Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
SERE: Başparmağın ucundan şehadet parmağının ucuna kadar germek suretiyle hâsıl olan uzunluk ölçüsü. Karıştan küçüktür ve dört sere bir arşın sayılırdı.
SERE: Suyun çok olması.
Devenin meme deliğinin geniş olması.
SEREB: (C.: Esrâb) Yer altında olan ev.
Kırbadan akan su.
Ot.
SERED: Dudağın yarılması.
SEREF: Boş yere ve lüzumsuz harcamak, israf etmek.
Hatâ etmek.
Âdet, haslet iyi huy.
SEREKA: İpeğin gayet iyisi.
Beyaz ipek.
(Sârik. C.) Hırsızlar.
SEREM: Dişin, ağızda kökünden kırılması.
SERENCAM: f. Başa gelen, baştan geçen ibretli hadise.
Bir işin sonu.
Vak'a.
SERENDÎ: Katı, şiddetli, şedid. (Müe: Serendât)
SERENDİB: (Hintçe) Hindistan'ın güneyindeki Seylân adasının ismi.
SERER: (C.: Esirre) Ayın son gecesi.
Ebenin doğan çocuğun göbeğinden kestiği parça.
Mantar üstünde olan kabuk, balçık, toprak (Bu mânâya C.: Esrâr ve C: Esârir).
SERES: Zayıf endamlı.
SERETAN: Tıb: Kanser hastalığı.
Yutmak.
Yengeç.
Cevza Burcu ile Esed Burcu arasındaki burcun ismi. (Rumi 9 Haziran'da başlar)
SEREYAN: Yayılma, dağılma.
Geçme, sirayet.
SEREYAN-I SERİA: Sür'atle yayılan, çabuk neşrolan.
İçerisinde 'SERE' geçenler
ASERE: Kanat teleklerinden evvel, ucunda olan beyaz telekler.
BAHSERE: Dağıtma. * Gizli bir şeyi aşikâr yapma, meydana çıkarma. * Kesilerek tane tane olma.
BA'SERET: Dikkatle teftiş etme. * Keşif ve istihrac etme. * Perâkende edip dağıtma. * İnkılâb. Karıştırma. Bulandırma. * Meydana çıkma. * Kirli leke.
BESERE-İ HABİSE: Çıktığı yeri kangren eden ve adına da kara kabarcık denen öldürücü bir hastalık.
DA'SERE: Yıkmak.
DEVSERE: Büyük, semiz, kuvvetli deve.
HAVSERE: Araptan bir kabile.
KA'SERE (KA'SERÂ): Yoğun, sağlam, kalın, katı.
KEMSERE: Cem'olmak, toplanmak. * Bazısı bazısına girmek. * Yab yab yürümek.
MA'SERE: (Ma'seret) Zorluk, güçlük.
ME'SERE: (Meâsir) Eskiden kalma güzel eser. * Cömertlik. * Güzel hareket ve fiil.
MEYSERE: (C.: Meyâsir) Ordunun sol cenâhı. Sol cenâh. * Zenginlik, servet.
MİHSERE: Süpürge.
MİYSERE: (C: Mevâsir) Eyer yastığı. * Eyer altına koydukları keçe. * Çul içine koyulan keçe. * Yatacak döşek, yatak.
MUASERE: Fakirlik. * Zorluk, güçlük.
MÜCASERE(T): Cesaret, gayret göstermek. Cür'et ve ikdam eylemek.
MÜFASERE: Beyan edişmek.
MÜNASERE: Saçmak.
MÜYASERE: Yardımlaşmak, muâvenet.
NASERE: f. Ayarı bozuk para.
SEMSERE: Bir kimsenin elbise ve kumaşını satıvermek.
SEREB: (C.: Esrâb) Yer altında olan ev. * Kırbadan akan su. * Ot.
SERED: Dudağın yarılması.
SEREF: Boş yere ve lüzumsuz harcamak, israf etmek. * Hatâ etmek. * Âdet, haslet iyi huy.
SEREKA: İpeğin gayet iyisi. * Beyaz ipek. * (Sârik. C.) Hırsızlar.
SEREM: Dişin, ağızda kökünden kırılması.
SERENCAM: f. Başa gelen, baştan geçen ibretli hadise. * Bir işin sonu. * Vak'a.
SERENDÎ: Katı, şiddetli, şedid. (Müe: Serendât)
SERENDİB: (Hintçe) Hindistan'ın güneyindeki Seylân adasının ismi.
SERER: (C.: Esirre) Ayın son gecesi. * Ebenin doğan çocuğun göbeğinden kestiği parça. * Mantar üstünde olan kabuk, balçık, toprak (Bu mânâya C.: Esrâr ve C: Esârir).
SERES: Zayıf endamlı.
SERETAN: Tıb: Kanser hastalığı. * Yutmak. * Yengeç. * Cevza Burcu ile Esed Burcu arasındaki burcun ismi. (Rumi 9 Haziran'da başlar)
SEREYAN: Yayılma, dağılma. * Geçme, sirayet.
SEREYAN-I SERİA: Sür'atle yayılan, çabuk neşrolan.
SERSERE: Bir kimse konuşurken söz katmak.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
SEREB : (C.: Esrâb) Yer altında olan ev. * Kırbadan akan su. * Ot.
SER : f. Baş. Tepe. Uç. Nihayet. Zirve. Gaye. * Baş, başkan, reis.
SEYF-İ BETTÂR : Çok keskin kılıç.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...