Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
SELL: Yavaşça çekip sıyırma. Sıyrılma.
Çıkarma, çıkarılma. Çekme, çekilme.
SELL-İ SEYF: Kılıç çekme.
SELLAC: Buzcu, buz satan adam.
SELLAH: (Selh. den) Kasaplık hayvan kesen veya yüzen.
SELLAT: (Selle. C.) Sepetler, seleler.
SELLE: Koyun ve keçi sürüsü.
Yıkmak, hedm.
Kuyu içinden çıkartılan toprak.
SELLE: (C.: Sellât - Silâl) Sepet, sele.
SELLEBÂF: f. Sepet, küfe vs. ören kimse. Sepetçi.
SELLEME: "Selâm ve selâmet versin, kusur ve ayıptan hâli ve beri eylesin" meâlinde duâ.
SELLEMEHÜSSELAM: Gelişi-güzel. Rastgele.
İçerisinde 'SELL' geçenler
ASELLAK: Deve kuşunun erkeği.
EHRAM-I MÜSELLESÎ: Üçgen piramit.
LÂMÜSELLİM: Hayır! Hiç teslim etmem!
MİSELLE: (C: Misâl) Çuvaldız.
MİSELLÎ: Çuvaldızcı kimse.
MÜSELLAH: (Silâh. dan) Silâhlı, silâhlanmış.
MÜSELLAHAN: (Silâh. dan) Silâhlı olarak.
MÜSELLAT: Galip. * Havâle olunmuş.
MÜSELLEM(E): (Selm. den) Teslim olunmuş olan, doğruluğu şeksiz kabul edilen. Herkes tarafından kabul edilip emniyet ve itimad edilen. * Tasdik edilip inkâr edilmeyen. * Ayıplardan teberri olunmuş.
MÜSELLEMAN: (Selm. den) Tar: Yeniçeri zamanında yol işleriyle vazifeli asker kısmı.
MÜSELLEMAT: (Müsellem. C.) Doğruluğunda şüphe edilmeyen umumi bilgi ve kaideler. İslâmiyete ait, sağlamlığında şüphe olmayan esâslar. * Man: Dinleyenin hemen münakaşasız kabul ettiği kaziyeler.
MÜSELLES: (Selase. den) Üç, üçlü. Üçleştirilen. Üç köşeli olan. Üçgen.
MÜSELLESÎ: Üçgen biçiminde olan.
MÜSELLÎ: Yarış atlarının üçüncüsü.
MÜSELLİM: (Selm. den) Teslim eden, veren. * Tar: Eyalet valileriyle sancak mutasarrıflarının uhdelerinde bulunan yerlerin idaresine memuR edilen kimseler. Vali ve mutasarrıflardan uhdesine tevcih olunan iki yerden mühim olanında kendisi oturur, diğerini gönderdiği adam idare ederdi. Yine bunlar tarafından bir kazanın varidatını tahsil için gönderilen memurlara da "mütesellim" denilirdi.
MÜTESELLİ: Teselli bulmuş olan, teselli bulan.
MÜTESELLİH(A): (C.: Mütesellihîn) Silâhlanan, silâh kuşanan.
MÜTESELLİHÎN: (Mütesellih. C.) Silâhlananlar, silâh kuşanan kişiler.
MÜTESELLİM: (Selm. den) Teslim edilen şeyi alıp kabul eden. * Tanzimattan evvel vali ve mutasarrıfların uhdelerinde bulunan sancak ve kazâların idaresine memur edilen kimseler. Bunlara "voyvoda" denirdi. * Vergi tahsildarı.
MÜTESELLİYANE: f. Avunarak, teselli bulmak suretiyle.
SÂ-İ MÜSELLES: Üç noktalı sâ' harfi. (Se harfi de denir.)
SELL-İ SEYF: Kılıç çekme.
SELLAC: Buzcu, buz satan adam.
SELLAH: (Selh. den) Kasaplık hayvan kesen veya yüzen.
SELLAT: (Selle. C.) Sepetler, seleler.
SELLE: Koyun ve keçi sürüsü. * Yıkmak, hedm. * Kuyu içinden çıkartılan toprak.
SELLE: (C.: Sellât - Silâl) Sepet, sele.
SELLEBÂF: f. Sepet, küfe vs. ören kimse. Sepetçi.
SELLEME: "Selâm ve selâmet versin, kusur ve ayıptan hâli ve beri eylesin" meâlinde duâ.
SELLEMEHÜSSELAM: Gelişi-güzel. Rastgele.
TESELLİ: Avunma. Kederli ve gamlı olan bir kimseyi söz ve nasihatle ferahlandırma.
TESELLİ-ÂMİZ: Teselli verici, avutucu, avundurucu.
TESELLİ-PEZİR: f. Avutulabilir, avundurulabilir.
TESELLİ-YÂB: f. Avunan, avutulan, teselli bulan.
TESELLU': Ahmak olmak.
TESELLUH: (Silâh. dan) Silâhlanma, silâh kuşanma.
TESELLUK: Yüksek yere, duvar üstüne çıkma. * Sırt üstü uyuma.
TESELLÜB: Soyunma. * Kocası ölen kadının, zinetli elbisesini çıkarıp, matem elbisesini giymesi. (Bu iyi bir âdet değildir.)
TESELLÜL: İnsanlar içinden sıyrılıp çıkma. * Verem hastalığına yakalanma.
TESELLÜM: Teslim edilen şeyi tekrar teslim alma. * Verilen bir şeyi alıp kaydetme. * Teslim olma. * İslâm olma.
TESELLÜM: Çentik çentik olma, diş diş olma. Gedik olma. * Ağzını yaşmaklama.
TEZKİR-İ MÜSELLEMÂT: Müsellematı, hakikat olduğu aşikâr bilinen şeyleri, hususları hatırlatmak, tekrar etmek.(Talim-i nazariyattan ziyade tezkir-i müsellemâta ihtiyaç var. S.)
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
SELL-İ SEYF : Kılıç çekme.
SEL' : Baş yarmak.
SEYF-İ BETTÂR : Çok keskin kılıç.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...