Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| SUK: | Çarşı, pazar. Alım satım yeri. |
| SUK': | Taraf, yön. Nahiye. |
| SUKA: | Çarşı adamı, esnaf. |
| SUKA': | Horoz sesi, horoz ötüşü. |
| SUK'A: | Başın ortasındaki beyazlık. |
| SUKAB: | (Sukbe. C.) Delikler. |
| SUKATA: | Kırıntı, döküntü, artık. |
| SUKATAÇİN: | f. Kırıntı, döküntü toplayan. Artık toplayan. |
| SUKATAHÂR: | f. Kırıntı, artık yiyen. |
| SUKAYBE: | Küçük delik, delikçik. |
| SUKB: | (C.: Sükub) Delmek. Yırtmak. |
| SUKBE: | (C.: Sukub - Sukab - Sukabât) Delik. |
| SUKÎ: | Çarşı ve pazarla alâkalı. Çarşılı, pazarlı. |
| SUKL(E): | Böğür. Taraf, yön. |
| SUKM (SEKAM): | (C.: Eskâm) Zahmet, meşakkat. Hastalık, maraz. |
| SUKUB: | (Sukbe. C.) Delikler. |
| SUKUB: | (Sakb ve Sukb. C.) Delmeler veya delinmeler. Bir tarafdan diğer tarafa kadar açık olan delikler. |
| SUKUF: | (Sakf. C.) Tavanlar, ev örtüleri. Uzun ve sarkık şeyler. Semavat. |
| SUKUF-U BÜYUT: | Evlerin damları. |
| SUKUK: | şeriat mahkemesince verilen ilâmlar ve onda geçen tabirler. |
| SUKUT: | Düşme. Yukardan aşağıya birden iniverme. Değerini kaybetme. Bozulma. Devrilme. Mahvolma. Ahlâk bakımından alçalma. Büyük bir vazifeden ayrılma. Sarkma. Çocuğun eksik veya ölü olarak doğması. |
| SUKUT-I HAKK: | Hakkın sukutu. Hakkın kaybolması. |
| SUKUT-I MUSAMMEM: | Düşmesi kararlaştırılmış. İktidardan düşürmek için hakkında karar alınmış. |
| SUKUT-U MUTLAK: | Mânen iyice tefessüh etme, iyi hasletlerin tamamen kaybolması. |
| SUKUTİYE: | Paraşüt. |
| SUKVE: | Toprak kap. |
| SUKYA: | (Saky. den) Sulamak. |
| İçerisinde 'SUK' geçenler | |
| BÜSUK: | Bir kimsenin, akranına üstün olması. * Ağacın uzaması. * Uzunluk. |
| CAHSUK: | f. Orak. |
| EHL-İ SÛK: | f. Çarşı halkı, esnaf. |
| ESUK: | Deli koyun. |
| FÜSUK: | (Fısk. dan) Yalancılık. Doğruluk ve itatten ayrılmak. Sıdk u taatten huruc. |
| GASUK: | Karanlık olmak. |
| İBRAHİM DESUKÎ: | Büyük âlim ve mutasavvıflardan olup büyük makam sâhibi bir zâtdır. Pek meşhur ve çok güzel sözleri ve mev'izaları vardır. 676 tarihinde 43 yaşında Şam'da vefat etmiştir. (K.S.) |
| İSTİHBARAT-I MEVSUKA: | Sağlam ve inanılır doğru haberler. |
| KEMAL-İ VÜSUK: | Tam bir itimad ve inanç. |
| LÜSUK: | Yapışma, bitişik olma. Yapışıp tutma. * Ulaşma, vâsıl olma, erişme. |
| MEBDE-İ SUKUT: | Sukutun başlangıcı. Düşüşün mebdei. |
| MELSUK: | Yapıştırılmış. Bitiştirilmiş. |
| MENSUK: | (Nesk. den) Düzgün olarak dizilmiş olan. |
| MESUK: | (Sevk. den) Sevkolunan. İleri sürülen, yollanan. Gönderilen. |
| MESUK-U LEHU-L-KELÂM: | Kelâmın söyleniş gayesi, garazı ve maksadı. |
| MESUK-UN LEH: | Bir mânaya sevk olan, mânaya göre söylenen söz. Asıl mevzu (siyaka doğru) ve maksad için söylenen söz. |
| MEVSUK: | Kendisine inanılır olan. Şâyân-ı itimad olan. * Sağlam. * Vesikalı. Delile dayanan hakikat. |
| MEVSUK-UL KELİM: | Sözlerine inanılır. Söylediği şeylere itimad edip güvenilir. |
| MEVSUKAN: | Sağlam, delile dayanır, itimad edilir şekilde. |
| MEVSUKİYET: | Sağlamlık, gerçeklik. İnanılır hâl. |
| SUK': | Taraf, yön. * Nahiye. |
| SUKA: | Çarşı adamı, esnaf. |
| SUKA': | Horoz sesi, horoz ötüşü. |
| SUK'A: | Başın ortasındaki beyazlık. |
| SUKAB: | (Sukbe. C.) Delikler. |
| SUKATA: | Kırıntı, döküntü, artık. |
| SUKATAÇİN: | f. Kırıntı, döküntü toplayan. Artık toplayan. |
| SUKATAHÂR: | f. Kırıntı, artık yiyen. |
| SUKAYBE: | Küçük delik, delikçik. |
| SUKB: | (C.: Sükub) Delmek. * Yırtmak. |
| SUKBE: | (C.: Sukub - Sukab - Sukabât) Delik. |
| SUKÎ: | Çarşı ve pazarla alâkalı. * Çarşılı, pazarlı. |
| SUKL(E): | Böğür. * Taraf, yön. |
| SUKM (SEKAM): | (C.: Eskâm) Zahmet, meşakkat. Hastalık, maraz. |
| SUKUB: | (Sukbe. C.) Delikler. |
| SUKUB: | (Sakb ve Sukb. C.) Delmeler veya delinmeler. * Bir tarafdan diğer tarafa kadar açık olan delikler. |
| SUKUF: | (Sakf. C.) Tavanlar, ev örtüleri. * Uzun ve sarkık şeyler. * Semavat. |
| SUKUF-U BÜYUT: | Evlerin damları. |
| SUKUK: | şeriat mahkemesince verilen ilâmlar ve onda geçen tabirler. |
| SUKUT: | Düşme. Yukardan aşağıya birden iniverme. * Değerini kaybetme. Bozulma. * Devrilme. * Mahvolma. * Ahlâk bakımından alçalma. * Büyük bir vazifeden ayrılma. * Sarkma. * Çocuğun eksik veya ölü olarak doğması. |
| SUKUT-I HAKK: | Hakkın sukutu. Hakkın kaybolması. |
| SUKUT-I MUSAMMEM: | Düşmesi kararlaştırılmış. İktidardan düşürmek için hakkında karar alınmış. |
| SUKUT-U MUTLAK: | Mânen iyice tefessüh etme, iyi hasletlerin tamamen kaybolması. |
| SUKUTİYE: | Paraşüt. |
| SUKVE: | Toprak kap. |
| SUKYA: | (Saky. den) Sulamak. |
| TELASUK: | (Lüsuk. dan) Bitişme, yapışma. Birbirine bitişik olma. |
| TENASSUK: | Nizâmına koyma, tertib etme, düzenleme. |
| TENASUK: | Nizam üzere dizilme. |
| TEVASUK: | (Vusuk. dan) Birbiriyle andlaşma. Birbirine güvenip itimad ederek andlaşma. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| SUK' : | Taraf, yön. * Nahiye. |
| SURET-ÜL İNFİTAR : | Kur'an-ı Kerim'de seksenikinci Sure olup Mekkidir. |