| Kelime | Anlam |
|---|
| SUM: | Sarımsak. |
| SUM': | Pervane denilen kelebek. |
| SUM'A: | İhlâssızlıktan çıkan, işitilsin ve bilinsin için yapılan iş, gizli riyakârlık. |
| SUMARİ: | Dübür. |
| SUMAT (SUMT): | Susmak, sükut etmek. |
| SUME: | Koyuna yapılan işaret ve nişan. |
| SUMLUH: | Kulak kiri. |
| SUMM: | İşitmez olanlar, sağır olanlar. Duymayanlar. |
| SUMMAKİ: | Gayet sert, değerli ve parlak olan bir taş. |
| SUMNAT: | f. Kilise, puthane. |
| SUMSUM: | Çok katı olan. |
| SUMUG: | (Samg. C.) Zamklar. |
| SUMUL: | Sertlik, kuruluk, katılık. |
| SUMUT: | Susma, sükut. Somurtma. |
| İçerisinde 'SUM' geçenler |
|---|
| ÂMÂL-İ MA'SUMÂNE: | Masumcasına emeller, arzular. |
| ASUM: | Geçim derdi için çok çalışan kimse. |
| ASUM: | Obur, açgözlü, arsız. |
| ASUMAN: | f. Gökyüzü. Semâ. * Felek. |
| ASUMANÎ: | Beşerî olmayan. Semavî olan. Göğe âit ve müteallik. |
| AYSUM: | Filin dişisi. * Sırtlan. * Büyük deve. * Süsen çiçeği. |
| CASÛM: | Korkulu rü'ya, kâbus. |
| CÜRSUM: | (C: Cerâsim) Her nesnenin aslı. |
| CÜRSUME: | (Cürsâm) Kök, asıl, temel. Bir tohumun özü. İlk hücrelik. * Gırtlak kapağı. * Karınca yuvası. |
| CÜRSUME-İ DIRAHT: | Ağacın kökü. |
| CÜSUM: | (Cisim. C.) Cisimler. Ecsam. |
| CÜSUM: | Kuşun, uyuması vaktinde göğsünü yere koyup çömelmesi. Çömelip oturmak. * Uykuda gelen ağırlık. Kâbus. * Oturmak. |
| DÜSUM: | (Desem. C.) Yağlar. |
| ESUM: | Çok yalancı, iftiracı, kabahatli ve günahkâr olan adam. |
| HUSUM: | (Hasim. C.) Uğursuzluk. * İdman. Birbiri ardınca devam üzere olmak. * Bir şeyi kökünden kesip dağlayanlar. * Fırtına. |
| HUSUM: | (Hasım. C.) Hasımlar, düşmanlar. |
| HUSUMET: | Düşmanlık. Hasımlık. Kincilik. Zıddiyet. Çekişmek. Dâvacı olmak. |
| KAYSUM: | Marsama denilen ot. |
| KEYSUM: | Çok miktar olan kuru ot. |
| KÜLSUM: | Yuvarlak yüzlü. * Yanağı ve yüzü etli olan.KÜLTÜR : Fr. Her türlü fikir, san'at ve âdet varlıklarının hepsi. * Bir kimsenin umumi bilgi seviyesi. * Terbiye. * Ziraat. * Tıb: Tecrübe veya ilâç yapmak için mikrop besleme ve çoğaltma. |
| MAKSUM: | Taksim edilmiş, ayrılmış, bölünmüş. * Kısmet, nasib. |
| MA'SUM: | Günahsız, suçsuz. |
| MA'SUMÂNE: | Günahsızcasına, suçsuz olarak. |
| MA'SUME: | Suçsuz kadın veya kız. |
| MA'SUMİYET: | Ma'sumluk, kabahatsizlik, suçsuzluk. |
| MERSUM: | (Resm. den) Yazılmış, çizilmiş. Alâmetli, işaretli. * An'ane, gelenek, örf ü âdât. * Adı ve bahsi geçmiş. Bahsedilmiş. |
| ME'SUM: | Günahlı, suçlu, maznun. |
| MEVSUM: | (Vesm. den) İşaretlenmiş, damgalanmış, nişanlanmış. * Ad verilmiş, isimlendirilmiş. |
| MEVSUME: | Tamamen baştan aşağı süslü zırh. * Bahar yağmuru ile ıslanmış toprak. |
| RÜSUM: | Resimler, şekiller. Âdetler. Vergiler, gümrükler, gümrük vergisi. * Merasim, usûl. |
| RÜSUMAT: | (Rüsüm. C.) Gümrük idâresi. |
| SUM': | Pervane denilen kelebek. |
| SUM'A: | İhlâssızlıktan çıkan, işitilsin ve bilinsin için yapılan iş, gizli riyakârlık. |
| SUMARİ: | Dübür. |
| SUMAT (SUMT): | Susmak, sükut etmek. |
| SUME: | Koyuna yapılan işaret ve nişan. |
| SUMLUH: | Kulak kiri. |
| SUMM: | İşitmez olanlar, sağır olanlar. Duymayanlar. |
| SUMMAKİ: | Gayet sert, değerli ve parlak olan bir taş. |
| SUMNAT: | f. Kilise, puthane. |
| SUMSUM: | Çok katı olan. |
| SUMUG: | (Samg. C.) Zamklar. |
| SUMUL: | Sertlik, kuruluk, katılık. |
| SUMUT: | Susma, sükut. * Somurtma. |
| TEFASSUM: | Kırılma. Kesilme. |
| UKSUME: | (C.: Ekasim) Nasib, kısmet. Hisse, pay. |
| ULEMA-İ RÜSUM: | Resmî, merasim âlimleri. Kendileri resmen âlim bilinen fakat hakiki âlim olmayan kimseler. (Zâhirî ulema da denir.) |
| ÜKSUM: | Çimenlik yer. Çayırı bol ve güzel olan bahçe. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| SUM' : | Pervane denilen kelebek. |
| SURET-ÜL İNFİTAR : | Kur'an-ı Kerim'de seksenikinci Sure olup Mekkidir. |