Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| TİZ: | f. Keskin. Çabuk, tez. Sık. |
| TİZ-ÂB: | f. Kezzap. |
| TİZ-ÇEŞM: | f. Gözü keskin. |
| TİZ-DEST: | f. Çabuk iş gören, eline çabuk. |
| TİZÎ: | f. Çabukluk, tezlik. Keskinlik. Sıklık. |
| TİZNA: | f. Kılıç, bıçak gibi şeylerin keskin olan ağız tarafı. |
| TİZ-PÂ(Y): | f. Tez, süratli, ayağına çabuk. |
| TİZ-PER: | f. Hızlı ve çabuk uçan. |
| TİZ-REFTÂR: | (Tiz-rev) f. Çabuk yürüyüşlü, acele ile giden. |
| TİZ-REV: | (Bak: Tiz-reftar) |
| TİZ-ÇEŞM: | f. Gözü keskin. |
| İçerisinde 'TİZ' geçenler | |
| ATLETİZM: | yun. Çeviklik, atiklik, kuvvet gibi beden kabiliyetlerini inkişaf ettirmeğe yarayan ve koşu, atlama, ağırlık kaldırma ve atma gibi, tek başına yapılan bedeni çalışmalar. |
| BİL-İLTİZAM: | Bile bile. Bir şeyi doğru ve lüzumlu görüp taraftar olmakla. |
| DÂLL-İ Bİ-L İKTİZA: | (Dâllibiliktiza) İktizası ile delâlet eden. * Ist: Şer'an muhtacun ileyh olan bir lâzime delâlet eden lâfızdır. Başka bir tâbir ile; vaz'olunduğu mânadan mukaddem isbatına şer'an lüzum ve ihtiyaç mevcud olan bir medlule delâlet eden ibaredir. Meselâ: Bir kimse bir şahsa hitaben: "Evini şu kadar liraya benim nâmıma medrese yap" deyip o şahıs da evini medrese yapsa, o ev o kadar lira mukabilinde o kimse nâmına medrese yapılmış olur. Çünkü bu söz ile: "Evini şu kadar liraya bana sat" sonra "onu benim nâmıma medrese yap" denilmiş olur. "Evini medrese yap" emri bir muktezîdir. Evin satılması da muktezâdır. Bu muktezâ olmadıkça öyle bir mânanın emri hükümsüz kalır. Artık öyle bir emrin sıhhatı için evvelce bu muktezânın vücuduna lüzum ve ihtiyaç vardır. Binâenaleyh, o emir bu muktezaya bi-l iktiza delâlet etmektedir. |
| DOĞMATİZM: | (Bak: Nassiye) |
| EHL-İ İ'TİZAL: | Mu'tezile'den olan. (Bak: Mu'tezile) |
| EKLEKTİZM: | yun. Fls: Birbirinden farklı görüşlerin bazı ortak taraflarını bulup uzlaştırıcı bir görüş ileri sürme. |
| ESATÎZ: | (Esâtîze) : (Üstaz. C.) Usta başıları. Bir işin tedbirinde, öğretilmesinde önderlik edenler. |
| FİGÂN-TİZ: | Yüksek feryad. |
| HÂL-İ İHTİZAR: | Can çekişme, ölüm ânı. |
| HÂL-İ İNTİZAR: | Bekleme hâli. |
| HASBEL İKTİZA: | (Hasb-el iktizâ) İktiza ettiği için, gerektiğinden dolayı. |
| HİPNOTİZMA: | (Bak: İpnotizma) |
| HÜSN-Ü İMTİZAC: | İyi geçinme. |
| İBTİZA': | Birşey meydanda ve açık olma. |
| İBTİZAL: | Çokluğu sebebiyle bir nimetin kıymetini bilmeyip, hor kullanmak. * Devamlı şeklide bir şeyi kullanmak. * Edb: Herkesin bildiği bir sözü tekrar etmek. (Mümtâziyetin zıddıdır.) |
| İBTİZAR: | Cebren ve zorla alma. Soygunculuk yapma. |
| İBTİZAZ: | İhtiyacdan dolayı zillet ve hakaretlere tahammül etme. |
| İCTİZA': | Ağaç veya dal kesme. |
| İCTİZA': | İktifa etmek, yeter bulmak. |
| İCTİZAB: | (Cezb. den) Çekip uzatma. * Etrafına toplanma. |
| İCTİZAL: | Sevinme, mesrur olma. |
| İCTİZAZ: | Yün kırkma. * Çayır ve ot biçme. |
| İCTİZAZ-I AGNAM: | Koyun kırkma. |
| İFTİZAH: | (Bak: İftidâh) |
| İGTİZA: | (Gızâ. dan) Beslenme, gıdalanma. |
| İGTİZAB: | Gücenme, kızma, gazaba gelme, darılma. |
| İĞTİZAL: | İplik eğirme. |
| İHTİZA': | Tevazu. Gönül alçaklığı. Alçak gönüllülük. |
| İHTİZA: | Ateş yakıp alevlendirme. |
| İHTİZAB: | (Saç, sakal v.s.yi) boyama. |
| İHTİZAM: | Kemer takma, kuşak bağlama. |
| İHTİZAN: | Birisini işinden alıkoyma. * Çocuğu besleme. |
| İHTİZAR: | (İhtidar) Huzura çıkmak. Hâzır olmak. * Can çekişmek. Hastanın ölüme hazır olması. |
| İHTİZAR: | Hazer etmek. Korunmak. Sakınmak. |
| İHTİZAZ: | Haz duymak. Ferahlamak. |
| İHTİZAZ: | Hafif titremek. Deprenmek. * Şevk ile meyil ve hareket. Harekete geçme. * Sallanma, sıçrayıp oynama. |
| İHTİZAZ: | Alçalma, tezellül. |
| İHTİZAZÎ: | İhtizaza ait. Titremekle alâkalı. |
| İKTİZA: | Lâzım gelme, gerekme. * Lâzım, ihtiyaç. Gerek. * İşe yarama. |
| İKTİZA-Yİ HAL: | Halin ve durumun gösterdiği lüzum. |
| İKTİZAZ: | Bozulup buruşma. |
| İLTİZAK: | Yapışma, birleşme. |
| İLTİZAK-I ESABİ': | Parmakların yapışması. |
| İLTİZAM: | Kendine lâzım kılma. İcrasına cehdettiği şeyi kendi üzerine vâcib kılma. Mülâzemet etme. Gerekli bulma. * Tarafgirlik etme, birinin tarafını tutma. * Onyedinci y.y. dan itibâren devlete gelir getiren kaynaklar, yavaş yavaş belirli bedel karşılığında şahıslara verilmeğe başlandı. Bu usulün adı iltizamdı. İltizamı üzerine alan kimseler, yani mültezimler; geliri devlete peşin olarak öderler, sonra bunu halktan tahsil ederlerdi. (Bak: Mültezim)(Dimağda merâtib var, birbiriyle mültebis, ahkâmları muhtelif. Evvel tahayyül olur, sonra tasavvur gelir.Sonra gelir taakkul, sonra tasdik ediyor sonra iz'an oluyor.Sonra gelir iltizam, sonra i'tikad gelir.i'tikadın başkadır, iltizamın başkadır. Her birinden çıkar bir hâlet: Salâbet i'tikaddan.Taassub iltizamdan, imtisal iz'andan, tasdikten iltizam, taakkulde bitaraf, bibehre tasavvurda. Tahayyülde safsata hasıl olur, mezcine eğer olmaz muktedir.Bâtıl şeyleri güzel tasvir etmek her demde.Sâfi olan zihinleri cerhdir, hem idlâli. S.) |
| İLTİZAMEN: | İltizam yoluyla, iltizam suretiyle. |
| İLTİZAMİYE: | Bilerek yapılmış olan ve iltizama müteallik. |
| İLTİZAZ: | (Lezzet. den) Lezzet duyma, hoş ve lâtif bulma. |
| İLTİZAZAT: | (İltizaz. C.) İltizazlar, lezzet duymalar. |
| İMTİZAC: | Muvafık ve mutabık olmak. Mezcolmak, uyuşmak. İyi geçinmek. Karışmak. |
| İMTİZAC-I ELVAN: | Renklerin uygunluğu. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| TİZ-ÂB : | f. Kezzap. |
| TÎ' : | Kırk baş koyun. |