutmağa denir. Bu nevi oruç bayram günleri tutulmazsa câizdir. |
| SAVM-I VİSAL: | İki gün iftar etmeden oruç tutmak. (Bu, zaruret olmadan mekruhtur) |
| SAVMAA: | (Savmea) (C.: Savâmi') İbadet yeri, hususan Yahudilerin ibadet ettikleri yer. Hücre. |
| SAVN: | Koruma, muhafaza, sıyanet. |
| SAVR: | (C.: Savâri) Hamle yapmak. Parçalamak, pâre pâre etmek. Bir yerde toplanmış küçük hurma ağaçları. |
| SAVRE: | Uyuza benzer bir hastalık. |
| SAVT: | Ses. Bağırmak.(Şeriatça bazı savtlar helâl, bazıları da haram kılınmıştır. Evet ulvi hüzünleri, Rabbani aşkları iras eden sesler helâldir. Yetimâne hüzünleri, nefsanî şehevâtı tahrik eden sesler, haramdır. Şeriatın tayin etmediği kısım ise, senin ruhuna, vicdanına yaptığı te'sire göre hüküm alır! İ.İ.) |
| SAVT-I BÜLEND: | Yüksek ses. |
| SAVT-I HAZİN: | Hüzünlü ses. |
| SAVT: | (C.: Siyât-Esvât) Kamçı, kırbaç. Bir şeyi diğerine karıştırmak. |
| SAVT-I AZAB: | Daima elem verici azab. |
| SAVTAL: | Havuç cinsinden çöğender adı verilen bir bitki. |
| SAVVAG: | Kuyumcu. |
| SAVVANE: | (C.: Savân) Bir cins çakmak taşı. |
| İçerisinde 'SAV' geçenler | |
| ÂLET-İ MUSAVVİT: | Sesi nakletmeye yarıyan alet. Mikrofon. |
| ALLAHÜ A'LEM Bİ-S-SAVAB: | Allah daha iyi bilir. Allah doğrusunu en iyi bilir. |
| BA-SAVAB: | Doğruca, doğrulukla. |
| BİTTASAVVUR: | Tasavvur ile, niyet ederek, düşünerek. (Bak: Tasavvur) |
| CEHİR-ÜS SAVT: | Çok ve kuvvetli ses. |
| CEVAB-I NÂ-SAVAB: | Doğru olmayan karşılık. Yanlış cevab. |
| ESAVİD: | (Sevâd. C.) Sevadlar, karanlıklar, siyahlıklar. |
| HASEN-ÜS SAVT: | Güzel sesli. |
| HATA SAVAB CETVELİ: | Basılmış bir kitabın mürettib yanlışlarını göstermek için sonuna ilâve edilen cetvel. (Hatâ: Yanlış; savab: Doğru demektir.) |
| HİLÂL-İ SAVM: | Oruç hilâli. Ramazanın geldiği kendisi görünmekle bilinen hilâl. |
| İSAVE: | Gammazlık, ağız karalığı. |
| KASAVET: | Kalb katılığı, gaflet. * Kaygı, tasa, üzüntü, keder. (Bak: Kasvet) |
| KASAVİSE: | (Kıssis. C.) Papazlar, ruhbânlar, keşişler. |
| KEFFARET-İ SAVM: | Ramazan-ı Şerifte özürü bulunmaksızın muayyen şartlar dâhilinde orucunu bozan bir mükellefin, müslim veya gayr-i müslim bir köle veya câriye azâd etmesinden; buna muktedir değilse, iki ay muttasıl oruç tutmasından; buna da muktedir değilse, altmış fakire yemek yedirmesinden ibârettir. |
| KUVVE-İ MUSAVVİRE: | Cenâb-ı Hakkın izni ve kanunu ile maddiyatın şekil ve suretini alma kabiliyeti (Bak: Madde-i musavvire) |
| MADDE-İ MUSAVVİRE: | Tıb: Kanın küreciklerinden başka gıda maddesinden olup, azot ve sair maddeleri içine alan sulu cisim. Canlı hücrelerin vücudunu teşkil eden ve içinde çoğunun çekirdek bulunan albüminli madde. Protoplazma. |
| MESAVİ: | (Mesvâ. C.) Meskenler. Haneler. Evler. |
| MESAVİ: | (Su'. C.) Kötü haller. Fenalıklar. Seyyieler. (Mehâsinin zıddı.) |
| MESAVİ-İ MEDENİYYET: | Medeniyyetin fenalıkları, kötülükleri. (İsraf ve sefahet gibi) |
| MESAVİK: | Misvaklar. |
| MUSAVELE: | Dövüşmek için bir kimseye saldırma. Üzerine atılma. |
| MUSAVVER: | Zihnen düşünülen. Tasavvur olunan. Tasvirli. |
| MUSAVVİBE: | Tasvib edilen. Kabul edilen. * "Dört mezheb de hak'tır ve füruatta hak taaddüd eder" diyenlere, ilm-i usulde musavvibe denir. |
| MUSAVVİR: | Tasvir eden. Şekil ve suret çizen. Her şeye güzel şekil ve suretler veren Allah (C.C.) |
| MUSAVVİRE: | Tasvir edilmiş. Suretlenmiş. Şekli çizilmiş. * Kuvve-i hayâliye. (Bak: Kuvve-i musavvire - Madde-i musavvire) |
| MUSAVVİT: | (Savt. dan) Seslenen, yüksek sesle çağıran. |
| MUTASAVVER: | Tasavvur edilmiş. İlerde yapılması düşünülmüş. * Tasvir edilen. Hatırdan geçen. * Kabil, akıl kabul eder, akıl alır. |
| MUTASAVVIF: | Tasavvufla uğraşan. İlâhiyyatla uğraşan, tarikat ehli olan. (Bak: Tarikat) |
| MUTASAVVIFÂNE: | f. Sofuca. Mutasavvıflara yakışır tarzda. |
| MUTASAVVIFE: | Sofular, mutasavvıflar. |
| MUTASAVVIFÎN: | Tasavvufçular. Sofiler. |
| MUTASAVVIT: | Ses çıkaran, seslenen, ses veren. |
| MUTASAVVİR: | Tasavvur eden, zihinde suret veren. |
| MÜSAVAA: | Saatle verilecek ücret. * Saatle ücrete tutmak. |
| MÜSAVAT: | Denklik, beraberlik. Müsavilik, eşitlik. Aynı hâl ve derecede olmak. Aynı haklara sahip olmak.(Müsavat ise, fazilet ve şerefte değildir. Hukuktadır... Hukukta ise şah ve gedâ biridir. Münazarât) |
| MÜSAVATEN: | Müsavi ve eşit olarak. |
| MÜSAVAT VE MÜVAZENE-İ ETVAR: | Bir kimsenin tavır ve hareketlerinin ölçülü ve dengeli olması. |
| MÜSAVEME: | Pazarlık etme, pazarlaşma. |
| MÜSAVERE: | Kalkmak. * Sıçramak. |
| MÜSAVİ: | Birbirine denk olmak, aynı seviyede olmak. Denk, aynı derecede. |
| MÜSAVİM: | Pazarlık eden. |
| MÜTESAVİ: | (Siva. dan) Birbirine müsavi ve eş olan. |
| MÜTESAVİY-ÜT TARAFEYN: | İki tarafı birbirine müsavi ve denk olan. (Bak: Hudus) |
| MÜTESAVİYEN: | Birbirine eş değerde. |
| NA-MUTASAVVER: | f. Hatır ve hayale gelmez. |
| NA-SAVAB: | f. Doğru olmayan, yanlış. |
| PESAVEND: | f. Kafiye. |
| SAV': | Perâkende etmek, dağıtmak, parça parça yapmak. |
| SAVAB: | Doğruluk. Yanlış olmayan. Doğru dürüst. |
| SAVABDİDE: | f. Doğru ve haklı görülmüş. Beğenilmiş. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| SAV' : | Perâkende etmek, dağıtmak, parça parça yapmak. |
| SA' : | Çiy, rutubet, şebnem. * Kur'an-ı Kerim alfabesindeki dördüncü harfin adı. |