Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
SUM: Sarımsak.
SUM': Pervane denilen kelebek.
SUM'A: İhlâssızlıktan çıkan, işitilsin ve bilinsin için yapılan iş, gizli riyakârlık.
SUMARİ: Dübür.
SUMAT (SUMT): Susmak, sükut etmek.
SUME: Koyuna yapılan işaret ve nişan.
SUMLUH: Kulak kiri.
SUMM: İşitmez olanlar, sağır olanlar. Duymayanlar.
SUMMAKİ: Gayet sert, değerli ve parlak olan bir taş.
SUMNAT: f. Kilise, puthane.
SUMSUM: Çok katı olan.
SUMUG: (Samg. C.) Zamklar.
SUMUL: Sertlik, kuruluk, katılık.
SUMUT: Susma, sükut.
Somurtma.
İçerisinde 'SUM' geçenler
ÂMÂL-İ MA'SUMÂNE: Masumcasına emeller, arzular.
ASUM: Geçim derdi için çok çalışan kimse.
ASUM: Obur, açgözlü, arsız.
ASUMAN: f. Gökyüzü. Semâ. * Felek.
ASUMANÎ: Beşerî olmayan. Semavî olan. Göğe âit ve müteallik.
AYSUM: Filin dişisi. * Sırtlan. * Büyük deve. * Süsen çiçeği.
CASÛM: Korkulu rü'ya, kâbus.
CÜRSUM: (C: Cerâsim) Her nesnenin aslı.
CÜRSUME: (Cürsâm) Kök, asıl, temel. Bir tohumun özü. İlk hücrelik. * Gırtlak kapağı. * Karınca yuvası.
CÜRSUME-İ DIRAHT: Ağacın kökü.
CÜSUM: (Cisim. C.) Cisimler. Ecsam.
CÜSUM: Kuşun, uyuması vaktinde göğsünü yere koyup çömelmesi. Çömelip oturmak. * Uykuda gelen ağırlık. Kâbus. * Oturmak.
DÜSUM: (Desem. C.) Yağlar.
ESUM: Çok yalancı, iftiracı, kabahatli ve günahkâr olan adam.
HUSUM: (Hasim. C.) Uğursuzluk. * İdman. Birbiri ardınca devam üzere olmak. * Bir şeyi kökünden kesip dağlayanlar. * Fırtına.
HUSUM: (Hasım. C.) Hasımlar, düşmanlar.
HUSUMET: Düşmanlık. Hasımlık. Kincilik. Zıddiyet. Çekişmek. Dâvacı olmak.
KAYSUM: Marsama denilen ot.
KEYSUM: Çok miktar olan kuru ot.
KÜLSUM: Yuvarlak yüzlü. * Yanağı ve yüzü etli olan.KÜLTÜR : Fr. Her türlü fikir, san'at ve âdet varlıklarının hepsi. * Bir kimsenin umumi bilgi seviyesi. * Terbiye. * Ziraat. * Tıb: Tecrübe veya ilâç yapmak için mikrop besleme ve çoğaltma.
MAKSUM: Taksim edilmiş, ayrılmış, bölünmüş. * Kısmet, nasib.
MA'SUM: Günahsız, suçsuz.
MA'SUMÂNE: Günahsızcasına, suçsuz olarak.
MA'SUME: Suçsuz kadın veya kız.
MA'SUMİYET: Ma'sumluk, kabahatsizlik, suçsuzluk.
MERSUM: (Resm. den) Yazılmış, çizilmiş. Alâmetli, işaretli. * An'ane, gelenek, örf ü âdât. * Adı ve bahsi geçmiş. Bahsedilmiş.
ME'SUM: Günahlı, suçlu, maznun.
MEVSUM: (Vesm. den) İşaretlenmiş, damgalanmış, nişanlanmış. * Ad verilmiş, isimlendirilmiş.
MEVSUME: Tamamen baştan aşağı süslü zırh. * Bahar yağmuru ile ıslanmış toprak.
RÜSUM: Resimler, şekiller. Âdetler. Vergiler, gümrükler, gümrük vergisi. * Merasim, usûl.
RÜSUMAT: (Rüsüm. C.) Gümrük idâresi.
SUM': Pervane denilen kelebek.
SUM'A: İhlâssızlıktan çıkan, işitilsin ve bilinsin için yapılan iş, gizli riyakârlık.
SUMARİ: Dübür.
SUMAT (SUMT): Susmak, sükut etmek.
SUME: Koyuna yapılan işaret ve nişan.
SUMLUH: Kulak kiri.
SUMM: İşitmez olanlar, sağır olanlar. Duymayanlar.
SUMMAKİ: Gayet sert, değerli ve parlak olan bir taş.
SUMNAT: f. Kilise, puthane.
SUMSUM: Çok katı olan.
SUMUG: (Samg. C.) Zamklar.
SUMUL: Sertlik, kuruluk, katılık.
SUMUT: Susma, sükut. * Somurtma.
TEFASSUM: Kırılma. Kesilme.
UKSUME: (C.: Ekasim) Nasib, kısmet. Hisse, pay.
ULEMA-İ RÜSUM: Resmî, merasim âlimleri. Kendileri resmen âlim bilinen fakat hakiki âlim olmayan kimseler. (Zâhirî ulema da denir.)
ÜKSUM: Çimenlik yer. Çayırı bol ve güzel olan bahçe.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
SUM' : Pervane denilen kelebek.
SURET-ÜL İNFİTAR : Kur'an-ı Kerim'de seksenikinci Sure olup Mekkidir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...