| Kelime | Anlam |
|---|
| TÎC: | (Tâc. C.) Taçlar. |
| TÎCAN: | (Tâc. C.) Taçlar. |
| TİCANÎ: | Kuzey Afrikada, hicri 1200 tarihlerinde Ahmed Ticanî adında bir şahıs tarafından kurulan bir tarikattır. |
| TİCARET: | Alım-Satım. |
| TİCARETGÂH: | f. Ticaret yapılan yer, ticaret yeri. |
| TİCARETHÂNE: | f. Ticaret yeri. Ticaret edilen yer. |
| TİCARÎ: | (Ticariyye) Ticaretle ilgili, ticarete ait. |
| TİCFAF: | (C.: Tecâfif) Zırh. |
| TİCVAL: | Memleket seyredip dolaşmak, gezmek. |
| İçerisinde 'TÎC' geçenler |
|---|
| BERÂY-I TİCÂRET: | Ticâret için. Ticâret maksadı ile. |
| BİNNETİCE: | Neticede, netice olarak. |
| EMTİA-İ TİCARİYYE: | Tüccar malları. |
| HATÎCE: | (Hadîce) Vakitsiz ve erken doğan kız çocuğu. * Fetva metinlerinde kadını temsil eden umumi isimlerden birisi. (Ötekiler: Hind, Fâtıma ve Zeyneb'dir.) |
| HATÎCE-İ KÜBRA: | Peygamberimizin (A.S.M.) ilk zevcesi ve mü'minlerin annesi. Yirmidört sene bütün varlığıyla ve mülküyle Peygamber Efendimize hizmet etmiş ve Ona ilk olarak iman etmiştir. (Radıyallahu Anha) |
| İFTİCA': | Birdenbire, ansızın olma. |
| İHTİCA': | Karşılıklı olarak birbirini hicvetme. |
| İHTİCAB: | Örtünme. Saklanma. Gizlenme. Perdelenme. * Doğumun belirli zamanından fazla uzaması. |
| İHTİCAC: | (C.: İhticacat) Delil, vesika, şahit göstermek. Münâzaa ve mürâfaada hüccet ve delil göstermek. Bir mes'elenin şüphesizliğini delillerle isbat etmek. |
| İHTİCACAT: | (İhticac. C.) Delil, şahit göstermeler. |
| İHTİCACEN: | Delil, şahit ve vesika gösterme yoluyla. |
| İHTİCAM: | (Hacamet. den) Hacamet olma, kan aldırma. |
| İHTİCAN: | Bir yerin etrafına duvar yapma, çit çekme. |
| İLTİCA: | Sığınmak. Melce' ve penaha varmak. Birinden himâye istemek. |
| İLTİCAC: | Karışık olma, karışma. * Sığınma. İltica etme. |
| İLTİCAGÂH: | f. Sığınılacak yer. Sığınacak şey. Sığınak. |
| İNTİCAM: | Sona erme, nihayet bulma. Tamamlanma, tamam olma. |
| İNTİCAS: | Bulaşma, murdar olma. |
| İRTİCA: | Ummak, ümidetmek, rica etmek. |
| İRTİCA: | Geri dönmek. Ric'at etmek. Eski hayat tarzına dönmek.(İşte Kur'an'ın bu gibi kudsi kanun-u esasisine irtica namını veren bedbahtlar, vahşet ve bedeviliğin dehşetli bir kanun-u esasisi olarak kabul ettikleri şimdiki öylelerinin siyasetinin bir nokta-i istinadı şudur ki: "Cemaatin selâmeti için fert feda edilir. Vatanın selâmeti için eşhasın hukuku nazara alınmaz. Devletin siyasetinin selâmeti için cüz'i zulümler nazara alınmaz" diye bir tek câni yüzünden bir köyü mahvetmekle bin mâsumun hakkını nazara almaz. Bir tek câninin yüzünden bin adamın kılınçdan geçmesini caiz görür. Bir adamın yaralanması ile binler mâsumu sıkıntıya verdirir. Ve ikiyüz adamı kurşuna dizilmesini o bahane ile nazara almaz. Birinci Harb-i Umumî'de üç bin adamın câniyane siyaset hatalariyle otuz milyon biçâre nev'-i beşer aynı harpde mahvedildiği gibi, binler misaller var. İşte bu vahşiyâne irticaın bu dehşetli zulümlerine karşı gelen Kur'an şakirdlerinin Kur'anın yüzer kanun-u esasîsinden $ âyetinin ders verdiği kanun-u esasisi ile adâlet-i hakikiyeyi ve ittihadı ve uhuvveti te'min etmeğe çalışan ehl-i iman fedakârlarına "mürteci" namını verip onları müttehem etmek, mel'un Yezid'in zulmünü, adalet-i Ömeriyeye tercih etmek misillü en vahşi ve zâlimane bir engizisyon kanununu, beşerin en yüksek terakkiyatına ve adaletine medar olan Kur'an'ın mezkûr kanun-u esasisine tercih etmek hükmündedir. Emirdağ L.) (Bak: Medeniyet, Mürteci') |
| İRTİCAC: | Çalkanmak. Heyecana gelme. * Sarsıntı. Muztaribane hareket etmek. |
| İRTİCAC-I DERYÂ: | Denizin kabarması, dalgalanması. |
| İRTİCAF: | (Recfe. den) Sarsma, sarsıntı, çalkalama. Tahrik. |
| İRTİCAÎ: | (İrticaiye) İrtica ile alâkalı. |
| İRTİCAL(EN): | Hazır cevaplılık. Düşünmeden ve birdenbire açıkça güzel söz veya şiir söylemek. |
| İRTİCALİYYAT: | Düşünmeden, içinden doğarak söylenen sözler. |
| İRTİCAM: | Birşey üstüste katlanma. |
| İRTİCAN: | Adamın işi gücü bozulma. |
| İRTİCAS: | Gök gürleme. * Top bürünme. |
| İRTİCAZ: | Kısaltma, ihtisâr. |
| İSTİCAB: | Vâcib olmak. Hak etmek. |
| İSTİCABE: | (İsticâbet) Duânın Allah tarafından kabul olunması. |
| İSTİCADE: | İhsan ve bahşiş isteme. |
| İSTİCAL: | Sonraya bırakılmasını istemek. |
| İSTİCAR: | Kiralamak. Kiraya vermek. |
| İSTİCARE: | (Cevr. den) Yardım ve korunma isteme. * Sığınak isteme. |
| İSTİCAZE: | (Cevaz. dan) İzin ve cevâz isteme. * Sunulan bir manzume için câize, yani para isteme. |
| İSTİCBAR: | (Cebr. den) Zorlama, cebretme. Baskı yapma. Zoraki yaptırma. |
| İSTİCDAD: | Yenileme. Yeniden yapma. |
| İSTİCHAL: | (Cehl. den) Câhil sayma. |
| İSTİCLAB: | (Celb. den) Çekme, celbetme. Çekmeye vaya getirmeğe sebep olma. * Fls: Uyandırma. |
| İSTİCNAS: | (Cins. den) Cinsine benzetme. |
| İSTİCVAB: | Cevab istemek. Sorguya çekmek. * Mahkemede şahidlerin ifadelerini almak. Söyletmek. |
| İSTİCVABNAME: | f. Şahidlerin ve maznunun ifadelerinin yazılı olduğu kâğıt. |
| İŞTİCAR: | Zıdlaşma. * Elini çenesine koyarak, dirseğinin üzerine dayanma. |
| İTTİCAH: | Bir cihete gitmek, yönelmek. Teveccüh etmek. |
| İTTİCAR: | Ticaret yapma. * İlâç kullanma.İTTİFAK : Beraber hareket için sözleşmek. İttihad ve muvafakat etmek. Söz birliği etmek. Anlaşmak. (Bak: İhtilaf, Ehakk)(İttifak hüdâdadır, hevâda ve heveste değil.) |
| KÜSTİC: | (C.: Kesticât) Mecusiler kuşağı. |
| MUAHEDE-İ TİCARÎ: | Yalnız ticâret işleriyle alâkalı olmak üzere devletler arasında yapılan andlaşma. |
| MÜNTİC: | İntâc eden, netice veren. Sebebiyet veren, meydana getiren. Bir şeyin neticelenmesine sebep olan. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| TÎCAN : | (Tâc. C.) Taçlar. |
| TÎ' : | Kırk baş koyun. |