Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| SURET-ÜL İNFİTAR: | Kur'an-ı Kerim'de seksenikinci Sure olup Mekkidir. |
| SUR: | Bir şehri kuşatan yüksekçe kale duvarı. Yüksek duvar. Kale. Hisar. |
| SUR: | (Suret. C.) Kıyamet günü İsrafil Aleyhisselâm'ın çalacağı boru. Buna Sur-u İsrafil de denir. Boynuzdan yapılan düdük. |
| SUR: | f. Şenlik. Düğün. Ziyafet. |
| SUR: | Keş parçası. |
| SUR'A: | Bahadırlık, kahramanlık. Güreşçilik. |
| SURAA: | Pehlivan ve bahadır kimse. |
| SURAH: | f. Delik. Gedik. |
| SURAH: | Bir tavus kuşu ismi. Kapının gıcırdaması. Ses. İnlemek. |
| SURAHİ: | Su şişesi, sürahi. |
| SURAM: | Zillet ve hastalık. Emzikten son çıkan süt. |
| SURE: | Kur'an-ı Kerim'in 114 bölümünden her biri. Derece. Duracak yer. Menzilet. Şeref ve şan. Güzel inşa edilmiş bina. Sur. Refi'. Alâmet, nişan. |
| SURED: | (C.: Surdân) Göçgen adı verilen küçük kuş. Davar arkasında yanırdan olan beyazlık. |
| SURENCAN: | Şekil ve kabuğu kestaneye benzeyen bir ot kökü. |
| SURET: | (C.: Sur - Suver) Biçim, görünüş. Kılık. Tarz. Yol. Gidiş. Hal. Tasvir. Dıştan görünen şekil. Çare. |
| SURET-İ SUUD: | Yükselme tarzı. |
| SURET-İ TESVİYE: | Hal çaresi. |
| SURET-İ ZAİFE-İ VÂHİYE: | Hakikatsız, saçma sapan zayıf suret ve vesvese. |
| SURETÂ: | Görünüşte. Zâhiren. |
| SURETBEND: | f. Tasvir yapan. Resimci. |
| SURETEN: | Suret itibariyle, suret olarak, görünüşte. Sanki. |
| SURETGER: | f. Suret yapan, resim çizen, ressam. |
| SURETPEREST: | f. Görünüşe, surete çok kıymet veren. Esasa kıymet vermeyen. Resimleri çok seven ve meftun olan. (Bak: Sanem-perest) |
| SURET-PERESTLİK: | Bir şeyin dış görünüşüne ve tertibine önem verip, ruhuna ve mânasına kıymet vermemek. Resimlere meftuniyet. (Bak: Sanem-perest)(Sanem-perestliği şiddetle Kur'an men'ettiği gibi, sanem-perestliğin bir nevi taklidi olan suretperestliği de men'eder. Medeniyyet ise, suretleri kendi mahasininden sayıp Kur'ana muâraza etmek istemiş. Halbuki: Gölgeli gölgesiz suretler, ya bir zulm-ü mütehaccir veya bir riya-yı mütecessid veya bir heves-i mütecessimdir ki, beşeri zulme ve riyaya ve hevâya, hevesi kamçılayıp teşvik eder... S.) |
| SURETPEZİR: | f. Meydana çıkan, hâsıl olan, şekillenen. |
| SURETYÂB: | f. şekil bulan, suretlenen, meydana gelen. |
| SURÎ: | Surete ait, görünüşe ait ve müteallik. Hakiki, ciddi ve samimi olmayan. Zâhirî. |
| SUR-NA(Y): | f. Zurna. |
| SUR-NAÎ: | f. Zurnacı. |
| SUR-NAME: | (Suriye) f. Edb: Düğün, ziyafet, şenlik gibi halleri tasvir için yazılan yazılar. |
| SURNA-PA: | f. Zürafa. |
| SURRAD: | Yağmuru olmayan ince bulut. |
| SURRE: | (C.: Surer) Para kesesi, para çıkını. Hac zamanında İslâm Devletinin pâdişahı tarafından fakir ve muhtaçlara dağıtılması için Mekke ve Medineye her yıl gönderilen para ve sâir şeyler. |
| SURSUR: | Büyük kuvvetli deve. |
| SURUD: | Soğuk yer. |
| SURUF: | (Sarf. C.) Dilbilgisi kitapları, gramerler. |
| SURUH: | (Sarh. C.) Köşkler, yüksek binalar. |
| SURET-ÜL ASR: | Kur'an-ı Kerim'in yüzüçüncü suresi. |
| İçerisinde 'SUR' geçenler | |
| ABESE SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'de sekseninci surenin ismi olup, Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur. Saliha Suresi, Sefere Suresi de denilir. |
| ÂDİYAT SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'in 100. suresinin ismi olup, Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur. |
| AHKAF SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'de kırkaltıncı sure olup Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur. |
| AHZAB SURESİ: | Kur'ân-ı Kerimde otuzüçüncü surenin adı olup Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur. |
| ÂL-İ İMRAN SURESİ: | Kur'an-ı Kerimin üçüncü suresinin ismi olup Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur. Bu sureye Eman, Kenz, Ma'niyye, Mücadele, İstiğfar Suresi ve Tayyibe de denilir. |
| A'LÂ SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'in seksenyedinci suresi olup Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur. |
| ALAK SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'in doksanaltıncı suresinin adıdır. İkra' Suresi de denilir. Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur. |
| ANKEBUT SURESİ: | Kur'an-ı Kerimin yirmidokuzuncu suresidir. Mekkidir. (Allahtan başkasına güvenenlerin, dünyayı avlamak için kurdukları teşkilâtını bir örümcek ağına benzeten, örümcek meseli zikrolunan bir suredir.) |
| A'RAF SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'in 7. suresidir. Mekke-i Mükerremede nâzil olmuştur. Suret-ül Mikat, Suret-ül Misak, Elif lâm mim sâd gibi isimleri de vardır. |
| ÂSÛR: | (C.: Avâsir) Tuzak, ağ. * Şer. * Şiddet. |
| ASÛR: | Zorluk. Güçlük. |
| ASÛR: | Eğri boyunlu. |
| BAKARA SÛRESİ: | Kur'an-ı Kerim'in 2. Sûresi olup Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur. (Bu sûre, Mûsâ Aleyhisselâm'ın risâleti ile o milletin seciyelerine girmiş olan bakarperestlik mefküresini kesip öldürdüğünü, bir bakarın zebhi ile anlatır ve şu cüz'i hadise ile beşerin dünyevî menfaatlarına en çok vesile olan şeylere perestiş etmesi gibi, gaflet ve dalâletin köklerini kesecek bir külli düsturu, her vakit hem herkese gayet lüzumlu bir ders-i hikmet olarak ulvi bir icaz ile beyan eder. Asrımızda hâlâ ineğe tapanların mevcudiyyeti ve bu sureye El-Bakara isminin verilmesi ne kadar mânidâr olduğunu akıl sahiplerine bildirir, ihtar eder...) |
| BÂSÛR: | (C.: Bevâsir) Tıb: Mayasıl. Kalın bağırsakta ve makadın etrafındaki siyah kan damarlarının şişmesi ve bazen iltihablanması sebebiyle, makadın içinde ve dışında meydana gelen memeler yüzünden makaddan kan ve cerahat gelmesi hastalığı. |
| BELED SÛRESİ: | (El-beled) Kur'an-ı Kerim'de 90. sure olup Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur. |
| BESÛR: | (Besr. C.) Siğiller, sivilceler, küçük çıbanlar. |
| BEYYİNE SÛRESİ: | Kur'an-ı Kerim'in 98. suresi olup "Kayyime, Münfekkin, Beriyye, Lemyekün" Sûresi gibi isimlerle de söylenir. |
| BÎ-KUSUR: | f. Eksiksiz, kusursuz, tam, mükemmel. |
| BÜRUC SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'in 85. suresi olup Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur. |
| CÂSİYE SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'in 45. sûresi olup Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur. Şeriat, Dehir Suresi de denir. |
| CELB-İ SURET: | Uzakta olan bir şeyin sûretini resmini yanına getirmek.(... Hz. Süleyman (A.S.) taht-ı Belkıs'ı yanına celbetmek için vezirlerinden bir âlim-i ilm-i celb dedi: "Gözünü açıp kapayıncaya kadar sizin yanınızda o tahtı hazır ederim." olan hâdise-i hârikaya delalet eden şu âyet: $İlâahir işaret ediyor ki: Uzak mesafelerden eşyayı aynen veya sûreten ihzar etmek mümkündür. Hem vakidir ki: Risaletiyle beraber saltanatla müşerref olan Hz. Süleyman (A.S.) hem masumiyetine, hem de adaletine medar olmak için pek geniş olan aktar-ı memleketine bizzat zahmetsiz muttali olmak için ve raiyyetinin ahvâlini görmek ve dertlerini işitmek, bir mu'cize suretinde Cenab-ı Hak ihsan etmiştir. Demek, Cenab-ı Hakk'a itimad edip, Süleyman'ın (A.S.) lisan-ı ismetiyle istediği gibi o da lisan-ı istidadıyla Cenab-ı Hak'dan istese ve kavanin-i adetine ve inayetine tevfik-i hareket etse, ona dünya bir şehir hükmüne geçebilir. Demek, taht-ı Belkıs Yemende iken, Şamda aynıyla veyahut suretiyle hazır olmuştur, görülmüştür. Elbette taht etrafındaki adamların suretleriyle beraber sesleri de işitilmiştir. İşte, uzak mesafede celb-i surete ve savta haşmetli bir sûrette işaret ediyor ve mânen diyor: Ey ehl-i Saltanat! Adalet-i tâmme yapmak isterseniz Süleymanvâri, ruy-i zemini etrafıyla görmeye ve anlamaya çalışınız. Çünki; Bir hakim-i adalet-pişe, bir padişah-ı raiyetperver, aktar-ı memleketine her istediği vakit muttali olmak derecesine çıkmakla mes'uliyet-i mâneviyeden kurtulur veya tam adalet yapabilir. Cenab-ı Hak, şu ayetin lisan-ı remziyle mânen diyor ki: Ey beni-adem! Bir abdime geniş bir mülk ve o geniş mülkünde adalet-i tâmme yapmak için, ahvâl ve vukuat-ı zemine bizzat ıttıla veriyorum. Ve madem herbir insana, fıtraten zemine bir halife olmak kabiliyetini vermişim. Elbette o kabiliyete göre ruy-i zemini görecek ve bakacak, anlayacak istidadını dahi vermesini, hikmetim iktiza ettiğinden vermişim. Şahsen o noktaya yetişmezse de, nev'en yetişebilir. Maddeten erişemezse de, ehl-i velâyet misillû manen erişebilir. Öyle ise, şu azim nimetten istifade edebilirsiniz. Haydi göreyim sizi, vazife-i ubudiyetinizi unutmamak şartıyla öyle çalışınız ki: Ruy-i zemini, her tarafı, herbirinize görülen ve her köşesindeki sesleri size işittiren bir bahçeye çeviriniz. S.) |
| CESUR(E): | (Cesâret. den) Cesaretli, yiğit. |
| CESURÂNE: | f. Yiğitçesine, cesaretli olarak, yüreklice, cesaretle. |
| CİNN SÛRESİ: | Kur'ân-ı Kerim'in 72. sûresi olup Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur. |
| CUM'A SÛRESİ: | Kur'an-ı Kerim'in 62. ve Medine-i Münevvere'de nâzil olan sûresi. |
| CÜSUR: | (Cisr. C.) Köprüler. |
| DEHR SURESİ: | Kur'ân-ı Kerim'in 76. suresi olup Sure-i İnsan, Ebrar, Emşac, Hel Etâ Suresi de denir. |
| DÜ'SUR: | (C.: Deâsir) Yıkılmış havuz. |
| DÜSUR: | Mahvolma. Eseri kalmama. Ortadan kalkma. Nişanı belirsiz olma. * Kaftan eskime. * Ev köhne olma. |
| EBU MANSUR-U MATÜRİDÎ: | (Bak: Matüridî) |
| ECZÂ-İ UNSURİYYE: | Esas teşkil eden parçalar. |
| ED'İYE-İ ME'SURE: | Peygamberimiz (A.S.M.) ile, sahabelerden naklolunan te'sirli ve makbul duâlar. |
| ENBİYA SURESİ: | Kur'ân-ı Kerim'in 21.suresi olup Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur. |
| ENFAL SURESİ: | Kur'ân-ı Kerim'in 8. suresidir. |
| FASUR: | Gümüş tabak. |
| FÂTIR SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'in 35. suresi. Melâike Suresi de denir. Mekkîdir. |
| FECR SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'in 89. suresi. |
| FELAK SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'de 113. suredir. Nâs Suresiyle beraber ikisine Muavvezeyn; İhlâs suresi ile beraber olursa üçüne Muavvezât adı verilir. (Bak: Muavvezetan) |
| FETİH SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'in 48. suresi. |
| FİL SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'de 105. sure olup Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur. |
| FUSSİLET SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'in 41. suresidir. Mekkî'dir. Secde, Sure-i Akvat ve Mesabih Suresi de denir. |
| GAŞİYE SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'de 88. suredir. Mekkîdir. |
| GAYR-I MAHSUR: | Hasrolunmamış. Sınırsız. |
| GUSN-İ MEKSUR: | Kırılmış dal. |
| HACC SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'in 22. suresidir. |
| HADİD SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'in 57. suresi. |
| HÂKKA SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'in 69. suresi olup Mekkîdir. |
| HALLAC-I MANSUR: | Asıl adı Hüseyin olan bu zat, tasavvuf mesleğinde meşhurdur. Manevi istiğrak hallerinde hissettiklerini, şeriata zâhiren zıd düşen ifadelerle söylediği için, Hicri 306 senesinde idam edilmiştir. |
| HASUR: | Mânevi mücahededen dolayı kadınlara yaklaşmaya rağbet etmeyen. * Sır saklayan. Keder ve üzüntüden gönlü daralan, tasadan içi sıkılan. * Çok bahil kimse. (Halkla yer ve içer, birşey vermez) * Oğlu ve kızı olmayan. * Avrete cimâ edemeyen. * İhlili dar olan deve. |
| HAŞR SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'in 59. suresi olup Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| SURET-ÜL İNFİTAR : | Kur'an-ı Kerim'de seksenikinci Sure olup Mekkidir. |