Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
SILA: Kavuşmak, ulaşmak, vuslat.
Âşıkın mâşukuna kavuşması.
Doğduğu yeri, hısım akrabayı gidip görme.
Bahşiş, hediye.
Gr: Cümlenin içinde ism-i mensub bulunmasıyla, dahil olduğu cümlenin evvelce mâlum olması iktiza eder. İçinde bulunduğu cümleyi sonradan gelen cümleye bağlamaya yarayan (edip, ederek, ederken) gibi fiil şekli rabt sigası.
SILA-İ RAHİM: Hısım akrabayı ve mü'minleri ziyaret etme, onlarla görüşme ve mektuplaşma; alâkayı devam ettirme.
Akrabanın kusurlarını affetme.
SILA': Kebap.
Isınmak için yakılan ateş.
SILAH: "Musâlaha" mânâsına mastar.
SILAL: Yaş ot.
SILAME: (C.: Sılâmât) Bölük, cemaat, topluluk, fırka.
SILAT: (Sıla. C.) Sılalar.
Bahşişler, armağanlar, hediyeler.
SİLA': Arınmış, temizlenmiş nesne.
SİLAB: (C.: Sülüb) Kara mâtem donu.
SİLAHDAR: Tar: Sarayın ileri gelen erkânından birinin ünvanıdır. "Silahdar-ı şehriyarî" de denilirse de mâruf olan "Silahdar Ağa"dır.
SİLAHENDAZ: Silah atan.
Tüfekli piyade neferi, harp gemilerinde gemicilik ile mükellef olmayıp silah taşıyan bahriye askerleri.
SİLAHHANE: f. Askerî depo. Silahların saklandığı yer.
SİLAHŞÖR: Silahları karıştırıcı, silahlarla oynayıp uğraşıcı.
Eski zamanda bir sınıf silahlı asker, hususiyle muhtelif silahları kullanmakta fevkalâde meleke ve maharet ile mümtaz olup, maiyyette istihdam olunanlara verilen addı. Yeniçeri Ocağı zâbitlerinin bir takımı hakkında da kullanılır bir tabirdi. Padişahın maiyyetinde muhafız olarak kullanılanlara da bu ad verilirdi.
SİLAL: (Selle. C.) Sepetler, seleler.
SİLAK: Diş dibinde olan kabarcıklar.
Belâgatla okuyan hatip.
SİLAM: Hamd, şükür.
Taş.
Su.
SİLAN: Sapına girmiş olan kılıç ve bıçak ucu.
İçerisinde 'SILA' geçenler
ASİLÂNE: f. Asil olanlara yakışır şekilde. Asil ve neseb sahibine lâyık.
İNSİLAB: (Selb. den) Kaldırılma, selb olunma, giderilme. Kalmama. Mahvedilme. Soyulma, soyulmuş olma.
İNSİLAH: Silâhlanma. Silâh ile techiz olma.
İNSİLAH: Soyulma. Derisi yüzülme. Sıyrılıp çıkma. * Ayın sonu gelme.
İNSİLAK: (Silk. den) Yola girme, süluk etme, yol tutma.
İNSİLAL: Bir yere toplanma, üşüşme, hücum etme.
İNSİLAL: Gizlice savuma, sıvışma, sıyrılma.
MÜTEKÂSİLÂNE: f. Tembelce hareket ederek, üşengeçlik ve uyuşuklukla davranarak.
SİLA': Arınmış, temizlenmiş nesne.
SİLAB: (C.: Sülüb) Kara mâtem donu.
SİLAHDAR: Tar: Sarayın ileri gelen erkânından birinin ünvanıdır. "Silahdar-ı şehriyarî" de denilirse de mâruf olan "Silahdar Ağa"dır.
SİLAHENDAZ: Silah atan. * Tüfekli piyade neferi, harp gemilerinde gemicilik ile mükellef olmayıp silah taşıyan bahriye askerleri.
SİLAHHANE: f. Askerî depo. Silahların saklandığı yer.
SİLAHŞÖR: Silahları karıştırıcı, silahlarla oynayıp uğraşıcı. * Eski zamanda bir sınıf silahlı asker, hususiyle muhtelif silahları kullanmakta fevkalâde meleke ve maharet ile mümtaz olup, maiyyette istihdam olunanlara verilen addı. Yeniçeri Ocağı zâbitlerinin bir takımı hakkında da kullanılır bir tabirdi. Padişahın maiyyetinde muhafız olarak kullanılanlara da bu ad verilirdi.
SİLAL: (Selle. C.) Sepetler, seleler.
SİLAK: Diş dibinde olan kabarcıklar. * Belâgatla okuyan hatip.
SİLAM: Hamd, şükür. * Taş. * Su.
SİLAN: Sapına girmiş olan kılıç ve bıçak ucu.
ŞÂKİ-İ SİLÂH: Harp âletleri keskin ve hazır olan kimse.
TAFSİLÂT: (Tafsil. C.) Açıklamalar, izahlar.
TAHSİLÂT: Devlet gelirlerinin toplanması.
TEMSİLÂT: (Temsil. C.) Temsiller, örnekler.
TEŞHİR-İ SİLÂH: Silâh çekme.
TEŞHİR-İ SİLÂH: Silâh çekme.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
SİLA' : Arınmış, temizlenmiş nesne.
SİL' : (c.: Eslâ) Dağ yarığı.
Sİ : f. Otuz.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...