Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
SEBE': (Sebâ) Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm'ın mucizesi sonunda imana gelen ve onunla evlenen Belkıs'ın Yemen'de hükmü altında bulundurduğu mâmur şehrinin ismi.
Bir Arab kavminin adı.
Bir devlet ismi.
Bir şahıs adı.
SEBE' SURESİ: Kur'an-ı Kerim'in 34. Suresi olup Mekkîdir.
SEBE: Yaşlılıktan dolayı bunamak.
SEBEB: Vâsıta. Âlet.
Alâka.
Bahane.
Edb: Harekeli bir harf ile sâkin bir harften veya iki harekeli harften meydana gelen parça. (Bak: Esbab, Esbabperest)
SEBEB-İ HİLKAT: Yaratılışa sebeb ve gaye, yaratılışa vâsıta ve âlet olan.(... Nasıl ki O Zât, hidayetiyle saadet-i ebediyenin sebeb-i husulü ve vesile-i vüsulüdür. Öyle de duasıyla, niyazıyla o saadetin sebeb-i vücudu ve vesile-i icadıdır. S.)
SEBEB-İ VÜCUD: Varlık sebebi. Var olmanın sebebi ve gayesi.
SEBEBİYET: İcab ettirme, sebep olma.
SEBED: Sepet.
Az saç, kıl. Başta az tüy olması.
SEBEHLEL: Bâtıl, boş, abes.
SEBEL: Tıb: Bulanık görme hastalığı.
Göze inen perde.
Buluttan çıkıp da henüz yere ulaşmamış yağmur.
Buğday başı.
SEBELE: Bıyık.
SEBENTA: Çeri, öncü.
Ayı.
SEBET: Kıvırcık olmayan saç.
SEBET: Hüccet, delil.
SEBETE: (C.: Sebât) Ot, nebat, bitki.
Otu çok olan yer.
İçerisinde 'SEBE' geçenler
AVARIZ-I MÜKTESEBE: Cehil, sarhoşluk, hezel, sefeh, hata, ikrah gibi insanın ibtidâen dahli bulunan şeyler.
BİLÂ-SEBEB: Sebepsiz.
BÎ-SEBEB: f. Sebepsiz, boşuna, yok yere.
ESSEBEBÜ KELFAİL: (Essebebü ke-l fâil) Bir işe sebeb olan, o şeyi yapan fâil gibidir (mealinde). (Hizmet-i Kur'âniye ve imâniyenin yapılmasına sebeb olanlar, bu mukaddes hizmeti yapmış gibi mes'ud ve me'cur olurlar, hayırlara, ecir ve sevablara nâil olmak nimet-i uzmasına erişirler.)
EZ-ON SEBEB: O sebepten.
HASEBE: Hurması çok olan hurma ağacı.
KAT'-I MÜNÂSEBET: Münasebeti ve ahbaplığı kesme.
Lİ-SEBEBİN: Bir sebebe mebni olarak. Bir sebepten dolayı.
MAHSEBE: şüphe etme, şüphelenme, sanma.
MAKSEBE: Sazlık, kamışlık.
MUHASEBE: Hesablaşmak. Hesab görmek. Hesab işi ile uğraşmak. Hesab işini gören resmi makam.
MUVASEBE: Birbirinin üstüne atlama, zıplama, sıçrama.
MÜNASEBE: Benzemek.
MÜNASEBET: İki şey arasındaki tenasüb, uygunluk, yakınlık, bağlılık, mensubiyet, yakışmak, vesile, alâka.
MÜVASEBE: Kaşkışmak, sıçramak.
NESEBEN: Soyca, sülâlece, soy bakımından.
SEBE': (Sebâ) Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm'ın mucizesi sonunda imana gelen ve onunla evlenen Belkıs'ın Yemen'de hükmü altında bulundurduğu mâmur şehrinin ismi. * Bir Arab kavminin adı. * Bir devlet ismi. * Bir şahıs adı.
SEBE' SURESİ: Kur'an-ı Kerim'in 34. Suresi olup Mekkîdir.
SEBEB: Vâsıta. Âlet. * Alâka. * Bahane. * Edb: Harekeli bir harf ile sâkin bir harften veya iki harekeli harften meydana gelen parça. (Bak: Esbab, Esbabperest)
SEBEB-İ HİLKAT: Yaratılışa sebeb ve gaye, yaratılışa vâsıta ve âlet olan.(... Nasıl ki O Zât, hidayetiyle saadet-i ebediyenin sebeb-i husulü ve vesile-i vüsulüdür. Öyle de duasıyla, niyazıyla o saadetin sebeb-i vücudu ve vesile-i icadıdır. S.)
SEBEB-İ VÜCUD: Varlık sebebi. Var olmanın sebebi ve gayesi.
SEBEBİYET: İcab ettirme, sebep olma.
SEBED: Sepet. * Az saç, kıl. Başta az tüy olması.
SEBEHLEL: Bâtıl, boş, abes.
SEBEL: Tıb: Bulanık görme hastalığı. * Göze inen perde. * Buluttan çıkıp da henüz yere ulaşmamış yağmur. * Buğday başı.
SEBELE: Bıyık.
SEBENTA: Çeri, öncü. * Ayı.
SEBET: Kıvırcık olmayan saç.
SEBET: Hüccet, delil.
SEBETE: (C.: Sebât) Ot, nebat, bitki. * Otu çok olan yer.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
SEBE' : (Sebâ) Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm'ın mucizesi sonunda imana gelen ve onunla evlenen Belkıs'ın Yemen'de hükmü altında bulundurduğu mâmur şehrinin ismi. * Bir Arab kavminin adı. * Bir devlet ismi. * Bir şahıs adı.
SEBZ-FÂM : Yeşil renkli.
SEYF-İ BETTÂR : Çok keskin kılıç.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...