Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| SELA': | Bir acı ağaç. Medine'de bir dağ. Yarmak. Parçalamak. Ayak yarığı. (Bu mânâya C.: Sülu) |
| SELA: | (C.: Eslâ) Çocuğun ana karnında iken içinde bulunduğu ince deri. |
| SELA': | Pişirmek. Eritmek. |
| SELACİKA: | (Selçuk. C.) Selçuklular. |
| SELAH: | (C.: Selhân) Keklik yavrusu. |
| SELAHİF: | (Sulahfât. C.) Kaplumbağalar. |
| SELAHİYET: | (Bak: Salâhiyet) |
| SELAİK: | (Selika. C.) Güzel söz söyleme ve yazma kabiliyetleri. |
| SELAK: | (C.: Selekân) Yüksek, düz yer. Deve yanırının onulmuş ve yeri ağarmış olan izi. Çuval kulpunun birisini birisine koymak. |
| SELALE: | Çanak içinde yalanan nesne. |
| SELALİM: | (Süllem. C.) Merdivenler. |
| SELAM: | Ayıplardan, âfetten sâlim oluş. Selâmet, emniyet. Sulh. Asâyiş. Bütün korktuklarından emin olma. Allah'ın (C.C.) rızasına erişmek için mü'minlerin birbirlerine yaptığı dua. Mü'minler birbirleriyle karşılaştıklarında büyük küçüğe; yürüyen durana; azlık çokluğa; hayvan veya vasıta üzerinde olan yerde yürüyene; yüksekteki aşağıdakine "Selâmün aleyküm" der. Selâmı alan "Ve Aleykümüsselâm ve Rahmetullâhi ve Berekâtühu" diyerek cevap verir. Evvelâ selâm veren daha çok sevap kazanır. Selâm vermek sünnet, almak ise farzdır. İki cemaat birbiri ile karşılaşırsa; onlardan birisinin selâm vermesi sünnet-i kifaye, selâm alacak taraftan birisinin selâm alması farz-ı kifayedir. |
| SELAMAN: | Bir mekânın adı. Büyük ağaç. |
| SELAMET: | Kurtuluş, tehlikeden sâlim olmak. Korktuklarından, fenalıklardan kurtulmak. Neticede imân ile kabre girmek. Edb: Doğruluk, sağlamlık. |
| SELAMLIK: | (Bak: Harem) |
| SELASE: | Üç. |
| SELASE-AŞER: | Onüç. |
| SELASET: | Edb: Anlatıştaki kolaylık ve rahatlık. Açık, kolay, akıcı ve âhenkli ifade. |
| SELASİL: | (Silsile. C.) Silsileler. Zincir gibi olanlar. Zincirler. Sıradağlar. |
| SELASÛN: | (Selâsîn) Otuz, 30. |
| SELATA: | Kahır, galebe, hiddet. Kötü konuşan, gönül inciten, kalb kıran. Merhametsiz olmak. Acı söz söylemek. |
| SELATİN: | (Sultan. C.) Sultanlar. |
| SELASE-AŞER: | Onüç. |
| İçerisinde 'SELA' geçenler | |
| AKSAM-I SELASE: | Üç kısım. * Gr: İsim, fiil, harf bölümleri. |
| ALEYHİSSALATÜ VESSELAM: | Salât ve Selâm onun üzerine olsun, meâlinde Peygamberimiz Hazret-i Muhammed'in (A.S.M.) ismini duyunca söylenmesi sünnet olan bir duâdır. |
| ALEYKÜM-ÜS SELÂM: | Selâm sizin üzerinize olsun. (Bak: Selâm) |
| ASELAN: | Süngü titrediğinden acı çekmek. * Boynunu uzatıp sür'atle gitmek. |
| BİLÂD-I SELÂSE: | Eskiden İstanbul, Edirne ve Bursa'nın üçüne birden verilen isim. |
| BİSELAMET-İL-EMR: | İşin kolaylıkla ve zahmetsiz yapılması. |
| CİHÂT-I SELASE: | Üç uzunluk: En, boy, yükseklik. |
| DÂR-ÜS SELÂM: | Cennet. Selâmet ve eminlik yeri. * Bağdatın eski ismi. |
| DAR-ÜS SELAM: | Cennetin ikinci katı. * Cennet. Selâmet yeri. |
| DELALET-İ SELÂSE: | Üç çeşit delâlet. Bunlar da: Delâlet-i mutabıkıye, delâlet-i tazammuniye, delâlet-i iltizamiyedir.1- Delalet-i mutabıkıye: Bir kelâmın vaz'olunduğu, yani kasdedilen mânanın tamanına delâletidir. Meselâ: İnsan lâfzı, insanın tam mahiyeti olan, hayvan-ı natık, (yani, konuşan hayat sahibi varlık) mânasına delâleti gibi.2- Delalet-i tazammuniye: Bir lâfzın vaz'olunduğu mânanın bir cüz'üne delâletidir.3- Delalet-i iltizamiye: Bir lâfzın vaz'olunduğu mânanın lâzımına yani o mâna ile beraber bulunması zaruri olan diğer bir mânaya delâletidir. Mezkur delâlet-i selâseye ait şöyle bir misal dahi verilir."Zekât, müslümanların fakirlerine verilir, hiç bir zengine verilmez." İbaresi; zekâtın, yalnız Müslüman fakirlere verileceğine delâlet-i mutabıkıye ile; zengin olan Ahmet, Mehmet gibi belli şahıslara verilemiyeceğine delâlet-i tazammuniye ile; zekât hususunda zenginler ile fakirler arasında fark bulunduğuna da delâlet-i iltizamiye ile delâlet eder. |
| EB'ÂD-I SELÂSE: | Üç uzaklık ki bunlar : En, boy, yükseklik (derinlik). |
| EİMME-İ SELÂSE: | Üç imâm. Fıkıh kitablarında ekseriyetle İmâm-ı A'zam, İmâm-ı Şâfi'i, İmâm-ı Malik için söylenir. Hanefi Mezhebine dâir mes'elelerin bahsolduğu kitablarda "Eimme-i Selâse"den maksad; İmâm-ı A'zam ile iki talebesi olan İmâm-ı Muhammed ve İmâm-ı Ebu Yusuf'dur. |
| EKANİM-İ SELÂSE: | Üç unsur. (Bak: Teslis) |
| EKSELANS: | Fr. Eskiden bakanlar, elçiler ve cumhurbaşkanları için kullanılan bir ünvan. |
| ELSİNE-İ SELÂSE: | Üç lisan. Türkçe, Arapça ve Farsça. |
| FASL-I ZAMANIN SAHİFE-İ SELÂSESİ: | Geçmiş, şimdiki ve gelecek zaman. * Asr-ı saadetten evvelki devir, Asr-ı saadet ve ondan sonraki zamanlar. |
| FASL-I ZAMANIN SAHİFE-İ SELÂSE: | Geçmiş, şimdiki ve gelecek zaman. * Asr-ı saadetten evvelki devir, Asr-ı saadet ve ondan sonraki zamanlar. |
| HULEFÂ-İ SELÂSE: | Üç halife: Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman (R.Anhüm) |
| İLYAS (ALEYHİSSELÂM): | Benî İsrail peygamberlerinden olup, Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen ve Tevrat'ta "Ella" diye mezkûr olan bir Peygamberin ism-i mübarekidir. M.Ö. 9. asırda yaşamış olup ondan sonra Elyesa (A.S.) Peygamber olmuştur. İlyâs (A.S.), zamanının hükümdarıyla çok mücadele etmiş, çok zaman mağaralarda yaşamış, çok mu'cizeler göstermiştir. (Bak: Merâtib-i hayat) |
| KESELAN: | Tembellik. Yorgunluk. Uyuşukluk. |
| KUVÂ-YI SELÂSE: | Üç kuvvet. (Kuvve-i şeheviye, kuvve-i gadabiye ve kuvve-i akliye.) |
| MEDİNE-İ SELÂM: | Bağdat şehri. |
| MESELA: | Misal olarak, söz gelişi, şunun gibi, örnek tarzında. |
| MEVALİD-İ SELÂSE: | Nebat, hayvan ve maden. |
| MÜRASELAT: | Mektuplaşmalar. Resmi mektuplar. |
| MÜRSELÂT: | Gönderilen şeyler. * Melekler. * Kur'anın 77. suresidir. Urf Suresi de denir. Mekkîdir. |
| MESELÂ: ŞAH-ZADE (ŞEHZADE): | Padişah evlâdı. |
| NUH (ALEYHİSSELÂM): | Kur'an-ı Kerim'de adı geçen bir peygamber ismi. (Elli yaşında iken kavmini imana dâvete memur edilmiş ve kavmi kendisini dinlemediğinden, iman etmeyenlere ceza olarak dünyayı kaplayan su tufanı olmuş ve zâlimler mahvolmuşlar; iman edenler Nuh Peygamber'in (A.S.) yaptığı gemiye alınarak kurtulmuşlardır.) |
| RÂDD-ÜS SELÂM: | Başkasının verdiği selamı alan. |
| REDD-İ SELÂM: | Selâm verenin selâmını almak. |
| RÜSELA: | (Resül. C.) Resüller, peygamberler. |
| SELA': | Bir acı ağaç. * Medine'de bir dağ. * Yarmak. Parçalamak. * Ayak yarığı. (Bu mânâya C.: Sülu) |
| SELA': | Pişirmek. * Eritmek. |
| SELACİKA: | (Selçuk. C.) Selçuklular. |
| SELAH: | (C.: Selhân) Keklik yavrusu. |
| SELAHİF: | (Sulahfât. C.) Kaplumbağalar. |
| SELAHİYET: | (Bak: Salâhiyet) |
| SELAİK: | (Selika. C.) Güzel söz söyleme ve yazma kabiliyetleri. |
| SELAK: | (C.: Selekân) Yüksek, düz yer. Deve yanırının onulmuş ve yeri ağarmış olan izi. * Çuval kulpunun birisini birisine koymak. |
| SELALE: | Çanak içinde yalanan nesne. |
| SELALİM: | (Süllem. C.) Merdivenler. |
| SELAM: | Ayıplardan, âfetten sâlim oluş. Selâmet, emniyet. Sulh. Asâyiş. Bütün korktuklarından emin olma. * Allah'ın (C.C.) rızasına erişmek için mü'minlerin birbirlerine yaptığı dua. Mü'minler birbirleriyle karşılaştıklarında büyük küçüğe; yürüyen durana; azlık çokluğa; hayvan veya vasıta üzerinde olan yerde yürüyene; yüksekteki aşağıdakine "Selâmün aleyküm" der. Selâmı alan "Ve Aleykümüsselâm ve Rahmetullâhi ve Berekâtühu" diyerek cevap verir. Evvelâ selâm veren daha çok sevap kazanır. Selâm vermek sünnet, almak ise farzdır. İki cemaat birbiri ile karşılaşırsa; onlardan birisinin selâm vermesi sünnet-i kifaye, selâm alacak taraftan birisinin selâm alması farz-ı kifayedir. |
| SELAMAN: | Bir mekânın adı. * Büyük ağaç. |
| SELAMET: | Kurtuluş, tehlikeden sâlim olmak. Korktuklarından, fenalıklardan kurtulmak. * Neticede imân ile kabre girmek. * Edb: Doğruluk, sağlamlık. |
| SELAMLIK: | (Bak: Harem) |
| SELASE: | Üç. |
| SELASE-AŞER: | Onüç. |
| SELASET: | Edb: Anlatıştaki kolaylık ve rahatlık. Açık, kolay, akıcı ve âhenkli ifade. |
| SELASİL: | (Silsile. C.) Silsileler. * Zincir gibi olanlar. Zincirler. * Sıradağlar. |
| SELASÛN: | (Selâsîn) Otuz, 30. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| SELA' : | Bir acı ağaç. * Medine'de bir dağ. * Yarmak. Parçalamak. * Ayak yarığı. (Bu mânâya C.: Sülu) |
| SEL' : | Baş yarmak. |
| SEYF-İ BETTÂR : | Çok keskin kılıç. |