| Kelime | Anlam |
|---|
| TAKİ: | Kendini koruyan, saklayan. Takvalı kimse. Günahtan çekinen. |
| İçerisinde 'TAKİ' geçenler |
|---|
| ÂMİR-İ MÜSTAKİL: | Hiç kimseye bağlı olmayan ve istiklâl sahibi olan âmir, kumandan. |
| EHL-İ TAKİB: | Takip edenler, peşinden gidenler. |
| HAREKET-İ MÜSTAKİME: | Fiz: Doğru bir çizgi üzerinde olan hareket. |
| HATT-I MÜSTAKİM: | f. Doğru çizgi. * Doğru yol. Doğruluk üzere olan şey. |
| HÜKÛMET-İ GAYR-İ MÜSTAKİLLE: | İstiklâliyet ve hâkimiyet haklarını tamamen haiz olmayıp, diğer bir devletin boyunduruğu altında bulunan hükûmet. |
| HÜKÛMET-İ MÜSTAKİLLE: | İstiklâliyet ve hâkimiyet ve haklarını tamâmen hâiz olan hükümet. |
| MASTAKİ: | Sakız. |
| MÜNTAKİL: | (Nakl. den) intikal eden, geçen. Bir yerden bir yere göç etmiş, taşınmış olan. * Miras kalmış. * Karine ile sözün gelişinden anlayan. |
| MÜNTAKİM: | (Nakm. dan) İntikam alan, öç alan, suçluya cezasını veren. |
| MÜNTAKİMÂNE: | f. Cezalandırırcasına, öç alırcasına. |
| MÜRTAKİ: | İlerliyen, terakki eden. Yükselen, yukarı çıkan. |
| MÜSTAKÎL: | Pazarlığın bozulmasını isteyen. |
| MÜSTAKİLL: | Kendini idare edebilen. Başlıbaşına. Bağımsız. |
| MÜSTAKİLLEN: | (Kıllet. den) Yalnız, ancak. * Başlı başına olarak, kendi başına, bağımsız olarak. |
| MÜSTAKİM: | (Kıyam. dan) Doğru, istikametli. * Eğri olmayan, düz, dik. * Hilesiz, temiz. |
| MÜSTAKİMÂNE: | f. Doğrulukla, namuslulukla, adâlet dâiresinde. |
| MÜTTAKİ: | Ehl-i takva. İttika eden. Haramdan ve günahtan çekinen, kendisini Allah'ın (C.C.) sevmediği fena şeylerdan koruyan. (Bak: İttika - Amel-i sâlih) |
| MÜTTAKÎN: | (Mütaki. C.) Takvalılar. Müttakiler. |
| RUSTAKÎ: | Köylü. |
| SIRAT-I MÜSTAKİM: | En doğru yol, İslâmiyet yolu. Hak yolu. Allah'ın râzı olduğu en doğru yol. Peygamberlerin, evliya ve sâlihlerin, sıddıkinlerin gittikleri meslek.(Sırat-ı müstakim, şecâat, iffet, hikmetin mezcinden ve hülâsasından hasıl olan adl ve adâlete işârettir. Şöyle ki: Tegayyür, inkılâb ve felâketlere ma'ruz ve muhtaç şu insan bedeninde iskân edilen ruhun yaşayabilmesi için üç kuvvet ihdâs edilmiştir. Bu kuvvetlerin birincisi: Menfaatleri cezb ve celb için kuvve-i şeheviye-i behimiye. İkincisi: Zararlı şeyleri def' için kuvve-i sebuiyye-i gadabiyye. Üçüncüsü: Nef' ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz için kuvve-i akliye-i melekiyedir.Lâkin insandaki bu kuvvetlere şeriatça bir had ve bir nihayet tayin edilmiş ise de, fıtraten tayin edilmemiş olduğundan bu kuvvetlerin her birisi, tefrit, vasat, ifrat nâmiyle üç mertebeye ayrılırlar. Meselâ: Kuvve-i şeheviyenin tefrit mertebesi, humuddur ki, ne helâle ve ne de harama şehveti, iştihası yoktur. İfrat mertebesi, fücurdur ki; nâmusları ve ırzları pâyimal etmek iştihasında olur. Vasat mertebesi ise iffettir ki, helâline şehveti var, harama yoktur.İhtar: Kuvve-i şeheviyenin; yemek, içmek, uyumak ve konuşmak gibi füruatında da bu üç mertebe mevcuttur.Ve keza kuvve-i gadabiyyenin tefrit mertebesi, cebanettir ki, korkulmayan şeylerden bile korkar. İfrat mertebesi, tehevvürdür ki, ne maddî ve ne manevî hiç bir şeyden korkmaz. Bütün istibdatlar, tahakkümler, zulümler bu mertebenin mahsulüdür. Vasat mertebesi ise şecaattır ki, hukuk-u diniye ve dünyeviyesi için canını feda eder, meşru olmayan şeylere karışmaz.Ve keza kuvve-i akliyenin tefrit mertebesi, gabavettir ki, hiç bir şeyden haberi olmaz. İfrat mertebesi, cerbezedir ki, hakkı bâtıl, bâtılı hak suretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya mâlik olur. Vasat mertebesi ise; hikmettir ki, hakkı hak bilir, imtisal eder; bâtılı bâtıl bilir, ictinab eder...Hülâsa : Şu dokuz mertebenin altısı zulümdür, üçü adl ve adalettir. Sırat-ı müstakimden murad, şu üç mertebedir. İ.İ.) |
| VAKTAKİ: | f. Ne vakit ki, o zaman ki, olduğu vakit. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| TÂK : | Bina kemeri. Yarım daire şeklinde kapı ve pencere üstü. Çardak. Kubbe. Kavisli bina. Eyvan. |
| TA : | Kur'anın alfabesinde üçüncü harfin adıdır. Ebcedî değeri 400'dür. |