Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| TEVA: | Mâlın helâkı. Mülkün helâk olması. |
| TEVABİ': | (Tabi'. C.) Maiyyet. Bir kimseye tâbi olanlar. İman ve İslâmiyet veya herhangi bir hususta birisine bağlı bulunanlar. Uşaklar. Bir merkeze bağlı olan yerler. Gr: Evvelki kelimeye göre hareke alan kelimeler. |
| TEVABİL: | (Tâbel ve Tâbil. C.) Yemeklere katılan nâne, karanfil, tarçın ve biber gibi şeyler. Baharat. |
| TEVABİT: | (Tâbut. C.) Tabutlar, sandıklar. |
| TEVACÜD: | Kişinin kendini vecd suretinde göstermesi. |
| TEVACÜH: | (Vech. den) Yüz yüze olma. Karşı karşıya gelme. |
| TEVADD: | Muhabbet etmek, sevmek. |
| TEVADU': | (İki taraf düşmanlıktan vazgeçip) barışma. |
| TEVAFFUK: | (Vefk. den) Muvaffak olma, başarma. |
| TEVAFİ: | Tamam olmak, tamamlanmak. |
| TEVAFUK: | Birbirine uygunluk. Muvâfık oluş. Rast gelme hali. Nizamlanmış biçimde birbirine uygun olmak. |
| TEVAFUKAT: | (Tevâfuk. C.) Uygunluklar. Tevafuklar. |
| TEVAFUKAT-I GAYBİYE: | Göze görünmeyen ve bizim için gaybi olan tevafuklar. Kur'an veya kıymetli dinî eserlerde, bir kısım kudsi kelimelerin, yazılışlarında İlâhî bir takdir ile, altalta ve yanyana dizilişleri.(Elbette böyle mübarek bir cemaatte ve tevafukat-ı gaybiyeden daha ziyade kuvvetli bir işaret-i gaybiye var ve ben görüyorum fakat herkese ve umuma gösteremiyorum. M.) |
| TEVAFÜR: | (C.: Tevafürât) Artma, çoğalma. |
| TEVAFÜRÂT: | (Tevafür. C.) Artmalar, çoğalmalar. |
| TEVAGGUL: | Çok uğraşma, meşgul olma. Bir işin çok ilerisine varmak. |
| TEVAGGULÂT: | (Tevaggul. C.) Tevagguller. Devamlı olarak uğraşmalar. |
| TEVAGGUN: | Cenk içinde ikdam etmek. Savaşta sebat edip ilerlemek. |
| TEVAGGUZ: | Çok sıcak olmak. |
| TEVAHHİ: | Daha çabuk, acele, sür'atli. |
| TEVAHHİ: | Talep etmek, istemek. |
| TEVAHHUD: | Vahid, tek olmak. |
| TEVAHHUŞ: | Korkmak. Ürkmek. Kaçmak. Hâli, tenhâ ve ıssız olmak. |
| TEVAHUK: | Cemaat olup gitmek. Topluluk hâlinde gitmek. |
| TEVAİF: | (Bak: Tavaif) |
| TEVAK: | İstekli kimse. |
| TEVAKİ': | (Tevki'. C.) Fermanlar. |
| TEVAKKİ: | Çekinme, hazer etme, sakınma, korunma. |
| TEVAKKU': | (C.: Tevakkuât) (Vuku. dan) Bekleme, umma, ümid etme. İsteme, arzu etme. |
| TEVAKKUD: | Tutuşup yanma. |
| TEVAKKUF: | Durma. Eğlenip kalma. Duraklama. |
| TEVAKKUFÂT: | (Tevakkuf. C.) Beklemeler, durmalar, eğlenmeler. |
| TEVAKKUL: | Dağ üstüne çıkmak. |
| TEVAKKUR: | (Vekar. dan) Vakar peydâ etme. Vakarlanma. |
| TEVAKKUS: | Şiddetle basmak. Atın seyri. |
| TEVAKUN: | Noksan etmek, eksiltmek. |
| TEVAKÜL: | (Vekl. den) Birbirini vekil etme. |
| TEVALİ: | Uzayıp gitmek, devam etmek. Birbiri ardınca sıra ile gelmek. Sürmek. |
| TEVALİYEN: | Tevali etmek suretiyle. |
| TEVALÜD: | Doğma, doğurma. |
| TEVAMÜR: | Danışmak, istişare etmek. |
| TEVANA: | (Tüvânâ) f. Güçlü, kuvvetli, iktidarlı. |
| TEVANİ: | f. İşde tembellik etmek. Kusur işlemek. Usançlık, bezginlik göstermek. |
| TEVARİ: | Gizlenme, kaybolup göze görünmeme. |
| TEVARİ-İ KAMER: | Ayın gizlenmesi, görünmez olması. |
| TEVARİH: | (Târih. C.) Tarihler. Hâdiselerin zuhur zamanını kaydeden kitaplar. |
| TEVARÜD: | Vârid olma, gelme. Yetişme, vâsıl olma. Arka arkaya gelmek. Edb: Birbirinden habersiz olarak iki şâirin aynı beyti veya mısrayı söylemeleri. |
| TEVARÜS: | Mirasa konmak, birisine diğerinden irsen geçmek. Miras yemek. |
| TEVARÜSÂT: | (Tevarüs. C.) Tevarüsler, mirasa konmalar. İrsen geçmeler, irsî olarak geçmeler. |
| TEVASİ: | (Vasiyet. den) Vasiyetleşme. Birbirine tavsiye etme. |
| İçerisinde 'TEVA' geçenler | |
| ALETTEVALİ: | Arası kesilmeksizin, birbiri ardınca, arka arkaya. |
| BİLÂ-TEVAKKUF: | Durmadan, tereddüt etmeden. |
| FETEVA: | (Fetva. C.) Fetvalar. Ehliyet sâhibi bir din âliminin bir mes'ele hakkında müsbet veya menfî haber ve malûmatları. (Bak: Fetva) |
| FİRAŞ-I MÜTEVASSIT: | Fık: Ümmü veledin firaşı mânâsına gelen bir tabirdir. Firaş-ı mütevassıtta bilâ davet neseb sahih olmaz. |
| HABER-İ MÜTEVATİR: | Birçok kimselerin çokları vasıtası ile rivâyet ettikleri hadis. |
| HADÎS-İ MÜTEVATİR: | Kizb üzerine ittifakları aklen tecviz olunmayan cemaatlerin birbirinden ve ilk cemaatin de bizzat Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmdan rivâyet ettiği Hadis-i şeriftir. (İlm-i yakîni ifade eder. "Bu hadis-i şerif Peygamber'den (A.S.M.) sâdır olmuş mu?" demeğe imkân kalmaz). |
| HASM-I MÜTEVARÎ: | Huk: Mahkemeye gelmekten ve vekil göndermekten çekinen kimse. |
| HİSSİYAT-I MÜTEVARİSE: | Geçmiş ecdaddan yeni nesle intikal edip gelen hisler. (Hürmet ve hayâ hisleri gibi) |
| KÜTÜB-Ü TEVARİH: | Tarih kitabları. |
| MAHALL-İ TEVARÜD: | Vâsıl olunan yer. * Birisine yetişilen mahal. |
| MUHTEVA: | Bir şeyin içindekiler. Kaplanan, içine alınan. İçindeki şey. |
| MÜSTEVA: | Gr: Müzekker ile müennesi şâmil olan, içine alan. |
| MÜTEVACİD: | Sahte ve yapma olarak vecde gelen. |
| MÜTEVACİH: | Yüzleşen, yüz yüze gelen. |
| MÜTEVACİHEN: | Karşılaşarak, karşı karşıya olarak. Yüz yüze gelerek, yüzleşerek. |
| MÜTEVADD: | Birbirine sevgi gösteren. |
| MÜTEVADİ': | Düşmanlığı ve husumeti bırakarak barışan. |
| MÜTEVAFIK: | Birbirine uygun olan, tevafuk eden. |
| MÜTEVAFİR(E): | (Vüfur. dan) Çoğalan, bollanan, fazlalaşan. |
| MÜTEVAGGİL: | Bir şeyin çok derinliğine giren, meşguliyetini derinleştiren. Usanmayıp, yorulmayıp gayret ve devam eden. |
| MÜTEVAGGİLÎN: | (Mütevaggil. C.) Çok uğraşanlar, fazla meşgul olanlar. Bir şeyin derinliğine varanlar. |
| MÜTEVAHHİŞ: | Tevahhuş eden, ürken, korkan, yadırgayan. |
| MÜTEVAHHİŞÂNE: | f. Korkarak, ürkerek, tevahhuş ederek. |
| MÜTEVAİD: | Birbirine söz veren. Sözleşen. |
| MÜTEVAİDÎN: | (Mütevâid. C.) Sözleşenler, vaidleşenler, birbirlerine söz verenler. |
| MÜTEVA'İR: | Hakir, zelil. Nefret edip kimse yanına gelmeyen. |
| MÜTEVAKİL: | Birbirini vekil eden. |
| MÜTEVAKKI': | Bir şeyin vukuuna muntazır olan, ümid eden, ricâ ve niyazda bulunan. |
| MÜTEVAKKID: | Tutuşan, tutuşup yanan. |
| MÜTEVAKKIF: | Bir şeye bağlı olan, onunla iş görecek olan, ilerlemeyip duran. * Bekleyen, tevakkuf eden, duran, eğlenen. |
| MÜTEVAKKIR: | (C.: Mütevakkırîn) (Vakar. dan) Onurlanan, vakarlanan. |
| MÜTEVAKKIRÎN: | (Mütevakkır. C.) Onurlananlar, vakarlananlar. |
| MÜTEVAKKİ: | Tevakki eden. Kendini gözeten, tehlikeli şeylerden sakınan ve çekinen. |
| MÜTEVALİ: | (Velâ. dan) Aralık vermeden devam eden, tevâli eden. Birbiri ardınca sıra ile olan. |
| MÜTEVALİD: | Birbirinden doğup üreyen. |
| MÜTEVALİYEN: | Üst üste, aralık vermeden, peş peşe. |
| MÜTEVARİ: | (Verâ. dan) Gizli, saklı. Bir şeyin arkasına veya altına çekilerek saklanan. |
| MÜTEVARİD: | (Vürud. dan) Gelen, tevarüd eden. |
| MÜTEVARİS: | (Veraset. den) Birinden diğerine vâris olup kalan. Babadan oğlu geçen, tevarüs eden. |
| MÜTEVASIK: | Birbirine güvenip itimad etmek suretiyle anlaşan. |
| MÜTEVASIL(A): | (Vasl. dan) Birbirine bitişmiş. Birbirine ulaşan, gelen. |
| MÜTEVASİ: | Birbirine teveccüh edip yönelen. Birbirine tavsiye eden. |
| MÜTEVASİB: | Birbirinin üzerine sıçrayan. |
| MÜTEVASSIL: | Kavuşan, ulaşan, vâsıl olan. * Yakınlık ve münasebet kuran. |
| MÜTEVAŞŞİH: | Süslenen, takınan. |
| MÜTEVATİ: | Birbirine benzeyen. |
| MÜTEVATİR: | Çok kimselerin naklettikleri haber. Yaygın haber. Herkesin veya alâkadarların işitip doğruluğunu kabul ettikleri kat'i, şüphesiz, sağlam haber. Yalan üzerine birleşmeleri aklen mümkün olmayan bir cemaatın bir hâdise hakkında verdikleri haber. (Bak: Tevatür) |
| MÜTEVATİR-İ BİLMÂNÂ: | Nakledilen bir haberin başka ifade ve kelimelerle, başka başka şekilde ifade edilerek tevatür hâle gelmesi. Mânaların çok insanlarca başka başka kelimelerle nakledilmesi. Bir haberin veya hâdisenin farklı ifadelerle, başka başka şahıs veya topluluklar tarafından nakledilmiş olması. |
| MÜTEVATİRAT: | Mütevatir olanlar. Çoklarının bildiği ve duyduğu haberler, hususlar. * Man: Kizb üzerine ittifakları aklen muhal olan bir topluluk tarafından verilen haberle hüküm ve tasdik olunan kaziyeler. |
| MÜTEVATİREN: | Mütevatir olarak, tevatürle naklolunmak suretiyle. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| TEVABİ' : | (Tabi'. C.) Maiyyet. Bir kimseye tâbi olanlar. İman ve İslâmiyet veya herhangi bir hususta birisine bağlı bulunanlar. * Uşaklar. * Bir merkeze bağlı olan yerler. * Gr: Evvelki kelimeye göre hareke alan kelimeler. |
| TE : | f. Dek, kadar, değin. Meselâ: Ser-te-ser $ : Baştan başa. |