Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
TALİ ': Doğan. Tulu' eden.
Kısmet, kader, baht.
Nişangâhın arkasına düşen ok.
Yeni hilâl.
TALİ: Tilavet eden, okuyan.
İkinci derecede. Sonradan gelen.
Man: Birbirine bağlı iki kaziyeden ikincisi. Meselâ: "Duman çıkıyorsa ateş vardır" sözünde "Ateş vardır" sözü tâli'dir.
TALİA: Casus.
Nişancı. Asker önünden giden tabur.
Rehber, kılavuz; kafilenin önünde giden.
TALİA: Doğan. Ufuktan görünen. Tulu' eden.
TALİB: (C.: Tulleb-Tullâb-Talebe) İsteyen, istekli.
Talebe, öğrenci.
TALİBE: (C.: Tâlibât) Kız talebe. Mektebli kız.
TALİD: Bir kimsenin (köle, câriye, hayvan gibi) canlı eşyası.
TALİF: Alınmış şey.
TALİH: Faydasız, yaramaz iş. (Kısmet ve kader mânasında: Bak: Tâli')
TALİK: Güleryüzlü adam. Mütebessim kimse.
Düzgün söz söyleyen kimse.
TALİK: Azad olunan esir. Serbest bırakılan esir.
TALİL: Hasır.
İçerisinde 'TALİ' geçenler
AMEL-İ TÂLİH: Yaramaz iş, makbul olmayan amel.
ARİSTATALİS: Yunan feylesofu Aristo.
BATTALİYE: (Battal. dan) Eskiden, işi bitmiş olan resmi kağıtların konduğu torbaya denirdi.
EBU TALİB: (...-619) Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) amcasıdır. (Diyorsunuz ki: Amcası Ebu Tâlib'in imanı hakkında esahh nedir?Elcevap: Ehl-i Teşeyyu, imanına kail; Ehl-i Sünnet'in ekserisi, imanına kail değiller. Fakat benim kalbime gelen budur ki: Ebu Tâlib, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın risaletini değil; şahsını, zâtını gayet ciddi severdi. O'nun -o gayet ciddi- o şahsî şefkati ve muhabbeti, elbette zâyie gitmeyecektir. Evet, ciddi bir surette Cenab-ı Hakk'ın Habib-i Ekremini sevmiş ve himaye etmiş ve taraftarlık göstermiş olan Ebu Tâlib'in inkâra ve inada değil, belki hicab ve asabiyet-i kavmiye gibi hissiyata binaen, makbul bir iman getirmemesi üzerine Cehennem'e gitse de; yine Cehennem içinde bir nevi hususi Cennet'i onun hasenatına mükâfaten halkedebilir. Kışta bazı yerde baharı halkettiği ve zindanda -uyku vasıtasıyla- bazı adamlara zindanı saraya çevirdiği gibi, hususi Cehennem'i, hususi bir nevi Cennet'e çevirebilir... M.)
EDİLLE-İ TÂLİYE: Huk: Örf, âdet, teâmül, istishab, asıl ve amel, maslahat-ı mürsele, kaide-i külliye, âsâr-ı sahabe ve âsâr-ı kibar-ı tabiîn gibi deliller.
FERHUNDE-TÂLİ': f. Şanslı talihi yaver. Mes'ut, mutlu, saadetli.
İBTALİYYAT: İşe yaramıyan, boş sözler.
İHTİLAF-I METALİ': Güneş, ay gibi gök cisimlerinin ufukta doğdukları yerin farklı oluşu.
İTALİK: Fr. Üstten sağa doğru yatık matbaa harfi.
MATALİL: (Matlul. C.) Nemli, ıslak ve yaş şeyler.
METALİ': Matla'lar. Tulu' edecek yerler veya zamanlar. Güneş veya benzerinin doğduğu yerler. * Ast: Herhangi bir yıldızın i'tidal-i rebii (Arz'ın güneş etrafındaki gezmesinde, 20 Mart'ta bulunduğu) noktasından geçmek üzere başlangıç kabul edilen daire ile bu yıldızın semavî istiva dairesi üzerindeki ara kesitleri arasında kalan kavis. * Edb: Kaside veya gazelin ilk beyitleri.
METALİB: İstekler. Arzular. Taleb edilen şeyler.
METALİB-İ İSTİKBAL: İstikbale aid istekler. Gelecek için olan arzu ve talebler.
MUNTALİK: (Talâk. dan) Salıverilmiş, bırakılmış. * Bağsız. * Kederi, hüznü ve gamı olmıyan. Sevinçli, mesrur, neşeli.
MUTALİ': Mutâlaa eden. Kitab okuyan. Kitablarla tetkik ve bilgi için uğraşan.
MUTALİÎN: (Mutâli'. C.) Mutalâa edenler. Kitap okuyanlar.
MUTTALİ': Haberli. Bilgisi olan. Bir yüksek yerden bakarak görüp anlayan. Vâkıf. Derk eden.
MUZTALİ': Kavi, kuvvetli kimse.
MÜTALİ': (Mütalaa. dan) Tetkik eden. Okuyan. Bir şeyi etraflıca düşünen.
MÜTALİÎN: Mütalaa edenler.
MÜTETALİ: Birbiri ardınca olup giden.
TALİ ': Doğan. Tulu' eden. * Kısmet, kader, baht. * Nişangâhın arkasına düşen ok. * Yeni hilâl.
TALİA: Casus. * Nişancı. Asker önünden giden tabur. * Rehber, kılavuz; kafilenin önünde giden.
TALİA: Doğan. Ufuktan görünen. Tulu' eden.
TALİB: (C.: Tulleb-Tullâb-Talebe) İsteyen, istekli. * Talebe, öğrenci.
TALİBE: (C.: Tâlibât) Kız talebe. Mektebli kız.
TALİD: Bir kimsenin (köle, câriye, hayvan gibi) canlı eşyası.
TALİF: Alınmış şey.
TALİH: Faydasız, yaramaz iş. (Kısmet ve kader mânasında: Bak: Tâli')
TALİK: Güleryüzlü adam. Mütebessim kimse. * Düzgün söz söyleyen kimse.
TALİK: Azad olunan esir. Serbest bırakılan esir.
TALİL: Hasır.
TILH (TALİH): (C.: Tılâh-Talâyıh) Zayıf. * Yorulmuş. * Geç gelmek.
ZÂT-ÜL MATÂLİ': Birkaç matlâı bulunan akaside.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
TALİ ' : Doğan. Tulu' eden. * Kısmet, kader, baht. * Nişangâhın arkasına düşen ok. * Yeni hilâl.
TAL : f. Bakır veya gümüş tepsi. * (Parmaklara takılan) zil.
TA : Kur'anın alfabesinde üçüncü harfin adıdır. Ebcedî değeri 400'dür.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...