Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| TAL: | f. Bakır veya gümüş tepsi. (Parmaklara takılan) zil. |
| TAL': | Tomurcuk. Miktar. Kadar. Çiçeklerin üremelerine sebep olan sarı tozları. |
| TAL'A: | Görmek. (Bak: Tal'at) |
| TALA': | (C.: Etlâ) Geyik buzağısı. Çatal tırnaklı hayvanların yavrusu. Buzağının ayağını bağladıkları ip. Şahıs. |
| TALAC: | f. Bağırma, feryad, çığlık. Ses, sada. Kavga. Meş'ale. |
| TALAH: | Salih olmayan. Bozuk. |
| TALAH: | Yorulmak, zayıflamak. |
| TALÂK: | Boşamak. Boşanmak. Bağlı olan bir şeyi çözmek, ayırmak. Nikâhlı karısını bırakmak. |
| TALÂK-I BÂYİN: | Yeniden evleniyorlarmış gibi kadının rızası ile tekrar nikâh edilmedikçe geri alınamayacağı talâk. Kadın istemiyorsa erkek zorla alamaz. İddet sırasında kadın, erkeğin evinde kalmaz. Erkek üçüncü defa verdiği bâin talaktan sonra, üzerinden hulle geçmeden karısını bir daha (kadın istese de) alamaz. (Bak: Hulle) |
| TALÂK SURESİ: | Medenîdir. Nisâ Suresi de denir. Kur'an-ı Kerim'in 4. Suresidir. |
| TALAK: | (At) sıçramak ve kalkmak. |
| TALAKAT: | Dil açıklığı. Selâset. Düzgün sözlülük. Güler yüzlülük. |
| TALAK-NAME: | f. Boşama kâğıdı. |
| TALAM: | Esrar otunun tohumu. |
| TALAN: | f. Çapul, yağma. Birisinin malının, herkes tarafından kapışılması. |
| TALANGER: | f. Yağmacı, talancı, çapulcu. |
| TALANGERÎ: | f. Çapulculuk, yağmacılık. |
| TALAR: | f. Dört direk üzerine yapılan ve geceleri yatılan yer. Salon, büyük oda. |
| TALASİM: | (Tılsım. C.) Tılsımlar. |
| TAL'AT: | Vecih, yüz. Çehre. Görünüş. Görüşmek. Güzellik. Görmek. Bir şeye çok rağbet etmek. |
| TAL'AT-EFRUZ: | f. Parıldayan. |
| TALAVET: | Güzel, hüsün. Şirinlik, zariflik. Ağızda çıkan bir nevi yara. |
| TALAZZİ: | (Lazâ. dan) Alev çıkarma. Alevlenme. |
| TALE: | (Tavl. dan) "Uzun olsun" mânâsındadır. |
| TALEB: | İsteme. İstenme. Dileme. İstek. |
| TALEB-İ RÜ'YET: | Görmeyi istemek. Hz. Musa'nın (A.S.) Cenab-ı Hakk'ı görmek istemesi. |
| TALEBDÂR: | f. Alacaklı. |
| TALEBE: | (Tâlib. C.) İstekliler. Şakird. Tahsile çalışan. Öğrenen. Öğrenci. |
| TALEBE-İ ULÛM: | Yüksek dinî ilimleri okuyan talebe. (Bak: Âlem-i berzah)(İmam-ı Şâfiî (K.S.) gibi büyük zâtlar: "Talebe-i ulûmun hattâ uykusu dahi ibadet sayılır." diye ziyade ehemmiyet vermişler. Ş.) |
| TALEBKÂR: | f. İstekli, talebli, arzulu. |
| TALEF: | Fazl. Atâ, hediye, bahşiş, hibe. Kanı heder olmak. |
| TALEL: | (C.: Tulul-Atlâl) Yıkılmış binada kalan duvar temeli. |
| TALH: | Muza benzer meyve. Akasya ağacı. |
| TALH: | Necis bulaşmak, pislik bulaşmak. Havuz dibinde kalan tortu. Kene böceği. |
| TALHA BİN UBEYDULLAH: | (R.A.) : Aşere-i mübeşşeredendir. Çok muharebelere iştirak etti, fedakârlığı büyüktü. Peygamberimiz (A.S.M.) ile muharebede iken kılıç darbesine karşı kolunu gerer ve onu muhafazaya çalışırdı, kendisinden ziyade Hz. Peygamber'i (A.S.M.) muhafazaya azmederdi. Kolu bu yüzden sakatlandı. Hz. Ali (R.A.) buyuruyor ki: "Resul-i Ekrem'den (A.S.M.) duydum. Dedi ki: Talha ile Zübeyir, Cennet'te benim komşularımdandır." Hicretin 36'ncı yılında Cemel Vak'asında şehid oldu. |
| TALİ ': | Doğan. Tulu' eden. Kısmet, kader, baht. Nişangâhın arkasına düşen ok. Yeni hilâl. |
| TALİ: | Tilavet eden, okuyan. İkinci derecede. Sonradan gelen. Man: Birbirine bağlı iki kaziyeden ikincisi. Meselâ: "Duman çıkıyorsa ateş vardır" sözünde "Ateş vardır" sözü tâli'dir. |
| TALİA: | Casus. Nişancı. Asker önünden giden tabur. Rehber, kılavuz; kafilenin önünde giden. |
| TALİA: | Doğan. Ufuktan görünen. Tulu' eden. |
| TALİB: | (C.: Tulleb-Tullâb-Talebe) İsteyen, istekli. Talebe, öğrenci. |
| TALİBE: | (C.: Tâlibât) Kız talebe. Mektebli kız. |
| TALİD: | Bir kimsenin (köle, câriye, hayvan gibi) canlı eşyası. |
| TALİF: | Alınmış şey. |
| TALİH: | Faydasız, yaramaz iş. (Kısmet ve kader mânasında: Bak: Tâli') |
| TALİK: | Güleryüzlü adam. Mütebessim kimse. Düzgün söz söyleyen kimse. |
| TALİK: | Azad olunan esir. Serbest bırakılan esir. |
| TALİL: | Hasır. |
| TALK: | Doğum ağrısı. |
| TALL: | Çiğ, kırağı. İnce yağan yağmur, çisinti. Şebnem. Helâk etmek, iptal. Güzel, lâtif şey. Şiddet. |
| TALLASE: | Kendisiyle levha silinen paçavra. |
| İçerisinde 'TAL' geçenler | |
| AHTAL: | Çabuk yürüyen. * Boşboğaz, çok konuşan kimse. Çenesi düşük. |
| AMEL-İ TÂLİH: | Yaramaz iş, makbul olmayan amel. |
| ARİSTATALİS: | Yunan feylesofu Aristo. |
| ARTAL: | Akranlarından ve benzerlerinden çok daha iri yapılı olan. |
| ATAL: | (C. A'tâl) Vücudun örtüsüz yeri, bilhassa ense. * Bir kişinin güzelliği. * Vücudun tamamı. * Boyuna asılan gerdanlığı kaybetmek. |
| ATAL: | (Itl. C.) Koltuk altları. * Yanlar, kenarlar. * Böğürler. |
| ATALET: | (Utlet) Boş durma. Tembellik. İşsizlik. Hurma salkımı.(En bedbaht, en muztarib, en sıkıntılı işsiz adamdır. Zirâ, atâlet, ademin birâderzâdesidir. Sa'y, vücudun hayatı ve hayatın yakazasıdır. M.) |
| ATALET KANUNU: | Fiz: Duran bir cisim, bir kuvvetin etkisi olmadan hareket edemez; ve hareket hâlindeki bir cisim, bir kuvvetin etkisi olmadan hızını ve yönünü değiştiremez. |
| BA'DEL MÜTÂLAA: | (Ba'de-l mütâlaa) Mütâlaa ettikten sonra, okuduktan sonra. |
| BATALESE: | Ptolemeos soyundan gelen hükümdarlar. |
| BATALET: | Avarelik. İşsizlik. * Boş şeyler söylemek. * Bahadırlık. Cesurluk. Cesâret. |
| BATTAL: | Boş. Hükümsüz. * İşsiz. * Metrûk. Kullanılmaz. olan. * Bâtıl. Mensuh ve mefsuh. * Faydasız. * Pek büyük. Hantal. |
| BATTALİYE: | (Battal. dan) Eskiden, işi bitmiş olan resmi kağıtların konduğu torbaya denirdi. |
| BERTAL: | Rüşvet almak. |
| BETAL(E): | Bahâdır, yiğit, kahraman. |
| BETALET: | (Bak: Batalet) |
| Bİ'R-İ MUATTAL: | Suyu kesilmiş kuyu. Susuz kuyu. |
| EBTAL: | (Battâl. C.) Yiğitler, cesurlar, döğüşken erler. |
| EBTAL: | (C.: Ebâtil) İnsanın böğrü. * En boş. Boşuboşuna. Çok bâtıl. |
| EBU-L MUHTAL: | Katır, bağal. |
| EBU TALHA ZEYD BİN SEHL (R.A.): | Ashab-ı Kiram arasında, sayılı kahramanlardan ve atıcılardandır. Resul-ü Ekreme (A.S.M.) atılan oklara göğsünü germiştir. 20 Hadis-i Şerif rivayet etmiştir. Hicri 34 tarihinde vefat etmiştir. Bütün muharebelere katılmış bir kahraman-ı İslâmdır. (R.A.) |
| EBU TALİB: | (...-619) Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) amcasıdır. (Diyorsunuz ki: Amcası Ebu Tâlib'in imanı hakkında esahh nedir?Elcevap: Ehl-i Teşeyyu, imanına kail; Ehl-i Sünnet'in ekserisi, imanına kail değiller. Fakat benim kalbime gelen budur ki: Ebu Tâlib, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın risaletini değil; şahsını, zâtını gayet ciddi severdi. O'nun -o gayet ciddi- o şahsî şefkati ve muhabbeti, elbette zâyie gitmeyecektir. Evet, ciddi bir surette Cenab-ı Hakk'ın Habib-i Ekremini sevmiş ve himaye etmiş ve taraftarlık göstermiş olan Ebu Tâlib'in inkâra ve inada değil, belki hicab ve asabiyet-i kavmiye gibi hissiyata binaen, makbul bir iman getirmemesi üzerine Cehennem'e gitse de; yine Cehennem içinde bir nevi hususi Cennet'i onun hasenatına mükâfaten halkedebilir. Kışta bazı yerde baharı halkettiği ve zindanda -uyku vasıtasıyla- bazı adamlara zindanı saraya çevirdiği gibi, hususi Cehennem'i, hususi bir nevi Cennet'e çevirebilir... M.) |
| EDİLLE-İ TÂLİYE: | Huk: Örf, âdet, teâmül, istishab, asıl ve amel, maslahat-ı mürsele, kaide-i külliye, âsâr-ı sahabe ve âsâr-ı kibar-ı tabiîn gibi deliller. |
| ENGİŞTAL: | f. Hasta ve zayıf kimse. Dermansız, bî-derman kişi. |
| EYTAL: | (C: Eyatil) Boş böğürlü. |
| FERHUNDE-TÂLİ': | f. Şanslı talihi yaver. Mes'ut, mutlu, saadetli. |
| GAYTALE: | (C: Gıytal) Sık bitmiş olan ağaç. * Seslerin karışması. |
| HANTAL: | Kaba, büyük ve ağır. |
| HATAL: | Boş ve yaramaz söz. |
| HETALAN: | Akmak. * Göz yaşı ve yağmur pespeşe gelmek. |
| HETALLA': | Uzun ve iri vücutlu erkek. |
| HETTAL: | Dağ ismi. |
| HEYTAL: | Tilki. |
| HEYTALE: | (C.: Heyâtıl) Helva kazanı. |
| HİRTAL: | Uzun, tavil. |
| İBTAL: | Battal etmek. Çürütmek. Hükümsüz bırakmak. |
| İBTAL-İ HİSS: | Duygusunu battal etmek ve uyuşturmak.(Evet, şu elim elemi ve dehşetli mânevi azabı hissetmemek için ehl-i dalâlet, ibtâl-i his nev'inden gaflet sarhoşluğu ile muvakkaten hissetmez. Fakat hissedeceği zaman kabre yakın olduğu vakit birden hisseder. Çünki, Cenab-ı Hakka hakiki abd olmazsa kendi kendine mâlik zannedecek. S.) |
| İBTALE: | Bâtıl ve boş şey. |
| İBTALİYYAT: | İşe yaramıyan, boş sözler. |
| İFTAL: | f. Dağınık. * Yırtık, aralık, yarık. |
| İHTİLAF-I METALİ': | Güneş, ay gibi gök cisimlerinin ufukta doğdukları yerin farklı oluşu. |
| İHTİTAL: | Gizli söylenen sözü dinleme. Kulak kabartma. |
| İKTİTAL: | Birbirini öldürme. |
| İSPANYOL HASTALIĞI: | Grip, nezle. Paçavra hastalığı. (İlk önce İspanya'da farkına varıldığı için bu isimle meşhur olmuştur.) |
| İSTİKTAL: | Ölümden korkmayarak kendini tehlikeye atma. Tehlikeli işlere yiğitçe atılma. |
| İSTİTAL: | Gözyaşları inci gibi dökülme. * Birbiri ardınca çıkma. Birbirinin peşinden çıkma. |
| İSTİTALE: | Uzanmak. Uzantı. Uzayıp gitmek. * Birisi üzerine faziletlilik dâvasında bulunmak. * Tecvidde: Harf okunduğunda sesin imtidadına, uzamasına denir. Bu harfe müstatıl harfi de denir. Bu sıfat Dad harfine aittir. * Tıb: Vücutta bazı organların uzaması. |
| İTALE: | Uzatmak. Sözü uzun etmek. Tatvil-i kelâm etmek. * Birini zemmetmek, ayıplamak. |
| İTALE-İ DEST: | El uzatma, hıyânet etme. |
| İTALE-İ LİSÂN: | Dil uzatma, kötü şeyler söyleme. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| TAL' : | Tomurcuk. * Miktar. Kadar. * Çiçeklerin üremelerine sebep olan sarı tozları. |
| TA : | Kur'anın alfabesinde üçüncü harfin adıdır. Ebcedî değeri 400'dür. |