Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| SEMA: | Gök yüzü. Asuman. Gök. Her şeyin sakfı. Gölgelik. Bulut ve emsali örtü.(Resul-i Ekrem'den (A.S.M.) şöyle rivayet olunmuştur. Sema'ya uruç buyurdukları zaman kale burçları gibi bir mevkide bir takım melâike görmüştü. Bunlar birbirlerinin yüzüne doğru, mütekabilen yürüyüp gidiyorlardı. Bunlar nereye gidiyorlar diye Resul-i Ekrem (A.S.M.) Cebrâil'e (A.S.) sordu. Cebrâil: Bilmiyorum. Ancak yaratıldığımdan beri ben bunları görürüm ve evvel gördüğümün bir tânesini bir daha görmem dedi. Onlardan birine, ikisi birden: "Sen ne zaman halk olundun" diye sordular. O da: "Bilmiyorum. Ancak Cenab-ı Hak her dörtyüz bin senede bir yıldız halk eder. Ben yaratıldığımdan beri de dörtyüz bin yıldız halk etti" diye cevap verdi. Melâikenin kesretini ve kudret-i ezeliyenin vüs'at-ı tecelliyatını anlamalı... E.T.) |
| SEMA': | İşitmek, kulakla dinlemek. Mevlevilerin zikir esnasındaki dönüşleri. |
| SEMA': | Yağlı yemek yedirmek. Baş yarmak. Ekmeği terid etmek. Sakalı boyamak. |
| SEMAAN: | (Semaen) İşiterek, dinleyerek, dinlemek suretiyle. |
| SEMAAT: | Dinlemek, kulak vermek. |
| SEMACET: | Kötü görünüş, çirkinlik. Söz çirkinliği. Kabahat. |
| SEMACET-İ İBTİDA: | Sözün başlangıcındaki çirkinlik. |
| SEMAD: | Davar tersi. Gül. |
| SEMADİR: | Sarhoşluk vaktinde veya uyku geldiğinde göze ârız olan zayıflık. |
| SEMAEN: | İşiterek, duyarak. |
| SEMAHAT: | Cömertlik. İyilik severlik. El açıklığı. |
| SEMAHİC: | Deniz içinde bir alanın adı. |
| SEMAÎ: | İşitmekle öğrenilen. İşitmeğe dair ve müteallik. Gr: Bir kaideye bağlı olmayan, işitilmekle öğrenilen. |
| SEMAÎ MÜENNES: | Bir kaideye bağlı olarak müennes işareti olmayıp kelimenin aslında müenneslik var gibi kabul edilen ve işitilmekle öğrenilen müennes kelime. (Bak: Müennes-i semaî) |
| SEMAKİL: | "Somak" ve "tadım" denilen ekşi taneler. |
| SEMALE: | (C.: Simâl) Kap veya havuz dibinde olan artık. Tereyağı. Araptan bir kabile. |
| SEMA'MA': | Küçük başlı. Yular. |
| SEMAME: | (C.: Semâm) Bir nevi kuş. Sür'atle yürüyen dişi deve. |
| SEMAN: | Sekiz. |
| SEMAN-AŞER: | Onsekiz. |
| SEMANE: | f. Tavan. Bıldırcın. |
| SEMANET: | Semizlik, yağlılık, besililik. |
| SEMANÎN: | Seksen. 80 |
| SEMANİYE: | Sekiz. 8 |
| SEMANÛN: | Seksen. 80 |
| SEMAPARE: | f. Gök parçası. |
| SEMAR: | Meyva, yemiş. |
| SEMAR: | Duru süt. |
| SEMARUG: | Başı yumru yumurta gibi olan mantar. |
| SEMASİRE: | (Simsar. C.) Simsarlar, komisyoncular, tellâllar. |
| SEMAVAT: | (Sema. C.) Gökler, semalar. |
| SEMAVE: | Örtü. Şam yolunda bir bâdiyenin adı. |
| SEMAVÎ: | Gökle alâkalı, semaya dair ve müteallik. İnsan eseri olmayan, vahiyle gelmiş bulunan. |
| SEMAVİYYÂT: | Semavî olan şeyler. |
| SEMAN-AŞER: | Onsekiz. |
| İçerisinde 'SEMA' geçenler | |
| AFAT-I SEMAVİYE: | Semavi âfetler. Allah tarafından insanları ikaz ve ceza için verilen belâ ve musibetler. |
| ALÂİM-İ SEMÂ: | (Alâim-üs semâ) Al yeşil kuşak. (Bak: Kavs-ı kuzah) |
| AVARIZ-I SEMAVİYE: | Delilik, küçüklük, bunaklık, ölüm gibi kesbî ve ihtiyarî olmaksızın insana ârız olan şeyler. |
| BEYN-ES SEMÂ VE-L ARZ: | Yer ile gök arasında. Arz ile sema arasında. |
| CEVV-İ SEMÂ: | Gökyüzü. Gök boşluğu. Fezâ. (Cevv-i âsuman da denir.) |
| DEVLETLÜ SEMÂHATLÜ: | Zamanında Şeyh-ül İslâmlara verilen bir ünvan. |
| DUHSEMAN: | Kara yağız, iri vücutlu adam. |
| DÜRER-İ SEMAVÎ: | Aslı vahiy ile gelen, parlak hakikatlı mânalar. Semâvi inciler. |
| EBVÂB-I SEMÂ: | Semâ kapıları, gök kapıları.(78. surenin 18. ve 19. âyetlerinin tefsirinden bir kısmıdır:"O fasl günü o gündür ki, sura üfürülür. Yani sur üfürülünce siz ölüler uykudan uyanır gibi uyanır kalkarsınız da, (sure: 17, âyet: 71 mantukunca) her ümmet imamıyla çağırılarak derhal alay alay, ümmet ümmet, cemaat cemaat mahşere gelirsiniz ve o sırada, semâ açılmıştır. Nizâm-ı âlem değişmiş; bugün kapalı, sağlam bir bina olan semâ fethedilmiş; (sure : 69, âyet: 16 mazmununca inşikak edip yer yer açılmıştır da hep kapılar olmuştur. Her tarafı kapılardan ibaret gibi küşâd edilmiştir." E.T.)(7. surenin 40. âyetinin meâlinden bir parça: "Şüphe yok o kimselere ki, küfre düştüler ve bizim vâzıh âyetlerimizi tekzib ettiler, onların birer âyet-i İlâhiye olduğunu kabul etmediler ve onlara karşı tekebbürde bulundular, onlara imandan ve muktezasıyla amel etmekten kaçındılar. Onlar için gök kapıları açılmaz, onların duaları, amelleri kabul edilmez veya onların ruhları oralara yükselemez. Ve deve, iğnenin deliğine girinceye kadar; öyle büyük bir cisim, o kadar dar bir yere girinceye kadar; öyle mümkün olmayan bir hâdisenin vukuuna değin, yani hiçbir zaman cennete giremiyeceklerdir. Onların Cennet'e girmeleri, böyle vukuu muhâl birşeye muallaktır, onlar ebediyyen Cehennem'de muazzeb olup duracaklardır." Ömer Nasuhi Bilmen) |
| ECRAM-I SEMAVİYE: | Gök cisimleri, yıldızlar. |
| EDYAN-I SEMAVİYE: | Allah tarafından gönderilmiş hak dinler. |
| FÂTIR-ÜS SEMÂVÂT: | Gökleri yaratan, Allah. |
| HACER-İ SEMAVÎ: | Gökten düşen taş. * Gök taşı. |
| HUSEMA': | (Hasım. C.) Muhalifler, karşı taraflar, hasımlar. * Adüvler, düşmanlar. |
| KASEMÂT: | Ahdler, yeminler. |
| KASEMÂT-I KUR'ANİYE: | Kur'andaki ahitler, yeminler. |
| KÜTÜB-Ü MENSUHA-İ SEMAVİYYE: | İslâma ve bütün beşeriyyete gönderilen Kur'an-ı Kerim'den evvel eski peygamberlere gelen -Tevrat, İncil, Zebur- namlarındaki şimdi hükmü kalkmış olan mukaddes kitablar. |
| KÜTÜB-Ü SEMÂVİYYE: | Mukaddes kitaplar. Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an. |
| MÜCESSEMAT: | (Mücesseme. C.) (Cisim. den) Katı nesneler, cisimler.* Geometrik cisimler. Üç boyutlu geometri cisimleri. |
| MÜENNES-İ SEMAÎ: | Gr: Kelimenin kendisinde müenneslik edatı olmadığı halde, müennes sayılan ve öyle kullanılagelen kelime. Yed, şems... gibi. |
| NEHR-ÜS SEMA: | Samanyolu. Kehkeşan. |
| SEB'A SEMAVAT: | Yedi kat gökler.(Üçüncü Mes'ele: kelimesi hakkındadır.Ey arkadaş! Semavatın dokuz tabakadan ibaret olduğu, eski hikmetin hurafelerinden biridir. Onların o hurafe-vâri fikirleri, efkâr-ı âmmeyi istilâ etmişti. Hattâ bazı müfessirler, bazı âyetlerin zâhirini onların mezheblerine meylettirmişlerdir. Hikmet-i cedide ise, feza denilen şu boşlukta yalnız yıldızların muallâk bir vaziyette durmakta olduklarına kaildir. Bunların mezhebinden semavatın inkârı çıkıyor. Ve bu iki hikmetin birisi ifrata varmışsa da, ötekisi tefritte kalmıştır. Şeriat ise, Cenab-ı Hakk'ın yedi tabakadan ibaret semavatı halketmiş olduğuna hâkimdir ve yıldızların da balık gibi o semalar denizlerinde yüzmekte olduklarına kaildir. Hadis ise, semanın $ den ibaret bulunduğunu emrediyor. Şu hak olan mezhebin, "Altı Mukaddeme" ile tahkikatını yapacağız.Birinci mukaddeme: Şu geniş boşluğun Esir ile dolu olduğu, fennen ve hikmeten sâbittir.İkinci Mukaddeme : Ecram-ı ulviyenin kanunlarını rabteden ve ziya ve hararetin emsalini neşr ve nakleden fezayı doldurmuş bir madde mevcuddur.Üçüncü Mukaddeme: Madde-i Esiriyenin, yine Esir olarak kalmak şartiyle, sâir maddeler gibi muhtelif teşekkülâtı ve ayrı ayrı nevi'leri vardır. Buhar ile su ve buzun teşekkülâtları gibi.Dördüncü Mukaddeme: Ecram-ı ulviyeye dikkat edilirse, tabakaları arasında muhalefet görünür. Evet, yeni teşekküle ve in'ikada başlamış milyarlarca yıldızlardan ibaret Kehkeşan ile anılan tabaka-i Esiriye, sabit yıldızların tabakasına muhaliftir. Bu da, manzume-i şemsiyenin tabakasına ve hâkeza yedi tabakaya kadar birbirine muhalif tabakalar vardır.Beşinci Mukaddeme: Araştırmalar neticesinde sâbit olmuştur ki: Bir maddede teşkil, tanzim, tesviyeler vâki olursa, birbirine muhalif tabakalar husule gelir. Bir mâdenden kül, kömür, elmas meydana gelir; ateşden alev, duman husule gelir. Müvellidülmâ' ile Müvellidülhumuzanın imtizacından su, buz, buhar tevellüd eder.Altıncı Mukaddeme: Şu müteaddid emarelerden anlaşıldı ki; semavat müteaddittir; şeriat sahibi de, yedidir demiştir; öyle ise yedidir. Maahaza yedi, yetmiş, yediyüz sayıları arab üslublarında kesret için kullanılır.Arkadaş! Pek geniş bulunan Kur'an-ı Kerimin hitablarına, mânalarına, işaretlerine dikkat edilmekle bir âmiden tut bir veliye kadar bütün tabakat-ı nâsa ve umum efkâr-ı âmmeye olan müraatları, okşamaları fevkalâde hayrete, taaccübe mucibdir.Meselâ: $ kelimesinden bazı insanlar havâ-i nesimiyyenin tabakalarını fehmetmiştir; öbür bazı da, arzımız ile arkadaşları olan hayattar küreleri ihata eden nesimî küreleri fehmetmiştir; bir kısım da seyyarât-ı seb'ayı fehmetmiştir; bir kısmı da, manzume-i şemsiye içinde Esirin yedi tabakasını fehmetmiştir; bir kısım da, şu bildiğimiz manzume-i şemsiye ile beraber altı tane daha manzume-i şemsiyeyi fehmetmiştir; bir kısım da Esirin teşekkülâtı yedi tabakaya inkısam ettiğini fehmetmiştir.Hülâsa : Herbir kısım insanlar, istidatlarına göre feyz-i Kur'an'dan hisselerini almışlardır. Evet Kur'an-ı Kerim, bütün şu mefhumlara şâmildir diyebiliriz. İ.İ.) |
| SEMA': | İşitmek, kulakla dinlemek. * Mevlevilerin zikir esnasındaki dönüşleri. |
| SEMA': | Yağlı yemek yedirmek. * Baş yarmak. * Ekmeği terid etmek. * Sakalı boyamak. |
| SEMAAN: | (Semaen) İşiterek, dinleyerek, dinlemek suretiyle. |
| SEMAAT: | Dinlemek, kulak vermek. |
| SEMACET: | Kötü görünüş, çirkinlik. * Söz çirkinliği. * Kabahat. |
| SEMACET-İ İBTİDA: | Sözün başlangıcındaki çirkinlik. |
| SEMAD: | Davar tersi. * Gül. |
| SEMADİR: | Sarhoşluk vaktinde veya uyku geldiğinde göze ârız olan zayıflık. |
| SEMAEN: | İşiterek, duyarak. |
| SEMAHAT: | Cömertlik. İyilik severlik. El açıklığı. |
| SEMAHİC: | Deniz içinde bir alanın adı. |
| SEMAÎ: | İşitmekle öğrenilen. İşitmeğe dair ve müteallik. * Gr: Bir kaideye bağlı olmayan, işitilmekle öğrenilen. |
| SEMAÎ MÜENNES: | Bir kaideye bağlı olarak müennes işareti olmayıp kelimenin aslında müenneslik var gibi kabul edilen ve işitilmekle öğrenilen müennes kelime. (Bak: Müennes-i semaî) |
| SEMAKİL: | "Somak" ve "tadım" denilen ekşi taneler. |
| SEMALE: | (C.: Simâl) Kap veya havuz dibinde olan artık. * Tereyağı. *Araptan bir kabile. |
| SEMA'MA': | Küçük başlı. * Yular. |
| SEMAME: | (C.: Semâm) Bir nevi kuş. * Sür'atle yürüyen dişi deve. |
| SEMAN: | Sekiz. |
| SEMAN-AŞER: | Onsekiz. |
| SEMANE: | f. Tavan. * Bıldırcın. |
| SEMANET: | Semizlik, yağlılık, besililik. |
| SEMANÎN: | Seksen. 80 |
| SEMANİYE: | Sekiz. 8 |
| SEMANÛN: | Seksen. 80 |
| SEMAPARE: | f. Gök parçası. |
| SEMAR: | Meyva, yemiş. |
| SEMAR: | Duru süt. |
| SEMARUG: | Başı yumru yumurta gibi olan mantar. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| SEMA' : | İşitmek, kulakla dinlemek. * Mevlevilerin zikir esnasındaki dönüşleri. |
| SEM' : | İşitmek. Kulak ile dinlemek. * Kurdun sırtlandan olan eniği. |
| SEYF-İ BETTÂR : | Çok keskin kılıç. |