Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| TÎN: | İncir. |
| TÎN SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'in 95. suresinin ismidir. Mekkîdir. Vettîni Suresi de denir. |
| TÎN: | (C.: Etyân) Balçık. Mektup gibi şeyleri mühürlemek. |
| TİNAE: | Mukimlik, ikamet etmeklik. Ayakta durmak. |
| TİNAVE: | Müzakereyi terketmek. Görüşmeyi bırakmak. |
| TİNBAL: | Kısa, bodur kimse. |
| TÎNE: | (Tıynet) Balçık. Hilkat, yaratılış. |
| TİNNÎN: | Büyük yılan, ejder, ejderha. Koz: Gökte yedi burc boyunca uzanan hafif beyazlık. Ejderha burcu. Semânın şimal yarım küresinde Küçük Ayı burcunu etrafından saran, kıvrılıp bir yıldız dörtgeni ile nihayet bulan bir burç. |
| TİNNÎN-İ FELEK: | Saman yolu, hacılar yolu. Gökteki husuf ve küsuf mevkileri olan iki düğüm. |
| TİNNÎNEYN: | İki yılan. Mc: İki yılana benzetilen güneş ve ayın medârının farazî kavisleri.(Derecât-ı şemsiye medarı olan "mıntıkat-ül büruc" tabir ettikleri daire-yi azime, menazil-i Kameriyenin medarı bulunan mâil-i Kamer dairesi, birbiri üstüne geçmekle o iki daire, her birisi iki kavis şeklini vermiş. O iki kavise Felekiyyun uleması lâtif bir teşbih ile büyük iki yılan nâmı olan tinnîneyn namını vermişler. L.) |
| TİNNÜ: | Beraberlik, eşitlik. |
| İçerisinde 'TÎN' geçenler | |
| AB-YÂRÎ-İ HİMMETİNİZLE: | Himmetiniz yardımıyle, himmetiniz sayesinde. |
| AKONİTİN: | Fr. Kurtboğan denilen bir bitkiden çıkan zehirleyici bir madde. |
| ALÂ-FETRETİN: | Daim olmayarak, fasıla ile. |
| ALÂ-RİVAYETİN: | Rivayet edildiği üzere. Söylenenlere bakılırsa. |
| ASTİN: | f. Esvap kolu, yen. |
| ASTİN-BERÇİDE: | f. Hazırlanan veya hazırlanmış (adam). |
| ASTİNE: | f. Yumurta. |
| ASTİN-EFŞAN: | f. Yen silken. * Mc: Vazgeçen. |
| ASTİN-MALİDE: | f. Hazırlanmış, hazırlanan (adam). |
| BAŞTİNA: | Osmanlı İmparatorluğu zamanında Balkanların bazı yerlerinde devlet arazisinden tapu ve miras suretiyle geçen tarla. |
| BATİN: | Uzak yer. * Şişman. |
| BESATİN: | (Bostan. C.) Bostanlar. |
| BESATİN-İ CİNAN: | Cennet bostanları. Cennet bahçeleri. |
| BETİN: | Yalnız midesini düşünen kimse. |
| BETİN: | Büyük karınlı. Şişman. * Irak, baid, uzak. |
| BUTİN: | Menazil-i Kamer'den üç yıldız. |
| DESTİNE: | f. Bilezik, el bileziği. |
| EBTİNE: | (Bâtın. C.) Çukur yer, kuytu yer. |
| ESATÎN: | Sütunlar. Üstüvaneler. Direkler. * Mc: İleri gelen kimseler. |
| ESTİNE: | f. Yumurta. |
| FATİN: | (Fitne. den) Fitne çıkaran. Dinden çıkarıp azdıran. İğfâl eden. |
| FATİN(E): | (Fıtnat. dan) Anlayışlı, akıllı, zeki, uyanık. |
| FATİN-ÜL ASR: | Asrın en zeki, anlayışlı ve akıllısı. |
| FETH-İ KOSTANTİNİYYE: | İstanbul'un Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fethi. |
| ÇETİN: | Sert. * İnatçı, dik başlı. * Zor, güç. |
| GİYOTİN: | Fr. Eskiden Fransa'da idam cezalarının infazı için kullanılan, kafa kesmeye yarar âlet. |
| GUŞTİN: | f. Etten, etten ibâret, etten meydana gelmiş. |
| GUŞTİN: | f. Etten, etten ibâret, etten meydana gelmiş. |
| HABL-ÜL METİN: | Sağlam ip. * Mc: İslamiyet. Kur'an-ı Kerim. |
| HARATÎN-İ HASSA: | Osmanlılar zamanında Topkapı Sarayı'ndaki bir sınıf san'atkârın adı idi. Bunlar demir ve ağaç eşyayı tesviye ederlerdi. Bugünkü tâbirle tornacı demekti. Bileziklerden çarklara ve silâh yivlerine kadar her çeşit şey yaparlardı. (O.T.D.S.) |
| HATİN: | Sünnet eden. |
| HAVATİN: | (Hâtun. C.) Şerefli kadınlar, hâtunlar. |
| HAYYATÎN: | (Hayyat. C.) Terziler, dikiciler. |
| İBTİNA': | (Binâ. dan) Bir şeyin üzerine bina etme. Bir dava veya bahiste bir şeye istinad etme. |
| İBTİNAEN: | İbtinâ ederek, mübteni olarak, dayanarak. |
| İCTİNA: | Meyve toplamak. Meyve devşirmek. Bir yere toplamak. * Aldanmak. |
| İCTİNAB: | Çekinmek. Sakınmak. Uzak olmak. |
| İCTİNAH: | Bir yana eğilme, meyletme. * Secde etme. * (Hayvan) bir tarafa meyilli koşma. |
| İCTİNAN: | Gizlenmek. |
| İÇTİNAB: | (Bak: İctinab) |
| İFTİNAN: | Türlü türlü ve birbirini tutmayan düzensiz söz söyleme. * Fitneye düşmek. * Âşık olmak. |
| İGTİNA': | (Gınâ. dan) Zenginleşme, zengin olma. |
| İGTİNAM: | Yağma etmek. Fırsatı ganimet bilmek. |
| İGTİNAM-I FIRSAT: | Fırsatı yakalama, fırsattan istifade etme. |
| İHTİNAC: | Meyletme, bir tarafa yönelme, dönme. |
| İHTİNAK: | (Hank. dan) Boğazın sıkılıp tıkanmasından dolayı nefes alamama. Boğulma. |
| İHTİNÂK-I RAHM: | Eskiden, rahmin tıkanmasından dolayı olduğu sanılan ve kadınlarda görülen asabî bir hal ve hastalık. |
| İHTİNAN: | Sünnet olma. |
| İKTİNA': | Künyelenme. * Anlaşılmayacak şekilde söyleme. * Gizlenme, saklanma. |
| İKTİNA': | Yığma, biriktirme. * Çalışarak kazanma. * Meslek edinme. * Tuzak kurup avlanma. * İmsak etme. * Sermâye verme. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| TÎN SURESİ : | Kur'an-ı Kerim'in 95. suresinin ismidir. Mekkîdir. Vettîni Suresi de denir. |
| TÎ' : | Kırk baş koyun. |