Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
TÎB: (C.: Etyâb) Güzel koku. Güzel kokusu için sürülen şey.
TİBA': Birbiri ardınca olmak. Peşpeşe bulunmak.
TİBN (TEBN): Kuru ekin sapı. Saman.
Yirmi kişiyi doyuran büyük kap.
TİBNÎ: Saman renkli.
TİBR: Altın parçası. Altın ve gümüş tozu.
TİBRAK: Bıçak.
TİBYAN: Açık ifade ile beyan etme. Açıklama.
Meşhur bir Kur'ân tefsirinin adı.
İçerisinde 'TÎB' geçenler
AKSÂ-YI MERÂTİB: Rütbelerin, mertebelerin en büyüğü.
ALÂ-MERATİBİHİM: Rütbesine ve derecesine göre sırasıyla.
ALETTERTİB: Tertibli olarak, sırasıyla.
BÎ-İŞTİBAH: Şüphesiz. Şeksiz.
CÂ-Yİ İŞTİBAH: Tereddüt edilecek nokta.
CÂ-Yİ İŞTİBAH: Tereddüt edilecek nokta.
DEST-İ İSTİBDAD: İstibdadın verdiği azap, istibdadın eli.
EMR-İ İTİBÂRÎ: Hakikatta, hariçte vücudu olmayıp, var kabul edilen emir, iş. (İnsanın fiilleri, kesbi gibi.) (Bak: İtibâri)
ETFAL-İ MEKÂTİB: Mekteb çocukları, okul talebeleri.
ETİBBA: Tabibler, tıb ilmini bilenler, doktorlar.
ETİBBA-İ HASSA: Saray hekimleri, saray doktorları.
HATİB: Hitâbeden. Söz söyleyen. Cemaate, topluluğa karşı güzel söz söyleyen kimse. * Câmi'de müslümanlara dini nasihatlar ve güzel sözlerle hitâbeden vazifeli zat.
HATÎB: Mânalı ve fâideli, güzel söz söyleyen. Güzel, düzgün konuşan.
HATÎB: Odunu çok olan kimse.
HATİBANE: f. Hatibcesine. Güzel ve akıcı söz söyleyenlere yakışırcasına. Nutuk atarcasına.
HATÎBE: Ormanlık, ağaçlık yer. * Odunluk.
HUZZÂK-I ETİBBÂ: Doktorlar içinde en ehil olanları.
İADE-İ İTİBAR: Ticarette iflâstan kurtulma. * Kaybedilen itibarı tekrar kazanma. Şerefini kurtarma.
İCTİBA: Seçmek. İhtiyar ve intihâb etmek. Seçkin bir şeyi almak. * Tahsildarın para ve vergi toplaması.
İCTİBAZ: Mıknatıstaki kendine çekme hasiyeti.
İGTİBAK: Akşam vaktinde şarap içmek.
İGTİBAT: Refahlı, sürurlu ve zengin olmayı temenni etmek.
İHTİBA': (Habâ. dan) İyice saklayıp gizleme.
İHTİBAK: Kumaş ve bez dokuma.
İHTİBAL: (Habl. den) İpten yapılmış ağ ile tuzak kurma.
İHTİBAR: Yoklama. Deneme. Sınama. Tecrübe.
İHTİBAS: (Habs. den) Tutulma, tutukluk. * Hapsolunma, hapsetme.
İHTİBAS-I BEVL: İdrar tutukluğu, zorluğu.
İKTİBAS: Bir söz veya yazıyı olduğu gibi veya kısaltarak almak. Birisinden ilmen istifade etmek. İstifade suretiyle almak, alınmak. * Söz arasında Kur'an-ı Kerimden veya Hadis-i Şeriftden veya başka makbul eserlerden bir cümlenin kâmilen veya kısmen az tasarruf ile veya tasarrufsuz alınması. * Ateş almak. * Ödünç almak.
İKTİBASAT: (İktibas. C.) İktibaslar, aktarmalar.
İKTİBASEN: İktibas suretiyle. Faydalanma yoluyla alarak. Parça alarak.
İLTİBAS: Birbirine benzeyen şeyleri şaşırıp birbirine karıştırmak. Yanlışlık. Karışıklık. * Tereddüt. Şüphe.
İNTİBAC: Hastalıktan dolayı vücutta hâsıl olan şişkinlik.
İNTİBAH: Uyanıklık, göz açıklığı. Hassasiyet. Agâh ve münebbih olmak. Hakikatı ve hakkı anlayıp yanlıştan, fenadan dönmek. * Sinirlerin uyanması. Uzuvların harekete gelmesi.
İNTİBAK: Bir mekânın yükselmesi. * Bir kavmin şerre yönelmesi.
İNTİBAK: (Bak: İntıbak)
İNTİBAR: Kabarma, şişme.
İRTİBA': Bahar mevsiminde güzel bir yerde oturma.
İRTİBAB: Kokulu şeyler yapma. * Bir çocuğu büluğ çağına varıncaya kadar besleme.
İRTİBAH: Yükselme, yükseğe çıkma.
İRTİBAK: Karışık ve çapraşık bir işe girişme. * Karaca, geyik gibi hayvanların tuzağa düşmeleri. * Bir kazâya uğrama.
İRTİBAK: Çamura batma. * Dolanbaçlı konuşma. * Karışma. * Bir işi aksi veya ters gitme.
İRTİBAL: Bir malı çoğaltma. Bereketlendirme.
İRTİBAS: Dağılma.
İRTİBAS: Perişan ve zor durumda kalma. * Pek karışık ve sıkışık olma.
İRTİBAT: Bağlanmak, raptedilmek. Muhabbet, dostluk ve alâkadarlık. * Düşmana karşı cenk için hudutta at sahibi olmak.
İSTİBAA: Bir şeyi kendine sattırmağa uğraşma.
İSTİB'AD: Uzaklaşma. Uzak görme, ihtimal vermeyiş, olmayacak sanma, akıldan uzak görme. * Yakıştırmayış.
İSTİBAHA(T): Mübah ve helâl sayma. * Bir çok kimsenin kanını dökmeğe izin verme.
İSTİBAK: Yarış etme, yarışma.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
TİBA' : Birbiri ardınca olmak. Peşpeşe bulunmak.
TÎ' : Kırk baş koyun.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...