Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
SUS: Huy, tabiat, tıynet.
Buğday ve arpa biti. Hububata düşen kurt. Güve.
Miyan kökü.
SUS: Yemeği yalnız başına yiyen kötü insan.
SUSEN: f. Susam.
SUSMAR: f. Kertenkele denen küçük bir hayvan. Keler.
İçerisinde 'SUS' geçenler
ALE-L-HUSUS: Hususiyle, hepsinden önce olarak. Bâhusus.
ASÛS: Yalnız yürüyüp, otlayan deve. * Yanından insanlar uzaklaşmayınca kendini sağdırmayan deve. * Av arayan kimse.
BAHUSUS: Hususiyle. En çok. Hele.
BEHSUS: Az miktar, az şey.
BESÛS: Okşadıkça süt veren deve.
BU'SUSA: Küçük canavar.
BÜNYAN-I MERSUS: Kaynaşmış sağlam bina. Birbirine kurşunla kenetlenmiş sağlam yapı.
CASUS: (C.: Cevâsis) Hafiye. Gizli sırları haber veren. Kendi asıl şahsiyetini gizleyip, kendini iyi şahsiyet şeklinde göstererek ve gizli yollarla bir devletin askeri, siyasi ve mâli durumlarına dair haberleri başka bir devlet menfaatına olarak toplayıp bildiren kimse.
CA'SÛS: (C.: Ceâsis) Kötü huylu, kısa boylu.
CASUS: Karpuz.
EFSUS: f. Yazık! Hay! Eyvah! gibi bir teessür edatı.
EMANİ-İ MAHSUSA: Hususi arzular, özel maksatlar.
ERSUSA: Şeair-i İslâmiyeden olan ve Osmanlı İmparatorluğu zamanında kullanılan kavuk, büyük sarık.
ESUS: Katı, sağlam, muhkem nesne.
FUSUS: (Fass. C.) Yüzük taşları. (Bak: Fass)
FÜSUS: Nükte, maskaralık.
FÜSUS: f. Eyvah! Yazık!
HASUS: Katı, şedid, şiddetli.
HÂTEM-İ MAHSUS: Hususi mühür. Bir kimseye âit damga, mühür.
HATME-İ MAHSUSA: Hususi hatme. Kur'andan veya hadisten alınan muayyen duaları okuyup bitirmek.
HAYAT-I HUSUSİYYE: Hususi hayat, özel hayat. Şahsa ait hayat.
HUSUS: İş. Mevzu. Yol. Usul. Keyfiyet. Madde. Şey. Bir şeyin sairlerinden ayrıldığını ve temyizini bildiren cihet ve keyfiyet.
HUSUSA: Ayrıca, hususen, başkaca.
HUSUSAT: (Husus. C.) Hususlar, bakımlar, işler. Tarzlar, şekiller. Mes'eleler. Maddeler.
HUSUSEN: Bilhassa. Ayrıca. Başkaca. Buna mahsus olarak.
HUSUSÎ: Bir şeye aid olan. Herkese âid olmayan.
HUSUSİYAT: Hususi olan şeyler. Hususiyyetler.
HUSUSİYET: Ahbaplık, tanışıklık, yakınlık. * Hususilik.
İDARE-İ MAHSUSA: İlk adı "İdare-i Aziziye" olan devlet vapur işletme dairesi.
KÂTİB-İ HUSUSÎ: Büyük bir kimsenin kullandığı özel kâtip, hususi kâtib.
KAZİYE-İ MAHSUSA: Man: Mevzuu yalnız bir fertten ibaret olup da hüküm onun üzerine olan kaziyyedir. Buna Kaziye-i şahsiyye dahi denir. "İstanbul en büyük şehirlerin birincisidir" gibi.
LESUS: (Lesusiyet) Hırsızlık, sirkat. Hırsızlık yapmak.
LÜSUS: (Luss. C.) Hırsızlar, sârıklar.
LÜSUSET: (Lüsusiyet) Hırsızlık, sirkat.
LÜSUSİYYET: Hırsızlık yapma, sirkat.
MAHSUS: Duyulmuş. Hissedilmiş. Derk olunmuş. Duyulan. * Aşikâr, belli, zâhir, meydanda.
MAHSUS: Ayrılmış, tâyin edilmiş. * Herkese âit olmayıp bazılara âit olmuş olan. Yalnız birine âid olan. Hususileşmiş. Müstakil. * Bile bile, istiyerek. * Yalandan, şakadan, lâtife olarak.
MAHSUSA: Mahsus, hususi.
MAHSUSAT: Gözle görülen, hisle anlaşılan şeyler. (Ma'kulât'ın zıddı)
MAHSUSEN: Ayrıca, bile bile, mahsus olarak.
MAHSUSİYET: Mahsusluk. Hususi olma hâli.
MAKSUS: Kesilmiş, kırpılmış.
MANSUS: Nass ile sâbit kılınmış. Âyetle tesbit edilmiş. İzhar ve beyan edilmiş. * Kur'anda açıkça anlatılmış.
MARSUS: (Bak: Mersus)
MASUS: Sirke ile pişmiş güvercin.
MEBSUS: Dağılmış. Yayılmış. Herkesçe duyulmuş. şayi' olmuş.
MEDSUS: Gömülerek saklanmış olan. Gizli bulunan. * İçine desise karışmış şey.
MEKÂTİB-İ HUSUSİYE: Hususi mektebler. Özel okullar.
MEKTEB-İ HUSUSÎ: Özel okul, hususi mekteb.
MEMSUS: Massolunmuş, emilmiş. * Baldır, incik.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
SUSEN : f. Susam.
SURET-ÜL İNFİTAR : Kur'an-ı Kerim'de seksenikinci Sure olup Mekkidir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...