Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
SURET-ÜL İNFİTAR: Kur'an-ı Kerim'de seksenikinci Sure olup Mekkidir.
SURET: (C.: Sur - Suver) Biçim, görünüş.
Kılık. Tarz.
Yol. Gidiş. Hal.
Tasvir. Dıştan görünen şekil.
Çare.
SURET-İ SUUD: Yükselme tarzı.
SURET-İ TESVİYE: Hal çaresi.
SURET-İ ZAİFE-İ VÂHİYE: Hakikatsız, saçma sapan zayıf suret ve vesvese.
SURETÂ: Görünüşte. Zâhiren.
SURETBEND: f. Tasvir yapan. Resimci.
SURETEN: Suret itibariyle, suret olarak, görünüşte. Sanki.
SURETGER: f. Suret yapan, resim çizen, ressam.
SURETPEREST: f. Görünüşe, surete çok kıymet veren. Esasa kıymet vermeyen.
Resimleri çok seven ve meftun olan. (Bak: Sanem-perest)
SURET-PERESTLİK: Bir şeyin dış görünüşüne ve tertibine önem verip, ruhuna ve mânasına kıymet vermemek.
Resimlere meftuniyet. (Bak: Sanem-perest)(Sanem-perestliği şiddetle Kur'an men'ettiği gibi, sanem-perestliğin bir nevi taklidi olan suretperestliği de men'eder. Medeniyyet ise, suretleri kendi mahasininden sayıp Kur'ana muâraza etmek istemiş. Halbuki: Gölgeli gölgesiz suretler, ya bir zulm-ü mütehaccir veya bir riya-yı mütecessid veya bir heves-i mütecessimdir ki, beşeri zulme ve riyaya ve hevâya, hevesi kamçılayıp teşvik eder... S.)
SURETPEZİR: f. Meydana çıkan, hâsıl olan, şekillenen.
SURETYÂB: f. şekil bulan, suretlenen, meydana gelen.
SURET-ÜL ASR: Kur'an-ı Kerim'in yüzüçüncü suresi.
İçerisinde 'SURET' geçenler
CELB-İ SURET: Uzakta olan bir şeyin sûretini resmini yanına getirmek.(... Hz. Süleyman (A.S.) taht-ı Belkıs'ı yanına celbetmek için vezirlerinden bir âlim-i ilm-i celb dedi: "Gözünü açıp kapayıncaya kadar sizin yanınızda o tahtı hazır ederim." olan hâdise-i hârikaya delalet eden şu âyet: $İlâahir işaret ediyor ki: Uzak mesafelerden eşyayı aynen veya sûreten ihzar etmek mümkündür. Hem vakidir ki: Risaletiyle beraber saltanatla müşerref olan Hz. Süleyman (A.S.) hem masumiyetine, hem de adaletine medar olmak için pek geniş olan aktar-ı memleketine bizzat zahmetsiz muttali olmak için ve raiyyetinin ahvâlini görmek ve dertlerini işitmek, bir mu'cize suretinde Cenab-ı Hak ihsan etmiştir. Demek, Cenab-ı Hakk'a itimad edip, Süleyman'ın (A.S.) lisan-ı ismetiyle istediği gibi o da lisan-ı istidadıyla Cenab-ı Hak'dan istese ve kavanin-i adetine ve inayetine tevfik-i hareket etse, ona dünya bir şehir hükmüne geçebilir. Demek, taht-ı Belkıs Yemende iken, Şamda aynıyla veyahut suretiyle hazır olmuştur, görülmüştür. Elbette taht etrafındaki adamların suretleriyle beraber sesleri de işitilmiştir. İşte, uzak mesafede celb-i surete ve savta haşmetli bir sûrette işaret ediyor ve mânen diyor: Ey ehl-i Saltanat! Adalet-i tâmme yapmak isterseniz Süleymanvâri, ruy-i zemini etrafıyla görmeye ve anlamaya çalışınız. Çünki; Bir hakim-i adalet-pişe, bir padişah-ı raiyetperver, aktar-ı memleketine her istediği vakit muttali olmak derecesine çıkmakla mes'uliyet-i mâneviyeden kurtulur veya tam adalet yapabilir. Cenab-ı Hak, şu ayetin lisan-ı remziyle mânen diyor ki: Ey beni-adem! Bir abdime geniş bir mülk ve o geniş mülkünde adalet-i tâmme yapmak için, ahvâl ve vukuat-ı zemine bizzat ıttıla veriyorum. Ve madem herbir insana, fıtraten zemine bir halife olmak kabiliyetini vermişim. Elbette o kabiliyete göre ruy-i zemini görecek ve bakacak, anlayacak istidadını dahi vermesini, hikmetim iktiza ettiğinden vermişim. Şahsen o noktaya yetişmezse de, nev'en yetişebilir. Maddeten erişemezse de, ehl-i velâyet misillû manen erişebilir. Öyle ise, şu azim nimetten istifade edebilirsiniz. Haydi göreyim sizi, vazife-i ubudiyetinizi unutmamak şartıyla öyle çalışınız ki: Ruy-i zemini, her tarafı, herbirinize görülen ve her köşesindeki sesleri size işittiren bir bahçeye çeviriniz. S.)
SURET-ÜL İNFİTAR: Kur'an-ı Kerim'de seksenikinci Sure olup Mekkidir.
İ'TİBAR-I SURET: Surete itibar etme, görünüşe değer verme.
SURET-İ SUUD: Yükselme tarzı.
SURET-İ TESVİYE: Hal çaresi.
SURET-İ ZAİFE-İ VÂHİYE: Hakikatsız, saçma sapan zayıf suret ve vesvese.
SURETÂ: Görünüşte. Zâhiren.
SURETBEND: f. Tasvir yapan. Resimci.
SURETEN: Suret itibariyle, suret olarak, görünüşte. Sanki.
SURETGER: f. Suret yapan, resim çizen, ressam.
SURETPEREST: f. Görünüşe, surete çok kıymet veren. Esasa kıymet vermeyen. * Resimleri çok seven ve meftun olan. (Bak: Sanem-perest)
SURET-PERESTLİK: Bir şeyin dış görünüşüne ve tertibine önem verip, ruhuna ve mânasına kıymet vermemek. * Resimlere meftuniyet. (Bak: Sanem-perest)(Sanem-perestliği şiddetle Kur'an men'ettiği gibi, sanem-perestliğin bir nevi taklidi olan suretperestliği de men'eder. Medeniyyet ise, suretleri kendi mahasininden sayıp Kur'ana muâraza etmek istemiş. Halbuki: Gölgeli gölgesiz suretler, ya bir zulm-ü mütehaccir veya bir riya-yı mütecessid veya bir heves-i mütecessimdir ki, beşeri zulme ve riyaya ve hevâya, hevesi kamçılayıp teşvik eder... S.)
SURETPEZİR: f. Meydana çıkan, hâsıl olan, şekillenen.
SURETYÂB: f. şekil bulan, suretlenen, meydana gelen.
SURET-ÜL ASR: Kur'an-ı Kerim'in yüzüçüncü suresi.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
SURET-ÜL İNFİTAR : Kur'an-ı Kerim'de seksenikinci Sure olup Mekkidir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...